Emeklinin maaşının hangi gün yattığı, bu ülkede artık basit bir takvim bilgisi değil; hayatın bizzat kendisidir. Çünkü milyonlarca emekli için o gün, ayın kaçında nefes alınacağını belirler. Kiranın yatacağı gün, elektrik faturasının son ödeme tarihi, eczaneye gidilip gidilemeyeceği… Hepsi o maaş gününe bağlanmış durumda.
Bugün SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı emeklileri maaşlarını aynı gün almıyor. Her biri farklı bir ödeme takvimiyle ilerliyor.
SSK emeklilerinde ödeme günleri ayın 17’sinden başlıyor, 26’sına kadar uzanıyor. Bağ-Kur emeklilerinde ise maaşlar ayın 25’i ile 28’i arasında yatıyor. Emekli Sandığı emeklileri için maaşlar ayın 1’i ile 5’i arasında ödeniyor.
Ancak asıl mesele, maaşın hangi gün yattığından daha büyük.
Asıl mesele, yatan paranın yetmemesi.
Emekli maaşı Türkiye’de uzun zamandır geçim sağlamaktan çıkmış, adım adım bir “hayatta kalma” sınavına dönüşmüştür. Market raflarında fiyatlar her gün değişirken, kiralar bir memleket gerçeği olmaktan çıkıp bir kabusa dönüşürken, ilaç katkı payları ve ulaşım giderleri katlanırken; emeklinin maaşı bu hayatın gerisinde kalmaktadır.
Bu yüzden son dönemde “en düşük emekli maaşı 20.000 TL olsun” tartışması gündeme getiriliyor. Fakat burada çok önemli bir itiraz var: Emeklinin hakkı, 20.000 TL gibi bir rakama sıkıştırılamaz. Emeklilik; bir ömrün emeğinin karşılığıdır, pazarlık konusu değildir. Bugün milyonlarca emekli, sadece rakam duymak değil, insanca yaşam talep etmektedir. Dolayısıyla mesele “şu kadar olsun” değil; emeklinin insan onuruna yakışır bir gelir seviyesine kavuşmasıdır.
Şimdi gelelim kritik noktaya…
Eğer bu konuda hazırlanacak kanun teklifi zamanında yasalaşmazsa, Ocak ayında yapılması gereken artış emeklinin maaşına aynı ay içinde yansımayabilir. Bu durumda Ocak ayındaki maaşlar eski tutardan ödenir, yeni düzenlemenin getireceği farklar ise takip eden ayda, yani Şubat ayında emeklilerin hesabına yatırılır.
Bu ne demektir?
Bu, emeklinin bir ayı daha eksilerek yaşaması demektir. Bir ay daha borçla çevirmesi demektir. Bir ay daha markette “bugün bunu almayayım” demesi demektir. Bir ay daha eczanede “sonra alırım” diye geri dönmesi demektir. Çünkü emekli için geç gelen her hak, eksik gelen bir haktır.
Sosyal devlet dediğimiz şey, sadece bir düzenleme yapmak değildir. Sosyal devlet, o düzenlemenin emeklinin hayatına zamanında ve gerçek anlamda dokunmasıdır. Emeklinin hakkını geciktirmek; rakamları büyütmekten çok daha ağır bir meseledir. Çünkü emekli, gecikmeyi cebinde değil, hayatında hisseder.
Bugün emekli ayın 17’sini, 25’ini, 28’ini beklerken aslında şunu bekliyor: Bir ömrün karşılığının verilmesini… İnsanca yaşamayı… Emeğinin yok sayılmamasını…
Ve herkes bilsin: Emekli artık sabırla değil, hesapla yaşıyor. Ayı nasıl tamamlayacağını, hangi borcu erteleyeceğini, hangi ihtiyacından vazgeçeceğini hesaplıyor.
Oysa emeklilik, hesap yaparak yaşanacak bir dönem olmamalı.
Emeklilik, dinlenme hakkıdır.
Emeklilik, bir ömrün onurudur.
Emeklilik, yoksulluğun adı olamaz.