Eğitimin geleceği: Okullar müzeye mi dönüşecek?

 TÜRKİYE VE EĞİTİM HEPİMİZİN
Şahin Aybek yazdı: Eğitimin geleceği: Okullar müzeye mi dönüşecek?

"Okulların varlığına ilişkin inanç biterse, okullar da eski sanayi bölgelerinin “Pas Kuşağı” olarak adlandırıldıkları gibi bir pas kuşağına gireceklerdir."

Doç. Dr. Zeynep Meral Tanrıöğen ile eğitimin geleceği üzerine konuştuk.

GELECEĞİN ŞEKİLLENMESİNDE HAYAL KURMANIN ETKİSİ NEDİR VE İNSAN NEYİ HAYAL ETMİŞTİ?

İnsanın Hayali

İnsanlar gelecekte ne olacağını her zaman merak etmişlerdir. İnsanın bu merakına verilebilecek geçerli cevaplardan birisi “Gelecekte ne olacağını merak ediyorsanız geçmişte insanın neyi hayal ettiğine bakın!” demek olacaktır. Çünkü insanın davranışlarını motive eden en güçlü faktör hayalleridir. Bilmek davranışın göstergesi olmayabilir belki ama davranışlara yön veren unsur insanın ihtiyaçlarından oluşan hayalleridir. Yani, insan korunmuş bir doğayı hayal etmiş olsaydı, bugün küresel ısınma, çevre kirliliği gibi global sorunlarla uğraşıyor olmazdı. Aslında eğitimin üstesinden gelemediği sorunlardan birisi olan çevre değeri kazandırma, okul öncesinden başlayarak okullarda müfredatta işleniyor olmasına rağmen davranışa dönüşmesindeki güçlükler belki de eğitim sistemlerinin bilgi aktarmakla yetinip hayal ekiminde yeteri kadar güçlü olmaması ya da hayal kurmayı küçümsemesinden kaynaklanıyor olabilir! Bu bakış açısı hiç de yanlış değildir, zira Yuval Noah Harari Transhümanizm kavramına bakış açısını Homo Sapiens kitabında 30 bin yıl önce insan eliyle yapılmış fildişinden oyulmuş insan-adam heykeliyle açıklamıştır: “İnsan 30 bin yıl önce yarı insan yarı hayvan özelliklere sahip bir insanın hayalini kurmuştur. İnsan için üst insan olma yeni bir kavram değildir. Benzer şekilde, biz de eğitimciler olarak belki de gelecekte eğitimin nasıl olacağına ilişkin cevabımızı geçmişe bakarak vermeliyiz! Muazzez İlmiye Çığ kendisi ile yapılan bir röportajda kendisine yöneltilen “Çivi yazısıyla deşifre ettiğiniz Sümer tabletlerinde denk geldiğiniz ilginç bulgular var mıydı?” sorusuna şu şekilde cevap vermişti: O zamanlarda da okul olarak nitelendirebileceğimiz ve öğrenci statüsünde olduğunu fark ettiğimiz çivi yazısının öğretilmesi aşamasında öğrencilerin tabletlere rastgele yazılar yazdıklarını ve şu ilginç ve ortak duyuyu yonttuklarını belirtmişti; "Bugün keşke okul olmasaydı!" Kim bilir belki de insan gerçekten okulu hiç istememişti, belki de baştan beri okul insanın doğasına hiç uygun değildi ve hep bu ihtimali hayal etti.

MOORE YASASI VE PAS KUŞAĞI BİZE NEYİ ANLATMAKTADIR?

Bilimsel Temel: Moore yasası ve Pas Kuşağı

Teknolojideki hızlı gelişmeler Moore yasası ile açıklanabilmektedir. Bu yasaya göre teknoloji 18 ayda iki katı gelişme göstermektedir. Fakat bu yasaya getirilen son bakış açısı, teknolojinin üstel büyümesindeki hızın yavaşlayacağı, yani Moore yasasının da sonunun geleceği, büyümenin hızının kesileceği yönündedir.

