ABD ve İsrail’in İran operasyonu sert kayaya çarptı.
Her ne kadar ABD Başkanı Trump, çok başarılı olduklarını, İran’ın savaş gücünü yok ettiklerini, İran’ın masaya oturmak istediğini söylese de gerçek tam bunun tersi.
ABD ve İsrail, İran’dan beklemedikleri bir karşılık gördüler.
İran füzeleriyle hem İsrail’i hem bölge ülkelerindeki ABD üslerini hem de ABD’nin uçak gemisini vurdu.
Trump, Venazuella’da yaptığı gibi birkaç gün içinde İran rejiminin yıkılacağını, iç karışıklık çıkacağını, halkın ayaklanacağını ve Tahran’da ABD yanlısı bir yönetim kurulacağını hesaplıyordu.
Ancak yanıldığı ortaya çıktı.
İran’da öldürülen dini lider Ali Hamaney’in yerine oğlu Mücteba Hamaney dini lider seçildi.
Genelkurmay Başkanı ve üst düzey komutanların öldürülmesi İran ordusunda emir-komutayı bozmadı,
İran karşı füze saldırılarıyla ABD güçlerine de İsrail’e de hasar verdi.
ABD ve İsrail’in İran’da yönetimi değiştirip, Irak, Libya, Suriye gibi İran’ı bölmek, özerk bir Kürdistan bölgesi kurarak güçlendirmek planı tutmadı.
Şimdi “zafer” naraları atsa da Trump da İsrail Başkanı Netanyahu da zor durumda.
Uzmanların da belirttiği gibi İran’ı parçaladıktan sonra ABD ve İsrail’in hedefinde Türkiye olacaktı.
ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack nihai hedefi açıklamıştı.
Barrack, dört ülkede yaşayan Kürtlerin nasıl idare edeceklerine kendileri karar vermeliydi.
Bunun açıklamanın anlamı İran, Irak, Suriye ve Türkiye’den koparılacak dört parça üzerinde Bileşik Bağımsız Kürt Devleti’nin kurulmasıydı.
Barrack’ın bu açıklaması öz olarak doğrudan Atatürk karşılığı içeriyordu.
Atatürk’ün etnik veya inanç aidiyetini esas alan bir federal devlet yerine Türkiye Cumhuriyeti’ni laik, üniter, ulus devlet nitelikleriyle kurmuştu.
Barrack’ın ifade ettiği esas itibariyle Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin temel niteliklerine aykırıydı.
Barrack’ın açık ettiği gibi ABD ve İsrail’in amacı Atatürk’ün kurduğu laik, üniter, ulus devlet yerine etnik aidiyete göre bölünmüş bir Türkiye’ydi.
Tom Barrack’ın “bölgedeki ulus devletler İsrail için tehdit oluşturuyor” sözü de aynı amacı yansıtıyordu.
İsrail’in güvenliği için bölge ülkelerinin etnik ve inanç aidiyetlerine göre bölünmeleri ve tehdit olmaktan çıkmaları gerekiyordu.
Trump ve Netahyahu bu hedeflerine ulaşamadılar.
İran’da çakıldılar.
Bundan sonra Trump’ın hedefi Kasım ayında yapılacak ara seçimleri bu başarısızlıkla nasıl kazanacağını düşünmek olacaktır.
Netanyahu da hem İsrail’in içinde hem uluslararası alanda zora girecektir.
Trump gibi uluslararası kurum ve hukuk kurallarını tanımayan birinin ABD gibi bir gücü yönetmesinin ne kadar tehlikeli olduğu bir kez daha ortaya çıktı.
Bölgedeki ülkeler ABD ve İsrail yancılığı yapmayı bırakıp Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’ni örnek almalıdır.
Zaman yitirmeden tam bağımsız, insan haklarına, hukukun üstünlüğüne dayanan, demokratik, laik devlet düzenine geçmelidirler.