Eğitimde sessiz çöküş: Sistem alarm veriyor, öğretmen sahipsiz!

 TÜRKİYE VE EĞİTİM HEPİMİZİN
Şahin Aybek yazdı: Eğitimde sessiz çöküş: Sistem alarm veriyor, öğretmen sahipsiz!

"Bakanlık öğretmeni koruyamazsa eğitim çöker; çöken eğitim ise ülkenin geleceğini yok eder."

Hürriyetçi Eğitim Sen Kocaeli Şube Başkanı Adem Ellialtıoğlu ile eğitim problemlerimizi ve çözüm önerilerini konuştuk.

Türkiye’de eğitim sisteminin temel taşı olan öğretmenler; şiddet, mobbing, asılsız ihbarlar ve liyakatsizlik kıskacında bir varlık mücadelesi veriyor. Eğitim sendikalarının sahadan derlediği yakıcı veriler, Milli Eğitim Bakanlığı’na yönelik eleştirilerin dozunu artırıyor. "Öğretmenin sustuğu yerde toplum geriler" ilkesinden hareketle, eğitimin kanayan yaralarını bir "Memleket Meselesi" olarak masaya yatırıyoruz.

OKULLARDA GÜVENLİK KRİZİ VE ŞİDDET SARMALI

Son dönemde Türkiye genelindeki eğitim kurumlarında artan şiddet olaylarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Öğretmenler okul koridorlarında gerçekten güvende mi?

Bugün Türkiye’de yaklaşık 1 milyon 200 bin öğretmen görev yapıyor. Bu, bir ülkenin zihinsel sermayesi, yarınlarını inşa eden dev bir ordudur. Ancak bu dev ordu, kendi çalışma alanında en temel insan hakkı olan "can güvenliğinden" mahrum bırakılmıştır.

Sahadan gelen veriler tek bir gerçeği haykırıyor: Öğretmen artık okulda kendini güvende hissetmiyor. Sınıfa girerken arkasını kollayan, veli görüşmesine giderken "Acaba darp edilir miyim?" diye endişe eden bir öğretmenden nitelikli bir eğitim bekleyemezsiniz. Şiddet, okullarımızın kapısından içeri fütursuzca girmiş durumdadır. Şunu açıkça ilan ediyoruz: Öğretmenin can güvenliği yoksa, o ülkede eğitimin de geleceği yoktur. Bu şiddet sarmalı, sadece fiziksel bir saldırı değil, toplumun değerler sistemine sıkılmış bir kurşundur.Özellikle Son yıllarda eğitimcilere uygulanan fiziksel şiddetin dozajı artarak devam etmektedir ve bunun neticesinde öldürülen onlarca eğitimci arkaşımızı görmekteyiz.

SİNSİ BİR SALGIN: KURUMSAL MOBBİNG

Eğitim çalışanlarının en büyük yaralarından biri de "mobbing". Bu sorun Türkiye genelinde ne kadar derinleşti?

Mobbing, eğitim sisteminin en sinsi ve en zehirli sorunudur. Rakamlar dehşet verici düzeyde; okullardaki çalışma barışı adeta dinamitlenmiş durumda. Araştırmalar gösteriyor ki, her 3 öğretmenden biri ya doğrudan mobbinge maruz kalıyor ya da her an maruz kalabileceği korkusuyla yaşıyor.

Liyakatsiz yöneticilerin koltuk koruma hırsı ve "dediğim dedik" anlayışı, öğretmen odalarını huzursuzluk yuvasına çevirdi. Korku ile yönetilen okullardan nitelikli nesiller çıkmaz. Baskı altındaki bir zihin, öğrenciye ilham veremez. Biz mobbingi sadece kişisel bir taciz olarak değil, sistemin kendi kendini imha etme süreci olarak görüyoruz.Yine son dönemde basına çokça yansıyan birkaç tane örnek verecek olursak; öğretmenler odalarına takılan kameralar, sosyal medya gruplarında beğeni yapmadı diye soruşturma açılan öğretmenler, idare ile arası iyi değil diye ders programı hallaç pamuğu gibi dağılan öğretmenler. Bu örneklerden yüzlerce sayabiliriz. Artık buna bir son vermek lazım.

CİMER SİLAHI VE "RESMÎ MOBBİNG"

CİMER şikayetleri ve Bakanlığın bu şikayetlere yaklaşımı son dönemde çok tartışılıyor. "Resmî Mobbing" kavramını biraz açar mısınız?

İşte meselenin en can alıcı noktası burası. Bugün öğretmenler sadece müfredatla değil, sistemin bizzat kendi elleriyle beslediği bir "ihbar mekanizmasıyla" savaşıyor. CİMER, vatandaşın sesini duyurması için kurulmuş bir mecra iken, bugün öğretmene karşı kullanılan bir "itibar suikastı silahına" dönüşmüştür.

