Bankacı eğitimle, “Eğitime Erişimde Eşitlik ve Fırsatlılık” lafta kalıyor!

 TÜRKİYE VE EĞİTİM HEPİMİZİN
Şahin Aybek yazdı... Bankacı Eğitimle, “Eğitime Erişimde Eşitlik ve Fırsatlılık” Lafta Kalıyor!

“Sosyal eşitsizlikle örselenen bu olumsuzları tetikleyen bankacı eğitim yaklaşımının terk edilerek; Ulusal eğitimin özgürleşme siyasetine katkılar sağlaması, Atatürk Filozofili Cumhuriyetçi Demokrasi’nin bilimsel, laik, halkçı, parasız, eşitlikçi ve her yurttaşa eğitime erişim hakkını sağlaması gerekiyor.”

Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Öğr. Üyesi Mustafa KARAAĞAÇLI ile bankacı eğitimi konuştuk.

Bankacı eğitim nedir?

Bankacı eğitim anlayışında geleneksel eğitim-öğretimin ve değerlendirme süreçlerinin banka işlemleri gibi görülmesidir.

Bankacı Eğitimde Nesneler ve Özneler Nelerdir?

Bankacı eğitimde;

  • Eğitim-tasarrruf yatırımı

  • Öğrenci-yatırım nesneleri ve

  • Öğretmen-yatırımcı özneleri olarak işlev gösterir.

Çünkü bankacı eğitimde öğretmen etkin öğrenci edilgen, öğretmen her şeyi bilen, öğrenci ise onun anlatılarına ve öğretilerine muhtaç boş levhalar olarak görülür. Öğretmen bilgileri öğrencilere sunar-ihsan eder. Bankacı eğitimde öğretmenler ve politika yapıcılar özne iken, öğrenciler nesne olarak değerlendirilir (Freire, 2017).

Bankacı Eğitimle Yeni Özneli tutucu ve kuşatmacı siyasanın bağları nereden kaynaklanıyor?

Bankacı Eğitim, emek sömürülü son aşamalı kapitalizmin somut ürünü olan Yeni Özneli tutucu ve kuşatmacı siyasa tercihlerden kaynaklanıyor. Anılan reel politikler ise bankacı eğitimi tetikliyor ve besliyor.

Çünkü; Bankacı eğitim; “insan-dışılıkları” kapalı, durağan ve kaderci özelliklerle pekiştirir. Bankacı eğitimde bilgi olup biten ve tamamlanmış gerçeklik olarak sunulur. Diyaloglu ve etkileşimli değil; tek yanlı dikte ve didaktik ürünsel aktarımlar vardır.

Türkiye Ulusal eğitim Coğrafyası’nda Bankacı eğitimin lekelediği sosyal eşitsizlikler neden giderilemiyor?

Türkiye Ulusal Eğitim Coğrafyası, sosyal, ekonomik, kültürel ve reel politik değişkenleinin tümelinden kaynaklanan aşağıdaki yapısal sistem sorunlarıyla lekelenmeye devam etmektedir:

  • Yönetsel bürokraside liyakatsızlık giderek yaygınlaşıyor.

  • Bireyin topluma, toplumun bireye, bireyin devlete, devletin bireye yabancılaşması artıyor.

  • Kutsal değerler adına riyakarlık artıyor.

  • Sanat adına şoven algıları tetikleniyor.

  • Kaynağı belirsiz paralılar gösterişli yaşamlar sürüyor.

  • Kitapçılar tuhaf çevirili romanlardan geçilmiyor.

  • Toplumsal yapıda hemen her alanda, ailede, okulda, sporda, TBMM’de şiddet artıyor.

  • Yeni özneli, liberal, tutucu ve kuşatmacı post-kapitalist uygulamalar sosyal yapıda kültürel erozyonları artırıyor (Karaağaçlı, 2023-1 ve Karaağaçlı, 2023-2).

  • Hanım ağalı, delikanlı ağır abili (!) ve lüks villa yaşamlarını konu eden dizliler ekranları kaplıyor (Karaağaçlı, 2019).

  • Bayağı, basit ve tuhaf özel ilişkili televizyon programların yayını hala sürüyor.

  • Hükümete iktidar olanlar devlet sanılıyor.

  • Toplumsal özgürlük ve özgünlük oligarşik haklara ve serbestliklere dönüşüyor.

  • Siyasal dincilikle tutucu anlayış öne çıkıyor.

  • Mülakatlardaki kuşatmacı “benden ve izden” bakışı egemen oluyor.

  • Normal işler lütufmuş gibi sunuluyor.

  • “Ne kadar kendin olursan o kadar farklı olursun” anlayışı yerine; aynı sakal, saç, ve giysilerle prototipler yaygınlaşıyor.

  • Sonuçlar amaç oluyor. Sonuçlar amaç olunca da işler, ürünler ve hizmetler değersizleşiyor.

  • Mesleki etiklikten giderek uzaklaşılıyor.

  • Dinsel simgeler kullanılarak, siyasal yararlanmalar artıyor.

