ABD'nin San Diego kentindeki bilimsel toplantının yapıldığı salonun camları, donanmaya ait gemilerin demirlediği Pasifik Okyanusu’na bakıyordu. Dinleyicilerin büyük çoğunluğu Amerikalı doktorlardı. Konuşmacı ise eski bir ABD Dışişleri Bakanıydı. Sözlerine şu cümleyle başladı:
“Biz bugün dünyanın Roma İmparatorluğu’yuz.”
Bunu söylerken hafif bir tebessüm, hatta bir miktar istihza vardı sesinde. Dünyaya her alanda yön verdiklerini, birçok ülkeyi dolaylı ya da doğrudan yönettiklerini anlattı. Ardından Orta Doğu’ya geldi. Demokrasi götürmekten söz etti. Bizim ülkemizin de adını vererek, bölgede “demokrasi olmadığını, demokrasicilik oynandığını” söyledi. Konuşma, Amerika’nın gücü, yeni sınırlar ve gelecekte şekillenecek yeni ülkeler üzerine devam etti.
*
Benzer bir konuşmayı, bir yıl sonra başka bir ABD Dışişleri Bakanı’ndan da duydum.
Bugün gelinen noktada, Amerika ve İsrail’in açık ya da örtülü müdahaleleriyle İran’da ciddi bir hareketlilik yaşanıyor. Donald Trump, İran’ı defalarca tehdit ediyor; gerekirse askeri müdahaleden söz ediyor. Tarih bilenler için bu söylemler yeni değil.
*
1953’te CIA destekli bir operasyonla İran’da seçilmiş bir başbakan devrilmiş, Şah ülkeyi terk etmiş, ardından yeniden iktidara getirilmişti. Sonrası malum: 1979’a kadar süren bir yönetim ve ardından köklü bir kırılma.
Ancak mesele yalnızca son yüzyıl değil.
Milattan sonra değil, önce; Roma İmparatorluğu’nun en güçlü olduğu dönemlerde, İmparator Augustus ölmeden önce bir emirname yayımlar. Bu buyruklar zincirlenmiş demir levhalara yazılır ve imparatorluğun doğu eyaletlerine gönderilir. O eyaletlerden biri Angora’dır; yani bugünkü Ankara...
Levhalarda neyin yapılacağı, neyin yapılmayacağı yazılıdır. Angora’ya verilen görev nettir: Doğudan gelecek İran tehdidine karşı bir tampon bölge olmak.
*
Şu tarihsel gerçeği not düşmek gerekir: Roma İmparatorluğu, hiçbir döneminde İran’ı kesin biçimde yenememiştir. Fırat’ın ötesine kalıcı olarak geçememiştir. Hatta Roma tarihinin en büyük utançlarından biri, Harran’da yaşanmıştır. Marcus Licinius Crassus, Persler karşısında ağır bir yenilgi almış, öldürülmüş, Roma sancakları ele geçirilmiştir. Rivayete göre, altına olan düşkünlüğüyle bilinen Crassus’un ağzına eritilmiş altın dökülmüştür...
*
Yıllar sonra Roma, bu sancakları geri alabilmek için son derece aşağılayıcı tavizler vermek zorunda kalmıştır.
Bir başka yenilgi ise Kayseri’de yaşanır. Roma İmparatoru Valerianus, Pers Kralı Şapur’un önünde diz çöker; Şapur ata binerken imparatoru basamak olarak kullanır. Valerianus yıllarca esir tutulur ve sonunda öldürülür. Bu sahnelerin rölyefleri bugün hâlâ İran’da görülebilir.
*
Roma dünyası bu aşağılanmanın psikolojik yükünü yüzyıllarca taşımıştır.
Tesadüf bu ya, Augustus’un o demir levhalarından yalnızca biri günümüze ulaşmıştır. Hacı Bayram Camii’nin yanında, Roma tapınağı kalıntıları arasında bulunmuş ve bugün müzede sergilenmektedir. Doğu’nun, özellikle İran’ın, Roma için ne anlama geldiğinin somut bir belgesidir bu...
*
Bugün Trump kendisini modern bir Roma imparatoru gibi konumlandırarak bu coğrafyada istediği düzenlemeleri yapabileceğini düşünüyor olabilir. Ancak tarih, kısa başkanlık dönemleriyle değil; yüzyıllarla, hatta binyıllarla yazılır.
Bu topraklarda yaşayan halklar, cetvelle çizilmiş sınırların ötesinde bir hafızaya sahiptir. İran, yüz yıllık bir devlet değildir. Binlerce yıllık bir siyasi ve kültürel süzgeçten geçerek bugüne gelmiştir.
Roma bunu görmezden gelmişti.
Bugünün “imparatorları” da aynı yanılgının eşiğinde mi, yoksa tarihten ders alma iradesi gösterebilecekler mi?
Tarih, cevabı her zaman gecikmeli verir.
(Not:ABD'deki konferansta bulunan Türk bilim insanı ünlü beyin ve sinir cerrahı Prof. Dr. Cengiz Kuday'dır. Anektod ona aittir.)