Beşiktaş Fenerbahçe'den nasıl kaçırıp albayın odasında imza attırdı?

Gürel YURTTAŞ yazdı: Beşiktaş Fenerbahçe'den nasıl kaçırıp albayın odasında imza attırdı?

Beşiktaş, transfer yapmıyor! Ya da yapamıyor!
Aslında birilerini alıyor almasına da... Kim izlemiş, ne zaman görmüş de beğenmiş, neye göre transfer edilmiş! Orası bilinmiyor.
Mesela bir kaleci var. Devis Vasquez.
Gelirken havalimanında gördüm ben. Hala hiç oynamadı.
Geldiğinde yazmıştım; o günkü yazımdan bir bölümü tekrar ediyorum:

*

Peki bu adamı kimse araştırmadı mı? İnternete de mi bakmadınız?
Serkan Reçber'in işi bu değil miydi?
Araştırmak gerekmez miydi?
Yoksa laf olsun torba dolsun düşüncesiyle mi hareket ettiniz?
Açıklamada diyor ki Roma kulübüyle anlaşma sağlanmış! Ne anlıyorsunuz bundan? Roma'da oynadığını! Yedek de olsa bir kaç maç kaleye geçtiğini; öyle değil mi?
Değil işte.
Bu kaleci son maçına 26 Şubat 2025'te Empoli formasıyla çıkmış. Bir daha da hiçbir resmi maçta yer almamış. Yani 259 günden beri sahaya adım atmamış! (Antrenmanlar hariç!)
Adamın yaşı 28!
28 yaşındaki bir futbolcu tüm kariyeri boyunca sadece 89 maçta sahaya çıkıp kalecilik yapmış; düşünebiliyor musunuz?
Şöyle bir örnek vereyim; bu kaleciden 3 yaş daha küçük olan Ersin Destanoğlu, uzun süre Mert Günok'un arkasında yedek beklemesine rağmen kariyerinde 212 maça çıkmış.
Galatasaray'ın yedek kalecisi Günay Güvenç'in bile 283 maçı var.
28 yaşındaki bu kalecinin oynadığı maç sayısı tekrar ediyorum; sadece 89! Yazıyla seksen dokuz!
Hani 18-20 yaşında birini alıp getirseniz diyeceğim ki, yetişebilir, geleceği olabilir.
Peki bunun amacı nedir?
Kim nerede nasıl seyretti de aldı?
Hakikaten böyle bir transfer görmedim ben!

*

Bunu izlemeden aldılar, belli. Alanların amacı neydi, o bilinmiyor!
Bir de izleyip aldıkları var! Çoğu vasat, hatta vasatın da altı!
Teknik direktörün "Ben onu yıldız yaparım" diye aldırıp, inatla oynattığı Cengiz Ünder var mesela...
Stoperler var! Kanatlar var.
Orkun hariç orta sahada oynayanlar var. (Orkun'u da başkan Serdal Adalı astronomik bir bonservis bedeliyle aldı. Hoca ya da transferden sorumlu Serkan Reçber'in bulduğu bir isim değil.)
Hepsi sıradan oyuncular.
Oysa Beşiktaş'ın iyi transfer yapmak için elindeki imkanları çok.
Daha önce yazdım. Bir daha yazacağım.
Beşiktaşlı efsane futbolculardan bir arama komitesi kurulamaz mı? Rıza Çalımbay, Feyyaz Uçar, Ali Gültiken, Gökhan Keskin, Metin Tekin, Şenol Fidan, Kadir Akbulut, Ulvi Güveneroğlu, Recep Çetin aklıma ilk gelen isimler. Daha gerisi de var.
Kurarsın bir komite... Verirsin görevi... Onlar da yıldız adaylarını, ya da teknik direktörün istediği mevkiye göre oyuncuları bulur, izler, ona göre rapor verirler, transferi yaparsın.
Böyle ezbere transfer mi olur? Olursa böyle olur.

