Diktatörlükte casus bulmak mesele değil

Uğur Ergan yazdı: Diktatörlükte casus bulmak mesele değil

ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaşın en çarpıcı yanı, dini lider Ali Hamaney’le birlikte kurmay kadronun nokta atışıyla etkisiz hale getirilmesi.

Teokratik diktatörlüğün topluma yaydığı ölüm korkusuna rağmen özellikle CIA ve MOSSAD, İran’da hassas noktalara ve kişilere ulaşmada kendilerine yol gösterici işbirlikçileri nasıl oluyor da buluyorlar.

Yazılı ve sözlü medyada ABD ve İsrail’in, İran rejiminin kılcal damarlarına kadar nasıl girdiğine dair tartışmaların ardı, arkası kesilmiyor.

Oysa üzerinde çok tartışılacak bir mesele değil bu.

Çünkü İran gibi baskıcı, halkına zulmeden, demokrasinin uğramadığı, insanların vinçlerle idam edildiği, ibret olsun diye cesetlerin günlerce sallandırıldığı, halkın makul taleplerine silahla karşılık verildiği, kısaca halkın yarısının yönetimine düşman olduğu bir ülkede, sanırım en basit şey casus bulmaktır.

Savaş öncesi sürece bakarsak ABD, İran’la güya müzakere yürütüyor. Ancak İran, müzakere sürecinin kendisini oyalama taktiği olduğunu, arka planda da ABD ve İsrail’in ortak harekata ne zaman başlanacağını konuştuğunu anlayamıyor.

Bu durum, “Müzakere masasında karşı tarafın her dediğine inanmayın. Temkini asla elden bırakmayın. Yapılan her hamlenin arkasında ne olabileceğini hesap edin” diye yırtınan diplomasi ustalarının haklılığını da ortaya koyan bir gerçek.

Bu süre içinde ABD ve İsrail, İran içindeki işbirlikçiler sayesinde her gelişmeden haberdar olurken, Tahran yönetimi müzakere sürecinin iyiye gittiği uykusuna devam ediyor.

İran, İsrail içine sokabileceği ajanları olsaydı, bu uyutmayı yer miydi?

İsrail, İran içinde işbirlikçiler bulurken, İran neden İsrail’de bulamıyor?

Tartışılması ve sorgulanması gereken asıl budur.

Bir diğer mesele, yönetim biçimi ne olursa olsun, ciddi bir devlet geleneğine sahip olduğu söylenen İran’ın, savaş tamtamlarına ve geçen yılki “12 gün savaşında” üst düzey kadrosunu nokta atışlarıyla kaybetmiş olmasına rağmen, Hamaney’in savaşla ilgili tüm üst düzey kadrosunu bir araya getirip, toplantı yapması.

Kabile toplumlarında bile karar alıcılar aynı çadır içinde olmamaya özen gösterirken, İran yönetiminin böyle bir hataya düşmesini neye bağlamak lazım?

“Lider ne uygun görürse doğrudur” anlayışına mı acaba?

İran’ın bu savaşta “Zafer” mantığının, mevcut rejimi ayakta tutmak olduğunu söyleyebiliriz.

Tahran’ın hamlelerinden savaşı mümkün olduğunca zamana ve bölge ülkelerine yaymak olduğunu anlamak da çok zor değil.

Bu durum hem ABD kamuoyunda hem de İran’ın hedefi haline gelen ABD’nin bölgedeki diğer müttefiklerinin kamuoylarında Washington ve Tel Aviv’e tepkiyi artırabilir.

Deniz ve Hava Kuvvetleri gücünün büyük çoğunluğunu bölgeye yığan ABD’nin, bir süre sonra bunun devamlılığını sağlamakta zorluklar yaşayacağını da unutmamak gerekir.

Trump ve Netenyahu, İran halkına “Değişimi sağlayın” diye çağrı yapıp duruyor ama ABD ve İsrail halkı da aynı çağrıyı hak ediyor:

“Ülkelerinizi ve dünyayı bu hastalıklı adamlardan kurtarın.”

Dünya Haberleri