Merhaba, kıymetli okuyucularım.
İktidar bazen kelimelerle gerçekleri büyütmeye çalışır. Ama bazı kelimeler vardır ki ne kadar parlatılırsa parlatılsın, milletin yaşadığı gerçeği örtemez. “Müjde” de bugün onlardan biridir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, emeklilerin bayram ikramiyelerinin bayram öncesinde hesaplara yatırılacağını açıklarken bunu bir müjde olarak sundu. Oysa milyonlarca emekli için asıl mesele ödemenin hangi gün yapılacağı değil, o ödemenin neye yettiğidir. Çünkü bayram ikramiyesinin bayramdan önce yatırılması zaten yeni bir uygulama değildir. Yıllardır böyle yapılır. Emekli bayram alışverişini yapabilsin, evine birkaç temel ihtiyacı alabilsin, torununa mahcup olmasın diye maaş ve ikramiye ödemeleri erkene çekilir. Yani açıklanan şey yeni değildir. Asıl yeni olan, iktidarın artış yapmamayı bile müjde gibi sunacak hale gelmesidir.
Bu açıklamanın satır arası çok nettir: Emeklinin bayram ikramiyesine zam yoktur. Bu yıl da emekliye 4 bin lira verilecektir. İktidar, emeklinin beklentisini büyüten değil, beklentisini küçülten bir dil kullanmaktadır. Çünkü emeklinin beklediği ödeme takvimi değil, insanca yaşayabileceği bir tutardır.
Ramazan Bayramı öncesi açıklanan takvime göre SSK kapsamında gelir ve aylık alanlardan mart ayı ödeme günü 17, 18, 19 ve 20 olanlara 14 Mart 2026’da, 21, 22 ve 23 olanlara 15 Mart 2026’da, 24, 25 ve 26 olanlara ise 16 Mart 2026’da ödeme yapılacak. Bağ-Kur kapsamında gelir ve aylık alanlardan 25 ve 26’sında ödeme alanlara 17 Mart 2026’da, 27 ve 28’inde ödeme alanlara ise 18 Mart 2026’da ikramiye yatırılacak. Emekli Sandığı kapsamında aylık alanların Ramazan Bayramı ikramiyeleri de 19 Mart 2026 tarihinde ödenecek. Takvim ortadadır. Fakat takvim açıklanırken miktarın yerinde sayması, asıl tartışılması gereken meseledir.
Çünkü bugün emekliye verilen 4 bin lira, bir bayram sevincinden çok, ekonomik küçülmenin sembolü haline gelmiştir. 2018 yılında ilk kez verilen bayram ikramiyesi 1000 liraydı. O günkü koşullarda bu tutar, asgari ücret karşısında bugünkünden çok daha güçlü bir anlam taşıyordu. Aradan geçen yıllarda ise ikramiye rakamsal olarak artsa da alım gücü bakımından sert biçimde eridi. Bir başka ifadeyle emekliye verilen tutar büyümedi, tam tersine küçüldü. Kâğıt üzerinde artış varmış gibi görünse de mutfakta, pazarda, eczanede ve bayram alışverişinde bunun karşılığı yoktur.
Bugün 4 bin lira ile bir emekli neyi karşılayabilir? Et mi alacak, fatura mı ödeyecek, torununa harçlık mı verecek, bayram için misafir ağırlığı mı yapacak? Bu soruların hiçbirine gönül rahatlığıyla “evet” denemiyor. Çünkü ikramiye artık destek olmaktan çıkmış, bir teselli ödemesine dönüşmüştür. Emekliye verilen para, bayramın anlamını büyüten bir katkı değil; yoksulluğun ne kadar derinleştiğini gösteren sembolik bir rakam haline gelmiştir.
Daha dikkat çekici olan ise kamuoyuna sunulan bütçe rakamlarıdır. AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, iki bayram ikramiyesi için SGK’ya yaklaşık 150 milyar lira kaynak aktarılacağını ifade etti. Ancak mevcut veriler ve geçmiş yıl harcamaları esas alındığında bu rakam ciddi soru işaretleri doğurmaktadır. Eğer ikramiye tutarı aynı kalıyorsa ve sadece emekli sayısındaki artış söz konusuysa, ortaya çıkan farkın makul biçimde açıklanması gerekir. Aksi halde vatandaş şu soruyu sormakta haklıdır: Eğer böyle büyük bir kaynak ayrıldıysa neden emeklinin cebine yansımıyor? Madem para var, neden ikramiye artırılmıyor?
İşte meselenin tam düğümlendiği yer burasıdır. Türkiye’de artık emekliye verilen söz ile emeklinin hissettiği gerçek arasında derin bir uçurum vardır. İktidarın “müjde” dediği şey, emeklinin hayatında bir rahatlama oluşturmuyorsa, o açıklama siyasi bir gösteriden öteye geçmez. Emekli, laf değil nefes almak istiyor. Takvim değil, gerçek destek bekliyor. Açıklama değil, adalet istiyor.
Bugün gelinen noktada asıl sorun yalnızca 4 bin liranın azlığı değildir. Asıl sorun, bu kadar düşük bir tutarın büyük bir lütuf gibi sunulabilmesidir. Bu yaklaşım, emekliyi yurttaş olarak değil, seçim dönemlerinde hatırlanan bir kitle olarak gören zihniyetin yansımasıdır. Oysa emekli bu ülkenin yükünü yıllarca sırtında taşımış, prim ödemiş, üretmiş, çalışmış, devlete görevini yapmış insandır. Bayram ikramiyesi sadaka gibi değil, sosyal devlet ciddiyetiyle ele alınmak zorundadır.
Burada söylenmesi gereken son söz nettir: Emekliye bayramlarda 4 bin lira verilmesi bir sosyal destek değil, yoksulluğun resmileştirilmesidir. Bugün yapılması gereken, bayram ikramiyesini göstermelik rakamlarla tartıştırmak değil, emeklinin insan onuruna yaraşır biçimde yaşamını sürdürebileceği gerçek bir standardı kabul etmektir.
Bu nedenle bayram ikramiyesi artık birkaç bin liralık artışlarla geçiştirilecek bir konu olmaktan çıkmıştır. Olması gereken açıktır: Her Ramazan Bayramı’nda bir asgari ücret, her Kurban Bayramı’nda bir asgari ücret tutarında ikramiye ödenmelidir. Emekliye bayramda verilmesi gereken şey harçlık değil, hakkıdır.
Çünkü emekli ödeme tarihini değil, itibarını beklemektedir. Ve bu millet, günü geldiğinde kendisine “müjde” diye sunulan eksiltmeyi de, hakkı olanı vermeyenleri de unutmayacaktır.