CELAL SOYDAN'I TANIYOR MUSUNUZ?

Şimdi Beşiktaş'ı yönetenlere soruyorum: Celal Soydan'ı tanıyor musunuz?
Tanımıyorsanız ayıp! Tanıyorsanız eğer hemen gidin yanına. Tanrım uzun ömürler versin; Beşiktaş'a adanmış bir ömür var orada. Sorun bakalım nasıl yapıyormuş onlar.
Süleyman Seba başkanlığında futbolcu arama tarama komitesi kurulmuştu, başında da Celal Soydan vardı. Hani şu meşhur Kazan Birahanesi'nin sahibi.
O Kazan'ın ağzı dili olsaydı da konuşsaydı, arka odasında ne transferler yapıldığını.
Ben size anlatayım. Celal Soydan'ın ağzından aktarayım. Kendisiyle Faik Gürses'le birlikte hazırladığımız Süleyman Seba Eski Dostlar Anılar kitabını yazarken konuşmuştum.
Bakın nasıl anlatmıştı o günleri ve yaptıkları transferleri...
(1961'de Beşiktaş'tan ayrılıp Ankara'ya dönmüştü).

*

O yıl Beşiktaş Ankara'ya gelmişti, cumartesi - pazar iki maçı vardı. Maçtan çıktıktan sonra yürürken Süleyman abiyle karşılaştım. Artık genel kaptandı Beşiktaş'ta, maçlar için gelmişti. Beni görünce sevindi. Hal hatır sordu. Peşinden de kaldıkları Dedeman'a çağırdı beni, ertesi sabah kahvaltıya.
Gittim. Yanında Recep abi vardı menajerdi o da. Ali İhsan abi de antrenör olmuştu.
Birlikte kahvaltı yaptık.
Beşiktaş'tan kırgın ayrıldığımı biliyordu. Gönlümü almak için konuşma yaptı benimle. O zaman anladım ki Süleyman abi beni seviyor! Beşiktaş'a kırgın kalmamı istemiyor.
- Kulübün kapısı sana her zaman açık Celal, dedi; dünyalar benimdi.
Bir kaç yıl sonra İstanbul'a döndüm ben de... Artık futbol geride kalmıştı. Havalimanında çalışıyor, charter uçak işi yapıyordum. Zaman zaman da karşılaşıyor, sohbet ediyorduk.
Sonra Beşiktaş'ta hala faaliyet gösteren Kazan'ı açtım. Birahane ve restoran olarak. Kendisine de açılış davetiyesi yolladım. Bir cuma günüydü açılış. Ancak gelemedi. Maç için deplasmana gitmesi gerekiyormuş.
- Dönüşte mutlaka geleceğim ziyaretine, dedi. Geldi de zaten.
Ancak Süleyman abinin arkadaşlarıyla sürekli gittiği restoran Motorest'ti. Arkadaşları ise zaman zaman geliyorlardı Kazan'a... Beşiktaş sohbeti ediyorduk genellikle.
Bizim bir arkadaş vardı; Valideçeşmeli Sinan. Özbeşiktaşlılar Derneği varmış; benim de üye olmamı istedi. Oldum da... Süleyman abinin grubu ise İdealist gruptu. Sinan ilk 1982'de söylemişti Süleyman abinin başkan adayı olacağını bana. Ama 1984'de oldu.
Kongre öncesi biz de grup olarak toplantılar yapıyorduk. Özbeşiktaşlılar'ın başkanı Hilmi Banakan'dı. Banakan Süleyman abiyle aynı dairede çalışıyordu ama nedense araları limoniydi! Bir toplantıda dedi ki;
- Arkadaşlar. Eğer bizim gruptan iki arkadaşımızı yönetime alırsa Süleyman Seba'yı destekleyeceğiz.
Ben de;
- Almasa da destekleyeceğiz, dedim. Arkadaşlar da hak verdi bana.
Sonuçta kongreyi kazandı Süleyman abi. Bizim gruptan da Şemsi Erce'yi yönetimine aldı.

