"Bir çocuğu kaybettiğimizde sadece bir çocuğu kaybetmiyoruz;
yarını kaybediyoruz. Bu yüzden çocuk güvenliği bir yan başlık değil, bir öncelik meselesidir."
"Türkiye’de her yıl yaklaşık 500 bin ila 600 bin çocuk, bir şekilde adli süreçlerle temas ediyor."
E. Emniyet Müdürü/Güvenlik Uzmanı/Yazar/Şair Osman Öztürk ile çocuk güvenliğini konuştuk.
TÜRKİYE’NİN BUGÜN GELDİĞİ NOKTADA ÇOCUK GÜVENLİĞİ AÇISINDAN NASIL BİR TABLO GÖRÜYORSUNUZ? GERÇEKTEN NEREDEYİZ?
Bugün çocuk güvenliğini konuşurken artık duygusal cümleler kurmanın yeterli olmadığını düşünüyorum. Çünkü bu mesele bir hissiyat meselesi olmaktan çıktı; rakamlarla yüzleşmemiz gereken bir tabloya dönüştü.
Son on yıla baktığımızda bunu çok net görüyoruz.
Resmî verilere göre, suça karışan çocuk sayısı 100 bin seviyesinden 200 binin üzerine çıktı. Yani on yılda neredeyse iki katına yaklaşan bir artıştan söz ediyoruz. Bu artış, tek başına bile alarm verici.
Bugün geldiğimiz noktada, Türkiye’de her yıl yaklaşık 500 bin ila 600 bin çocuk, bir şekilde adli süreçlerle temas ediyor. Bu çocukların bir kısmı suç isnadıyla şüpheli olarak işlem görüyor, bir kısmı mağdur olarak dosyalara giriyor, bir kısmı da tanık olarak sürecin içine çekiliyor.
Ama burada altını çizmek istediğim çok önemli bir gerçek var:
Bu çocukların tamamı, çocuk güvenliği açısından ciddi bir risk alanına girmiş durumda.
Bu tablo bize şunu söylüyor:
Artık istisnai olayları konuşmuyoruz. Yaygın, sürekli ve derinleşen bir sorunla karşı karşıyayız. Yıllarca sahada görev yapmış biri olarak şunu net söyleyebilirim: Bu tablo bir günde oluşmadı. Zamanında görülmeyen, ertelenen riskler bugün bu rakamlarla karşımıza çıkıyor.
SUÇA KARIŞMIŞ ÇOCUKLAR İÇİNDE UYUŞTURUCU VE YASAKLI MADDEYLE BAĞLANTILI OLANLARIN DURUMU NEDİR? ELİMİZDE GÜNCEL VE NET BİR TABLO VAR MI?
Var ve bu tabloyu görmezden gelme şansımız yok.
Adli istatistiklere yansıyan verilere baktığımızda, her yıl yaklaşık 4 bin ile 6 bin çocuğun, doğrudan uyuşturucu veya uyarıcı maddeyle bağlantılı fiiller nedeniyle işlem gördüğünü görüyoruz. Bu sayı, çocuklar açısından son derece ciddi bir risk alanına işaret ediyor.
Bu çocukların bir bölümü kullanıcı olarak karşımıza çıkıyor, bir bölümü bulundurma nedeniyle, bir bölümü ise başkaları adına taşıma ya da aracılık yaptığı gerekçesiyle sürecin içine giriyor.
Burada çok net bir ayrım yapmak zorundayız:
Bu çocukların büyük kısmı bu işin gerçek faili değil. Bu çocuklar çoğu zaman bir düzenin içine çekilmiş, aracı hâline getirilmiş çocuklar.
Bu durumu daha da çarpıcı kılan bir başka veri ise şu:
Uyuşturucuya başlama yaşı 14’e kadar düşmüş durumda. Yani risk, artık lise çağını bile beklemiyor; ortaokul seviyesine kadar inmiş durumda.
“ÇOCUKLAR SUÇ ÖRGÜTLERİNDE KULLANILIYOR” DEDİĞİNİZDE BAZILARI BUNUN AĞIR BİR İDDİA OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYOR. SİZ NEDEN BU KADAR NET KONUŞUYORSUNUZ?
Çünkü bu bir iddia değil, sahada defalarca karşılaştığımız bir gerçek.
Özellikle yasaklı madde ticaretinde çocuklar çok net rollerle kullanılıyor:
– Taşıyıcı olarak
– Gözcü olarak
– Haberci olarak
– Bağlantı sağlayıcı olarak
Sebep son derece basit ama bir o kadar da acı:
Çocuk daha az dikkat çekiyor.
Çocuk daha az sorgulanıyor.
Ve en önemlisi, yetişkinler soruşturmalardan kaçmak için çocukları öne sürüyor.
Burada çok açık konuşmak istiyorum:
Bir çocuğun suçta kullanılması, sadece suça sürüklenme değildir; bu doğrudan çocuk istismarıdır.
