"Cinskırımı" çağında medyamızın kadınları

 Medya Mahallesi
Ayşenur Arslan yazdı: "Cinskırımı" çağında medyamızın kadınları

İoanna Kuçuradi’yi tanır mısınız? Rum asıllı bir Türk vatandaşı ve dünyanın felsefe adına ne kadar kurumu, kuruluşu varsa başkanlığını ya da onursal üyeliğini yapan bir bilim kadını.

Bence temel özelliği, toplumun ezici çoğunluğunun benimsediği fikirlere karşı fikir üretmesi.
Eğer bugüne kadar cezaevine düşmediyse, nedeni herhalde kadın ve “felsefeci” olması.
Malum, bizde azıcık köşeli düşüncelere, karşı çıkışlara küçümseyerek “felsefe yapma” denir ya.. İoanna Kuçuradi işte onu yapar.

Çok sayıdaki kitabı, tezleri ve konuşmaları arasında dolaşsak bugüne dair ondan duyacaklarımız, maalesef tam da bugünkü esaretimizi anlatır:

“İnsan iyi ya da kötü olarak değil bilinçli ya da bilinçsiz olarak yaşar. Çünkü kötülük niyetten değil daha çok farkındalıktan doğar. İnsanlar genelde doğru ile yanlış arasında yaşadığını zanneder. Oysa çoğu zaman yaşadığımız şey kolay ile sorumlu arasındaki tercihtir. Kolay olan uyumdur, susmaktır, çoğunluğa benzemektir. Başkasının yerine düşünmemektir. İnsan düşünmeyi başkasına bıraktığı anda etik olmaktan çıkar. İşlevsel olmaya başlar. Ve işlevsel insan tehlikelidir. Çünkü artık sormaz. Sadece uygular.”

Sadece biz değil, dünya (yeniden) böyle bir dönem yaşıyor. Kalabalıklar susmayı, düşünmemeyi seçiyor. Kendileri adına konuşanların ödediği acı bedeli de yine aynı suskunlukla izliyor.

İoanna Kuçuradi bunu “bir tercih” diye yorumluyor.

Doğru!

Nazi Almanya’sında.. Bugünün Afganistan’ında ve buralarda, kimileri ahiret adına susuyor.. Kimileri de yüzme havuzlu villa ve Monaco’da istakoz için..

*. *. *
Kaç gündür zihnimde Afgan kızların, kadınların çığlıklarıyla geçiriyorum günü. Düşünün; tepeden tırnağa simsiyah giyinmiş, hatta peçe takmışsınız.. Yine de okulunuz var, hedefiniz var diye umutlusunuz. Derken sınıfa bir Taliban yöneticisi geliyor ve inanamadığınız o duyuruyu yapıyor: “Kız çocukları ve kadınlar artık eğitim görmeyecek. Bugünden itibaren okul ve sınıf kapılarınız kapanıyor.”

Kız öğrenciler hıçkırıklara boğuluyor. Ama ne fayda! İtile kakıla evlerine, ölmeden gömülecekleri mezara gönderiliyorlar.

Eğer videosuna ulaşabilirseniz izleyin, kız öğrenciler gittikten sonra ellerinde ağır silahlarla bir grup Taliban militanı boş sınıfta sevinçle dans ediyor.

Kadınlar.. Yani toplumun yarısı artık yok sayılacak. Bunun medeniyetle ilgisini bir kenara bırakın, bizdeki Taliban sevdalılarının bile anlayabileceği pratik sorunları çığ gibi. Mesela, kadınlar doktor olamayacak..

Erkekler de kadına dokunamayacağı için, yaralı veya ağır hasta kadınlara müdahale edilemeyecek. Keza sorunlu hamileliklerde de kadınlar doğum sırasında ölüp gidecek.

Bunun Naziler’in soykırımından farklı olduğu söylenebilir mi? O yıllarda bir ırk hedefti.. Bugün bir CİNS!

Peki her fırsat bulduğunda İslam adına konuşan efendiler bu korkunç tablo karşısında neden susar?
Susar, çünkü “ola ki kendi iktidarıma ters düşerim” diye korkar.

(Aslında iktidarın derdinin tam olarak ne olduğunu, Bilal Bey’in Dubai’de ultra lüks tavuk restoranı açmasından bir kez daha anladık da.. Bu yazının konusu o değil..)