ARAMA TARAMA KURULUNU KURUYORUM

Kongreden sonra Nazmi Bilge ile Beşiktaşlı eski sporcular sosyal dayanışma derneğini kuruyorduk. Toplantıları da kulüpte yapıyporduk. Bu nedenle de daha sık karşılaşıyor, sohbet ediyorduk.
Bir gün Keçi Faruk (Sağnak) bana;
- Yahu Celal, dedi; Altınmızrak'ın bir kalecisi var. Çok iyiymiş diyorlar. Sen tanıyor musun?
- Hayır, tanımıyorum, dedim; ancak yarın sana birini getireyim ona sor. Ona kimi istersen sor. Herkesi tanır.
Ve Ankaralı Tatar Rauf'u getirdim. Rauf Başer. Futbolcudan iyi anlardı. Genç ve yetenekli olan oyuncuları takip eder, kimin ilerine nasıl olacağını şak diye söylerdi.Faruk Sağnak bir kaç futbolcu sordu bizim Tatar'a... O da hepsine tek tek cevap verdi.
Süleyman abi de bunu duymuş. Bir gün bana;
- Celal, dedi; Bahattin'le (Baydar) maçları izleyin de sonra bana gelin. Rapor verin. Beşiktaş'ta ne eksik var, kim nasıl, siz de bakın.
Dediğini yaptım ben de. Bu arada derneği de kurduk, Süleyman abiyi de 1 numaralı üyesi yaptık.
Süleyman abi artık işi daha da ileri götürdü. Kendisine bildirilen yetenekli futbolcuları bize bildiriyor, biz de gidip izliyorduk. Sonunda ben bir arama tarama komitesi kurdum. Tatar Rauf Türkiye'yi 5 bölgeye böldü. Her yerde arkadaşları var adamın. Herkese görevler verdi. Ve bize futbolcu isimleri gelmeye başladı; Türkiye'nin dört bir yanından. Ekipte Bahattin Baydar ile Ethem Karpat da vardı.
1986 kongresi yaklaşırken bizim çevremiz de kalabalıklaşmıştı. Oğullarım Korkut ve Erkut'un arkadaşları ve benim çevremle birlikte 350 kongre üyesi vardı. Arada yemekli toplantılar yapıyorduk Kazan'da... Herkes de yediğinin parasını veriyordu, bunu da belirteyim.
Zaman zaman Süleyman abinin en yakınlarından biri olan Cengiz abi gelirdi yanımıza. Dişçi Cengiz Eltutar. Cengiz abi de enteresan bir insandı. Çok iyi adamdı bir kere... Sosyeteyle sosyete, serseriyle serseri, kabadayıyla kabadayı! Öyle bir adamdı.
1986 kongresinde de Süleyman abiye destek verdik elbette ki.
1988 kongresinden önce ise Cengiz abi;
- Celal, dedi; bu kez yönetim kurulunda sen de olacaksın.
- Abi, dedim; ben zaten Süleyman abinin yanındayım. Çalışıyorum da... Ama Kazan'da da işlerim var. Daha çocuklar küçük, onlara tamamen bırakamam da...
Sahiden de çalışıyordum. Futbolcu aramak ve bakmak için 26 bin kilometre yol yapmıştım kendi arabamla. Karşılık da beklemedim hiç.
Karşı çıkmama rağmen yönetim kuruluna aldılar beni; 1988'de... Alt yapıyı da bana verdiler.
O dönem alt yapının başında Serpil Hamdi Tüzün vardı. Takım da iyiydi, Türkiye şampiyonu da oldu zaten. Ama sorunlar vardı. En büyük sorun ise Tüzün'ün altında çalışan hocaların durumuydu. Mavi kart alacak paraları bile yoktu. O yaz Süleyman abi tatile gitmişti, toplantılara başkanvekili olarak Ali Balkaner başkanlık ediyordu. Ben gündeme bu konuyu da aldırıyordum ama bir türlü buna sıra gelmiyordu. En sonunda bir toplantıda masaya vurdum;
- Yeter artık! Artık şu bizim işi konuşalım.
Ali bey;
- Tamam, dedi; sana söz veriyorum. Çarşamba günü sadece bu konu için toplanacağız.
Toplandık da...
- Ne istiyorsun? diye sordu bana.
Ben de hocaların durumunu anlattım.
- Maaşları 100 lira. Bu parayla ne yapar adam? Maaşları 300 lira olsun, dedim.
Faruk Sağnak karşı çıktı.
- Kardeşim, dedi; ben büyük bir petrol firmasında çalışıyorum yıllardır, böyle zam oranı görmedim.
Göremezdi tabii! Bir kaç bin lira maaş alan adamın zammı yüzde 10, 20 olur. 100 lira alan adama yüzde 50 yapsan ne yazar!
Neyse, kabul ettirdim sonunda.
Bu fark alt yapıdaki takımların performansına da etki etti. Çünkü hocalar daha istekle çalışıyorlardı artık.