Çünkü önceden bir oda büyüklüğündeki bilgisayarların boyutları transistör ve çip teknolojisindeki gelişmeler sayesinde oldukça küçülmüştür. İşte bu nokta transistörlerin ve çiplerin de ancak bir atom büyüklüğüne kadar küçülebileceğini, üstel büyümenin devam edeceği fakat ikiye katlanmanın yıllar alacağını ifade etmektedir. Bugün en küçük transistörün çapı otuz atomdur. Yani Moore yasasının ne zaman çökeceğini aşağı yukarı tahmin edebiliriz. Çipler de artık tişörtlerin üzerine motif basar gibi yapılmaktadırlar. Atom düzeyine inince bu süreç sınırlarına ulaşacaktır. Bundan sonrası da pas kuşağı olarak adlandırılmaktadır. Pas kuşakları, eski sanayi bölgelerinin bulunduğu yerlere verilen isimdir. Transistör ve çip teknolojisindeki gelişmeler ile kullanıcılara sunulan akıllı telefonlar, kişisel bilgisayarlar ve aplikasyonlar gibi çeşitli teknolojilerin merkezi haline gelen Silikon Vadisi’nin yeni bir teknoloji geliştiremezse eski sanayi bölgesi olarak kalma tehlikesi bilim dünyasında dile getirilmektedir. Şu an Silikon Çağı'ndayız ve yeni bir teknoloji bulunursa, Silikon Sonrası Dönemi'ne geçeceğiz. Silikon sonrası dönemin atığının da kağıt değil, çip olacağı akla gelmektedir. Bilgisayarlar üstel olarak büyümeye devam edecek, ama ikiye katlanması yıllar alacaktır.

OKULA İLİŞKİN İNANÇ AZALACAK MI?

Doğada nesnel gerçekliği bulunmayan para gibi okullar da kurgudur. Okullar da para da doğada yetişmezler. Okul insan kurgusudur. Peki insan kurgusu olan bir kavram neden bu kadar yaygın olarak karşımıza çıkar? Çünkü kurgular, insanlar onlara inandıkları için yaşamlarını sürdürürler. Okulun kültür aktarımına, piyasanın ihtiyaç duyduğu işgücünü yetiştirdiğine vb. inanç devam ettiği sürece okul kavramı yaşayacaktır. Okulların varlığına ilişkin inanç biterse, okullar da eski sanayi bölgelerinin “Pas Kuşağı” olarak adlandırıldıkları gibi bir pas kuşağına gireceklerdir.

SANAYİ DEVRİMİ VE AŞIRI UZMANLAŞMANIN GELECEĞİN EĞİTİMİNE ETKİSİ

Sanayi Devrimi'yle birlikte el üretiminden fabrikasyon olan seri üretime geçilmiştir. Seri üretimin en büyük anahtarı da zannedildiği gibi tek başına makinanın icadı değil, aynı zamanda yönetim biliminin duayeni Frederick Taylor’ın uyguladığı işbölümü yöntemidir. Taylor işi o kadar bölmüştür ki iş aşırı derecede basitleşmiştir. Taylor’ın bu buluşu sadece sanayiyi değil, eğitim sistemlerini de etkilemiş ve branşlar ortaya çıkmıştır. Eğitimde branşlaşma da işi parçalara ayırmış ve eğitim fakültelerinde kendi içinde birçok branşın ortaya çıkmasını sağlamıştır. Yapay zekâ meslekleri insanın elinden alacak mı? Sorusuna belki de bu eksenden bakarak cevap vermeliyiz. Çünkü yapay zekânın aynı işin sürekli tekrarı olan işleri elimizden alacağını zaten konuşuyorduk, şimdi ise gelişmiş üretken yapay zekâlardan ve Elon Musk’ın söylemiyle artık yapay zekâya aktarılacak dünya üzerinde bir bilgi kalmadığından bahsediyoruz. Büyük olasılıkla eğitim sisteminde ilk ortadan kalkacak olan (ya da o alanda öğretmene ihtiyaç duyulmayacak olan) yapay zekaların ihtiyacı öncelikli olarak karşılayabilecek oldukları kesimler ve branşlar olacaktır. İş basitleştiği oranda işi kaybetme tehlikesi bulunmaktadır. Gelecekte sosyal bilimler, temel bilimler ya da posthümanistlerin tartışmalarında geçen metabeşeri bilimlere kadar geri çekilecektir. Eğitim Fakülteleri de belki fizik ABD teorik, fizik, deneysel fizik şeklinde kendi içinde ayrıldığı gibi teorik Eğitim Bilimleri ve deneysel Eğitim Bilimleri olarak ayrılacaktır.

OKULLAR MÜZELERE Mİ DÖNÜŞECEK? HER YERDE AMA HİÇBİR YERDE!

Nasıl ki insanlar ellerinde var olan teknolojinin aynısını vaat eden bir teknolojiyi satın almıyorsa, yapay zekânın kendilerine sunabileceği eğitimi de okul ortamında alıyor olmaktan hiç de memnun olmayacaklardır.