Ve bu istismar, çocuğun hayatında çok erken yaşta onarılması zor izler bırakır.
BU ÇOCUKLAR HANGİ YAŞLARDAN İTİBAREN SORUŞTURMA SÜREÇLERİYLE DAHA YOĞUN KARŞILAŞIYOR?
Uygulamada tablo son derece net:
14 yaşından sonra, çocukların adli süreçlerle teması belirgin biçimde artıyor.
Özellikle 15–18 yaş aralığı, suça sürüklenme oranının en yüksek olduğu dönem. Açılan dosyaların yaklaşık dörtte üçü bu yaş grubuna ait ve bu çocukların yaklaşık %85’i erkek.
Bu yaş aralığı, çocuğun hâlâ çocuk olduğu ama artık çok ağır sonuçlarla yüzleştiği bir dönem. Açık konuşmak gerekirse, bu noktaya gelindiğinde çoğu zaman geç kalınmış oluyor. Çünkü önleyici adımlar daha erken atılsaydı, bu çocukların önemli bir kısmı bu sürecin içine hiç girmeyecekti.
CEZAEVLERİ, ÇOCUK YARGILAMALARI VE YETİŞTİRME ORTAMLARI AÇISINDAN TABLO NE SÖYLÜYOR?
Bugün ceza infaz kurumlarında bulunan çocuk sayısı 4 bin 600’ün üzerinde. Kasım ayı itibarıyla bu sayı 4 bin 682 olarak ifade ediliyor.
Bu rakam tek başına bile düşündürücü. Üstelik uluslararası karşılaştırmalara baktığımızda, bu sayının Fransa’daki çocuk mahpus sayısının yaklaşık altı katı olduğu görülüyor.
Bu çocuklar “girip çıkmıyor”.
Bu çocuklar, aylarca hatta bir yılı aşan sürelerle kapalı sistemlerin içinde kalıyor. Hayatlarının en kritik gelişim dönemlerini, travmatik ortamlarda geçiriyorlar.
Yetiştirme yurtları, çocuk cezaevleri, adli süreçler… Bunların hiçbiri bir çocuğun doğal gelişim alanı değil. Bunlar, önleyici mekanizmaların zamanında devreye girmemesinin bedelidir.
OKULLAR BU RİSK TABLOSUNUN NERESİNDE? OKUL GÜVENLİĞİ NEDEN BU KADAR HAYATİ BİR BAŞLIK?
Okul, çocuğun hayatındaki en temel temas alanlarından biri.
Ama bugün risk çoğu zaman okulun içinden değil, okulun çevresinden başlıyor.
– Yasaklı maddeyle temas
– Suça karışmış çocuklarla yakınlık
– Akran zorbalığı
– Dijital zorbalık ve sosyal medya etkisi
Bunların hepsi okul çağındaki çocukların hayatına doğrudan giriyor. Bu yüzden yıllardır şunu söylüyorum:
Okul güvenliği sadece bina güvenliği değildir.
Okul güvenliği, çocuğun temas ettiği tüm alanların güvenliğidir.
Burada bir başka çarpıcı veri daha var:
2023–2024 eğitim öğretim yılında 218 binden fazla öğrenci okuldan ayrıldı.
Bu çocuklar, riskle temas açısından en kırılgan gruplardan biri hâline geliyor.
AİLELER, OKULLAR VE TOPLUM BU TABLO KARŞISINDA NE YAPMALI?
Bu yük tek başına ailelerin omzuna bırakılamaz.
Ama aileyi dışarıda bırakarak da çözüm üretilemez.
Aileler çocuklarını gerçekten dinlemeli, küçük değişimleri hafife almamalı.
Okullar riskleri erken fark edecek sistemler kurmalı, rehberlik mekanizmalarını güçlendirmeli.
Toplum ise çocuğu yalnız bırakan değil, çocuğu sahiplenen bir yapı oluşturmalı.
Ve en önemlisi şudur:
Çocuğu suçtan, yasaklı maddeden ve şiddetten korumayı sonradan müdahale edilen bir mesele olmaktan çıkarıp, önceden önlenen bir mesele hâline getirmeliyiz.
SON OLARAK, BU RÖPORTAJDA İZLEYİCİYE VERMEK İSTEDİĞİNİZ ANA MESAJ NEDİR?
Bugün konuştuğumuz bu rakamlar çocukların rakamı değil.
Bu rakamlar, bizim ihmallerimizin, gecikmelerimizin ve görmezden geldiklerimizin sonucu.
Bir çocuğu kaybettiğimizde sadece bir çocuğu kaybetmiyoruz;
yarını kaybediyoruz.
Bu yüzden çocuk güvenliği bir yan başlık değil,
bir öncelik meselesidir.
Sevgili hocam değerli bilgileriniz için size teşekkür ediyorum. Türkiye Hepimizin, Eğitim Hepimizin...