ŞİFO MEHMET'İ TRANSFER EDİYORUZ

Artık yönetici olarak çalışıyordum ve futbolcu aramalarına da son derece önem veriyordum.
Tatar Rauf'un adamlarından sürekli bilgi geliyordu; şurada şu futbolcu var, burada şöyle bir genç var, diye.
Hepsini tek tek takip ediyoruz. Ben gidemezsem bile arabamı veriyordum, bizim ekipten birilerini Türkiye'nin neresi olursa olsun futbolcu izlemeleri için maça gönderiyordum.
Bir gün Teoman Yamanlar geldi İstanbul'a. O sırada Şekerspor'u çalıştıyor. Benim Ankara Demirspor'da oynadığım yıllardan arkadaşım.
- Celal, dedi; Kahramanmaraş'ta bir futbolcu var, tam senin aradığın gibi bir çocuk! Bir bak istersen.
- Kim o, dedim.
- Mehmet Özdilek adı. Şifo diyorlarmış ona!
Hemen Bahattin Baydar'la Tatar'ı Kahramanmaraş'a yolladım yine kendi arabamla. Bir kaç deplasman maçında da izlediler, çok beğenmişler. Son olarak da Tatar'la birlikte Antalya'ya giderek ben izledim. Bahattin Baydar Gordon Milne'in yardımcısı olunca aramızdan ayrılmıştı.
Karşılaşmanın bitmesinin ardından kendisiyle bir kaç gün içinde Ankara'da buluşmak üzere randevulaştık. Şifo'nun dayısı var Ankara Demirsporlu Sedat. Vedat Özdemir tanıştırmıştı beni; onun aracılığı ile ayarladık buluşmayı da. Ben de İstanbul'a döndüm ve vakit kaybetmeden kulübe giderek Süleyman abinin karşısına çıktım.
- Abi, dedim; bir çocuk var Kahramanmaraş'ta bunu mutlaka almamız lazım.
- Dur bakalım Celal, dedi; şey etmeyelim şimdi! Bakarız sonra!
- Sonraya bırakamayız abi. Bunun peşinde çok kulüp var. Kaptırırız. Ben Ankara'ya gideceğim görüşmeye. Bana bir rakam söyle, kaç para verebiliriz?
Para deyince Süleyman abinin keyfi kaçtı yine her zaman olduğu gibi... Ama ben direttim. Sonunda da;
- Tamam ulan, dedi; 100 bin lira verelim!
100 bin lira da o zaman orta karar bir apartman dairesi parası.
Ben bu sözü alınca Ankara'ya gittim ve Faruk Narin vardır Bartınlı ve iyi Beşiktaşlı. Onun ofisinde buluştuk. Şifo dayısıyla gelmiş. Ayrıca Ali Tozkonmaz, Vedat Özdemir, Faruk Narin ve Cemil Mete paşa da ofisteydi. Süleyman abinin söylediği parayı söyledim. Şifo da;
- Abi, dedi; benim abim polis. Kırıkkale'de. Onu ziyaret edeceğim. Ayrıca bir de Fenerbahçe'den de görüşmek istediler. Bir de onlarla konuşacağım. Ondan sonra tekrar buluşuruz.
- Tabi, dedim; olur. İstediğinle görüş.
Ben de Ankara'da Maltepe'de oturan ablama gittin, evine. Yorgundum. Tam uyuyacaktım ki Vedat aradı telefonla;
- Şifo geldi. Tekrar görüşmek istiyor, dedi.
Buluşmamızın üzerinden 2 saat geçmişti, ben tekrar Çankaya'daki ofise gittim. Şifo;
- Tamam, dedi; teklifinizi kabul ediyorum.