Kitlesel teknolojilerin gelişim aşamalarına baktığımızda, ister elektrik ister su ister müzik isterse internet olsun, hepsinin ilk başta çok değerli olduklarını ve her yerde olma özelliğine sahip olamadıklarını görürüz. Örneğin, 80’lerde suyun ve elektriğin ulaşmadığı köyler vardı! Zamanla bu teknolojiler kişiye özgü olmaya başlamış, sonrasında maliyetleri düşmeye, ucuzlamaya ve her yerde ama hiçbir yerde olma durumuna evrilmişlerdir. Bugün evlerimizde, iş yerlerimizde kullandığımız elektriğin, suyun, dinlediğimiz müziğin ve internetin nereden geldiğini göremiyoruz; hepsi ya duvarların içine döşeli halde bulunmakta ya da elektromanyetizma ile bize ulaşmaktadır. Onları göremiyoruz ama bize sunduğu fırsatları kullanmaya devam ediyoruz. Yani her yerdeler ama aynı zamanda da hiçbir yerdeler.

Son aşamada ise moda malzemelerine dönüşmüşler ve rengarenk ışıklarla aydınlatılmış meydanlarda ışık gösterileri ya da büyük havuzlarda su gösterileri olarak karşımıza çıkmışlardır. Örneğin, gramofonlar: insanlar bugün gramofonlara ihtiyaç duymazlar, ama koleksiyonerler için antika değeri taşırlar. İnsanların nostaljiye olan tutkularını değerlendiren piyasacı ekonomi de bugün gramofonları modernize ederek, yani dijitalleştirerek, alıcıların beğenisine sunmaktadır.

Peki okullar da aynı aşamalardan mı geçecek ve en sonunda moda malzemesi mi olacak? Okul da, aynı kitlesel teknolojilerde olduğu gibi, Sanayi Devrimleri'nden önce aristokrat sınıfın, yani seçkin sınıfın, çocukları için bir ayrıcalıktı ; değerli ve pahalıydı. Sanayi Devrimi'nden sonra okul halkın ulaşabileceği bir kavrama dönüşmüştür.

Yine teknolojinin gelişim aşamalarında olduğu gibi benzer soruları burada da sorabiliriz:

Teknolojinin bir sonraki aşaması, pas kuşağına geçiş sınırı çiplerin küçülmesiydi. En fazla 30 atom boyutuna kadar küçülebilirler; sonrası kuantum mekaniği, demiştik. Modern eğitimde de benzer bir durum yaşanmaktadır. Yönetim bilimci Taylor’ın işbölümü ilkesi ve beraberinde gelen aşırı derecede uzmanlaşma ve bu durumun eğitim sisteminde yol açtığı branşlaşma! Burada sormamız gereken soru, eğitim sistemlerinde uzmanlaşmanın son noktaya ulaşıp ulaşmadığı olacaktır; yani branşlar daha fazla bölünecek mi? Yoksa sonuna mı geldik?

Okul her yere ulaşabildi mi? Öğretmensiz okul var mı? Okulsuz köy var mı? Taşımalı eğitim devam ediyor mu?

Okullarda verilen eğitim hâlâ değerli mi?

Okul her yerde ama hiçbir yerde aşamasına ulaştı mı?

Bu sorulara vereceğimiz yanıtlar, okulların pas kuşağına girip girmediği, eski sanayi bölgesi olarak adlandırılıp adlandırılamayacağı ve moda malzemesine dönüşüp dönüşmediği konularına verilecek cevaplar olacaktır!

Yani, nasıl Silikon Vadisi transistörler ancak bir atom boyutuna kadar küçülüp pas kuşağına girecek ve onun için yeni bir dönem başlayacaksa (ki o dönem fizikçilere göre kuantum fiziğidir), okul için de teknolojideki gelişmeler aracılığıyla okulun her yerde ama hiçbir yerde aşamasına geçtiğini gördüğümüzde, okulların artık eski sanayi bölgeleri olarak adlandırıldığını, başka bir deyişle pas kuşağına girdiğini göreceğiz. Pas kuşağının atığı da ne kağıt ne de çip olacak; bunların yerine pas kuşağına girecek okulun atığı branşlar olacaktır! Pas çağından kurtulamayan bazı okullar da birer moda aracına dönüşüp müze olarak kullanılacaklar ya da daha iyi bir potansiyelle karşımıza çıkacaklardır.

Sevgili hocam değerli bilgileriniz için size teşekkür ediyorum. Türkiye Hepimizin, Eğitim Hepimizin...

Eğitim Haberleri