Bazı veliler, hiçbir somut delile dayanmadan, hatta bazen iftira niteliği taşıyan iddialarla CİMER üzerinden öğretmeni hedef alıyor. Bakanlık ise bu başvuruları süzgeçten geçirmeden, öğretmenin onurunu korumadan doğrudan soruşturma konusu yapıyor. Burada hukuku hatırlatmak zorundayız:

TCK Madde 267 (İftira Suçu): İşlemediği bir suçu bir kamu görevlisine isnat edenler cezalandırılmalıdır.

İsnat ve İftiralara Karşı Koruma (DMK Madde 25): Devlet memuru hakkındaki şikayet asılsız çıkarsa, mülki amirler iftirayı atanlar hakkında kamu davası açılmasını talep etmek zorundadır.

Ancak uygulamada; Bakanlık öğretmeni korumuyor, Valilikler iftiracıya dava açmıyor ve öğretmen sahte bir dilekçe ile aylarca soruşturma stresi yaşıyor. İşte biz buna "Resmî Mobbing" diyoruz. İdare, asılsız şikayetleri bir baskı aracı olarak kullanmaktadır. Hürriyetçi Eğitim Sen Kocaeli Şubesi olarak Türkiye’de ilk resmi başvuruyu Kocaeli Valiliğine yaparak bu konuyu ülke gündemine taşıdık.03/12/2024 tarihinde Kocaeli Valiliğine şu soruları sorduk;

1)Kocaeli ilimizde 2024 yılı içerisinde Milli Eğitim Personeli (Öğretmen, memur, idareci)hakkında kaç tane CİMER şikayeti yapılmıştır ve yapılan inceleme , soruşturma sonucunda kaç tanesi asılsız çıkmıştır?

2)Asılsız çıkan bu ihbar ve şikayetlerin kaç tanesine Valiliğimizce yukarıda yazılı olan kanun maddelerine dayanılarak re’sen dava açılmıştır veya re’sen dava açılması Cumhuriyet Başsavcılığından istenmiştir?

Herkes cevabı tahmin ediyordur.

Koca bir tane 0.

PLANLAMA HATALARI VE "NORM FAZLASI" MAĞDURİYETİ

On binlerce öğretmeni ilgilendiren "norm fazlası" sorunu hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu bir kadro fazlalığı mı yoksa yönetimsel bir hata mı?

Bu durum kesinlikle bir yönetim zafiyetidir. Türkiye genelinde on binlerce öğretmenimiz norm fazlası riskiyle, yani tabiri caizse "kapı önünde kalma" korkusuyla karşı karşıya.

Temel felsefemiz şudur: "Öğretmen fazlalığı yoktur, yanlış planlama vardır." Bir yanda derslerin boş geçtiği, kalabalık sınıfların olduğu okullar; diğer yanda atıl bırakılan, yerinden edilen tecrübeli öğretmenler... Bu bir çelişkidir. Bakanlık, insan kaynağını profesyonelce yönetmek yerine, öğretmeni bir satranç taşı gibi savurmaktadır. Adaletin ve planlamanın olmadığı yerde eğitim, sadece bir kaos yönetimine dönüşür.

ÇÖZÜM REÇETESİ VE SON UYARI

Peki, bu karanlık tablodan çıkış yolu nedir? Bakanlıktan somut beklentiler nelerdir?

Biz sadece şikayet etmiyoruz, çözüm de sunuyoruz. Taleplerimiz nettir:

Caydırıcı Şiddet Yasası: Öğretmene şiddete karşı hiçbir taviz içermeyen, hapis cezası odaklı bir yasa derhal yürürlüğe girmelidir.

Hukuki Kalkan: Asılsız ihbarda bulunan şahıslar hakkında devlet bizzat kamu davası açmalı, öğretmeni yalnız bırakmamalıdır.

Liyakat Devrimi: Okul yöneticileri bir sendikanın veya siyasi grubun arka bahçesi değil, liyakatin temsilcisi olmalıdır.

Bağımsız Denetim: Keyfi yönetimlerin önüne geçecek, okullarda huzuru tesis edecek bağımsız denetim mekanizmaları kurulmalıdır.

Sonuç olarak; öğretmen güvende değilse, okulun duvarları kağıttan farksızdır. Öğretmeni koruyamayan bir sistem, aslında bu ülkenin evlatlarını ve geleceğini koruyamıyor demektir. Bakanlığa sesleniyoruz: Bu pasiflikten vazgeçin. Öğretmenin onurunu CİMER ekranlarına, canını ise kontrolsüz öfkeye kurban etmeyin.

"Bakanlık öğretmeni koruyamazsa eğitim çöker; çöken eğitim ise ülkenin geleceğini yok eder."

Sevgili hocam değerli bilgileriniz için size teşekkür ediyorum. Türkiye Hepimizin, Eğitim Hepimizin...

Eğitim Haberleri