Teklif 100 bin lira ya da İstanbul'da 100 bin liralık bir daireydi. Hatta orada birisi;
- Daire Levent'te olsa olur mu? dedi, itiraz ettim tabi;
- Karıştırma Levent'i mevent'i, diye.
Tam el sıkıştık, ayrılacağız, Cemil Mete paşa birden bire;
- Celalciğim. Çocuğa 10 bin lira da cep harçlığı versene, demez mi?
- Aman abi, dedim; ben veremem. Nereden vereyim? Ali abi (Tozkonmaz) sen Süleyman abiyi ara bakalım. Ver derse verirsin!
Süleyman abiyi aradı, neyse ki buldu. Onay verince Ali abi çıkarıp 10 bin lira verdi.
Oysa Fenerbahçe Başkanı Tahsin Kaya 190 bin lira teklif etmiş Mehmet'e... O yine de bizi seçti. O gün ayrılırken Ali abi ağzını buruşturarak eliyle bana "Ama çok kısa" işareti yapmıştı; hiç unutmam. Sonra her İstanbul'a maça geldiğinde de teşekkür etti bana.
Dönüşte Süleyman abiye anlattım durumu. Memnun oldu. Son olarak da Düzce'de Kahramanmaraş'ın son maçından sonra alıp getirdik Şifo'yu.
Transfer ayıydı. Kulüpte yönetim kurulu olarak toplandık. Saim Eraslan mali işlerden sorumlu yöneticiydi. Toplantıda dedi ki;
- Yahu transfer ayı geldi. Futbolculara imza attıracağız ama para yok! Nasıl imza attıracağız?
Herkes birbirine bakıyor. Bunun üzerine ben;
- Şifo'nun peşinatını ertelesek işe yarar mı? dedim.
- Ya ne diyorsun? Yaramaz olur mu? dedi Saim Eraslan!
Ve Şifo'ya konuştum bunu.
- Sen imzayı at. Parayı ayarlayınca senin hesabına yatırırım, dedim.
- Tamam abi, ne demek! dedi.
Ve o para 6-7 ay ödenmedi. O da ağzını açıp da tek kelime etmedi. Ben daraldım, sıkıldım. Bana gelip, parasını sorsa rahatlayacağım! Sormadı.Bu arada da ona ev aradık ve sonunda Göztepe civarında bir daire bulduk. Evi aldık. Tapu masraflarını da cebimden ödedim.
Bir gün Erhan Solu geldi Kazan'a.
- Macaristan'a gitmeniz lazım, dedi; kaleci varmış bir tane. Adı Petry. Süleyman abi izlemenizi istiyor.
Şaşırdım.
- Yahu Erhan, dedim; biz yurt içindekileri izliyoruz, yurt dışı nereden çıktı? Yurt içindeki gitmelere gelmelere param yeter de, bir de yurt dışına harcayamam!
Erhan kulübe döndükten sonra telefon açtı bana;
- Süleyman abiyle konuştum, dedi; seyahati kulüp finanse edecek!
Artık kaçış yolu kalmamıştı. Biz 5 kişi Macaristan'a gittik. Kulüp finanse edecekti ama sadece ekipten benim ve Bahattin Baydar'ın otel parasını karşıladılar; o kadar. Diğer masraflar yine benden olmuştu. Arabaydı, ekipteki diğerlerinin otel masrafları... Ve yiyecek, içecek tabi! O seyahete Gordon Milne de gelmişti sonradan...
Süleyman abinin içi giderdi kulübün bir lirası için! Kıyamazdı!
Ben de bir şey diyemezdim.