Afganistan en uç örnek.. Ama İran’la arasında birkaç karış.. Bizimle de üç beş karış mesafe var. Mücadele etmezseniz bir zıplamada aşabilecekleri -hatta yer yer aştıkları- bir mesafe..
İstanbul’un, büyük şehirlerin ana caddelerine bakmayın. Anadolu’nun pek çok köşesinde kadınlar hala insandan sayılmıyor. Son büyük seçimlerden birinde erkekler karılarının nüfus cüzdanını alıp oy kullanmaya gitmişti de.. Sandık kurulu itiraz edince kavga kıyamet kopmuştu.. Hatırlayın!!

Her yıl biraz daha geriye gidiyoruz. Atatürk Cumhuriyeti’ni ne zaman sıfırlayacaklar diye bekliyoruz. Afganistan dedik.. İran’ı hatırladık.. Suriye aklımızdan ya geçti ya geçmedi..

Medya mahallemiz ve ne yazık ki aralarında kadınların da olduğu önemli isimler “çoğunluğa uyum adına onlar gibi düşünüp konuşarak hemcinslerine ihanet etti..”

Nagehan Alçı mesela, giyinip kuşandı siyah çarşafını.. Yanında silahlı erkekler, izlenimlerini paylaşmıştı:
“Kadınlar çok özgür. Rahatlıkla çarşıda dolaşabiliyorlar..”

Diyeceksiniz ki, “onun gittiği sırada kadınlara kısmen özgürlük tanınıyordu. Cinskırımı bugünkü gibi değildi..”

Kusura bakılmasın ama gazeteciyim, aydınım diyeceksiniz.. Namuslu gazetecilerin kazandığının onlarca katını kazanacaksınız.. Ama burnunuzun ucunu göremeyecek kadar görme özürlü olacaksınız..

Nagehan vaktiyle CNNTÜRK’te aleyhime çok laf ettiği için bunları söylediğimi düşünmeyin.
Nevşin Mengü’yü severim mesela.. Ama onun da Ahmed Şara için söyledikleri benim için aynı kategoride:

“Ahmed Şara için HTŞ’ci diyorlar. Ne yapalım? Norveç’ten adam mı gelip Suriye’nin başına geçecekti?”

Bunu söylerken insan bir düşünür. HTŞ nedir? Neyi temsil eder?
Şara’nın hayatındaki “terör kariyerinde” nerelerden nereye geldiğini hatırlatayım: El Kaide ≠ El Nusra ≠ HTŞ..

Tercümesi: Usame’den olma.. Terörden doğma.. Dışarda kravatlı, içerde kadın ve Alevi düşmanı..

Artık Barrack bile itiraf ediyor. Şara’nın özel olarak eğitilip desteklendiğini.. Şu sıralarda da gayet başarılı olduğunu..

Bu itiraf da mı bir şey anlatmıyor? Zaten itirafa ne gerek var? Esad’ın tam da ülkesini Türkiye’den ilhamla dizayn etmeye çalıştığı sırada “YENİ DÜNYA DÜZENİ” için devrildiğini göremediniz mi? Suriye’nin kuzeyinde cihatçıların kimlerden maaş, kimlerden cephane alıp yüzbinlerce insanı katlettiğini anlayamadınız mı?

Hüsnü Mahalli sağlığı pahasına anlatmaya çalışırken işsiz bırakıldığında “ne oluyor" diye soramadınız mı?

Tehlikeli patikalardan uzak kalıp çoğunluğun yanında yürümeyi tercih ediyor olabilirsiniz.

Ancak bilin ki, ben ya da başkaları, artık maskelerinizi indirmek için buradayız. Zira Erdoğan’ın nereye gittiğini göremediğiniz ve anlatmadığınız için artık ilkokul çocukları, kafalarında takkelerle tekbirler eşliğinde sokaklarda dolaştırılıyor. Anadolu’da eşleri iş bulamaz diye ya da mahallede aykırı düşmemek için tüm kadınlar başlarını örttü.

Laiklik / özgürlük bir kez elden gitti mi, gidiyor. Ne yazık ki kadınların Nagehan ya da Nevşin’in bugünkü halleri gibi özgürce yaşayabilmesinin bedeli çok ama çok ağır oluyor.

NOT”: Afganistan’daki trajedi yüzünden bugün sadece - muhalif oldukları zannedilen- kadın yazarlara odaklandım. Yoksa Abdülkadir Selvi’nin yalana sarılıp yazdıklarını ya da Soner Yalçın’ın nikah şahidi olduğunu unutup avukat Hüseyin Ersöz’e nedeninin çözemediğim biçimde saldırıya devam etmesini atladım sanmayın.. Nasılsa onlar da yazılır!!!

Türkiye Haberleri