TRANSFER İÇİN HARP AKADEMİLERİ KOMUTANI PAŞA DEVREDE

Ordu Milli Takımı'nda Bolusporlu Recep Çetin de oynuyordu. Biz onunla da öteden beri görüşme halindeydik. Askerliğini yapıyordu ama fırsat buldukça kendisiyle bir araya geliyorduk.
Ankara'ya gittim bir gün; milli takım kampına. Zeki Önatlı da var kampta. Recep, ben ve o oturuyoruz lobide.
- Zeki, dedim; Recep sana emanet! Sen bununla aynı odada yat! Fenerbahçe kafasını çelmesin! dedim.
Zeki ciddi ciddi;
- Ben onunla aynı odada kalmam abi! Bu adamın şakası çok ağır! demez mi!
Bu kadar güçlüydü sahiden de. Bizimle birlikte peşinde başka takımlar da vardı ve Fenerbahçe ciddi bir rakipti bize.
Onların yani milli takımın İstanbul'a dönüş gününde kulüpteydim. Süleyman abiye;
- Abi bu Recep için Fenerbahçe'de devredeymiş. Uçaktan inince önce biz görüşmeliyiz. Acaba aprondan alabilir miyiz? dedim.
Hemen telefonu kaldırdı, Sabri Deliç paşayı aradı. Paşa Yeşilköy'de. Harp Akademileri Komutanı. Kısa bir konuşmadan sonra telefonu bana verdi.
- Ne istiyorsun? diye sordu paşa.
Ben de durumu anlattım kendisine...
- İyi, dedi; siz havalimanına gidince oranın komutanı Albay var, ona gidin. Ben şimdi kendisini telefonla arıyorum.
Havalimanına gittik. Albay bize her kolaylığı gösterdi. Yanımda Haşim Aytural ile Bahattin Baydar da var. Bir de rahmetli Deha İşçan. Deha ile bir zamanlar havalimanında ortak charter işi yapmıştık, samimiydik.
Biz beklerken Deha'nın ismi anons edildi telefona çağrılıyor. Gittti, konuştu ve geldi;
- Yahu, dedi; Fenerbahçeli yöneticiler de buradaymış. Onlar da Emniyet'ten Yüksel Kuş'un odasında oturuyorlarmış. Yüksel beni arayamamış da bizim hanımı aramış. O da bana haber verdi! Deha'nın haberi olsun, demiş.
Biz bunu da öğrenince hemen Recep'i aprondan aldık, doğru Sabri paşanın telefon ettiği albayın odasına... Kulüp müdürleri Tuncer Öktem'le Şevket Yorulmaz'ı aramıştık, onlar da geldi. Albayın odasında sözleşmeyi imzalattırdık.

*

Bunlar geçmişte kaldı. Bir anı olarak aktardım ben de. Şimdi böyle transfer olmaz olmaz da...
Ama model uygulanamaz mı? Sözde değil özde Beşiktaşlılardan bir komite kurulamaz mı?
Böyle her gelen teknik direktör kafasına göre transfer mi yapar?
Her yıl 10 futbolcu gelir, 10 futbolcu gider mi?
Beşiktaşlı her sene bu kahır dolu maçları izlemek zorunda mı?
Futbolcu diye yutturulanlara o forma yakışıyor mu?
Artık yapın artık şunu.
Sadece bugün değil, gelecek için de söylüyorum bunu.
Yoksa bu şekilde giderseniz... Ne para dayanır buna, ne de taraftar sabreder daha fazla.
Benden söylemesi.

Spor Haberleri