  • Birey yurttaşın toplumsal aidiyeti örseleniyor.

Bu sorunların çözümünde çoklu, çoğulcu ve demokratik özgür iradeli sınıf ve okul yönetimine “öğrenciler katıl(a)mıyor.” Bankacı eğitim ve öğretim uygulamalarının edilgen birer nesnesi oluyorlar.

Bu sosyolojik lekelerin sonucunda sosyo-ekonomik gelir eşitsizliği artarken; emekçilerin barınma ve beslenme temel gereksinimlere erişimlerinde satın alma güçleri düştüğü gözleniyor. Emekçiler, daha çok çalışma karşılığında daha az ücretlere erişebiliyor. Sınırlı erişimde sosyo-kültürel eşitsizlikleri derinleştirerek bireysel özgürlükleri örseliyor (Manza,2020).

Sosyo-ekonomik yapıda ayın bir günü çalışmakla maaşını hak eden emekçiler 29 gün işverene çalışma durumunda kalarak giderek yoksullaşıyor (Marx,2027 ve Harvey,2021).

Merkezi İktidarın bir kuruluşu olan TÜİK tarafından açıklanan enflasyon oranlarıyla günlük yaşantılarla karşılaşılan enflasyon oranları farklılık gösterdiğinden, gerçek enflasyon oranlarıyla yaşamada maaşlar plansız, tutarsız ve yetersiz kalıyor.

Eşitlikçi ve Özgürlükçü Eğitimi Örseleyen Türkiye’nin Sosyolojik Lekeleri

Türkiye Eğitim Coğrafyası, sosyolojik yapısından kaynaklanan aşağıdaki sorunlarla lekelenmektedir:

  • Yönetsel bürokraside liyakatsızlık giderek yaygınlaşıyor.

  • Bireyin topluma, toplumun bireye, bireyin devlete, devletin bireye yabancılaşması artıyor.

  • Kutsal değerler adına riyakarlık artıyor.

  • Sanat adına şoven algıları tetikleniyor.

  • Kaynağı belirsiz paralılar gösterişli yaşamlar sürüyor.

  • Kitapçılar tuhaf çevirili romanlardan geçilmiyor.

  • Toplumsal yapıda hemen her alanda, ailede, okulda, sporda, TBMM’de şiddet artıyor.

  • Yeni özneli, liberal, tutucu ve kuşatmacı post-kapitalist uygulamalar sosyal yapıda kültürel erozyonları artırıyor (Karaağaçlı, 2023-1 ve Karaağaçlı, 2023-2).

  • Hanım ağalı, delikanlı ağır abili (!) ve lüks villa yaşamlarını konu eden dizliler ekranları kaplıyor (Karaağaçlı, 2019).

  • Bayağı, basit ve tuhaf özel ilişkili televizyon programların yayını hala sürüyor.

  • Hükümete iktidar olanlar devlet sanılıyor.

  • Toplumsal özgürlük ve özgünlük oligarşik haklara ve serbestliklere dönüşüyor.

  • Siyasal dincilikle tutucu anlayış öne çıkıyor.

  • Mülakatlardaki kuşatmacı “benden ve izden” bakışı egemen oluyor.

  • Normal işler lütufmuş gibi sunuluyor.

  • “Ne kadar kendin olursan o kadar farklı olursun” anlayışı yerine; aynı sakal, saç, ve giysilerle prototipler yaygınlaşıyor.

  • Sonuçlar amaç oluyor. Sonuçlar amaç olunca da işler, ürünler ve hizmetler değersizleşiyor.

  • Mesleki etiklikten giderek uzaklaşılıyor.

  • Dinsel simgeler kullanılarak, siyasal yararlanmalar artıyor.

  • Birey yurttaşın toplumsal aidiyeti örseleniyor.

Bu sorunların çözümünde çoklu, çoğulcu ve demokratik özgür iradeli sınıf ve okul yönetimine “öğrenciler katıl(a)mıyor.” Bankacı eğitim ve öğretim uygulamalarının edilgen birer nesnesi oluyorlar.

Emekçiler, daha çok çalışma karşılığında daha az ücretlere erişebiliyor. Sınırlı erişimde sosyo-kültürel eşitsizlikleri derinleştirerek bireysel özgürlükleri örseliyor (Manza,2020).

Sosyo-ekonomik yapıda ayın bir günü çalışmakla maaşını hak eden emekçiler 29 gün işverene çalışma durumunda kalarak giderek yoksullaşıyor (Marx,2027 ve Harvey,2021).

Merkezi İktidarın bir kuruluşu olan TÜİK tarafından açıklanan enflasyon oranlarıyla günlük yaşantılarla karşılaşılan enflasyon oranları farklılık gösterdiğinden, gerçek enflasyon oranlarıyla yaşamada maaşlar plansız, tutarsız ve yetersiz kalıyor.

Bankacı eğitime çözümde ezilmişlerin eğitsel, kültürel, sosyal ve ekonomik değişkenleri nasıl planlanmalıdır?

Türkiye’de eğitime erişimde eşitlik fırsat ve imkan kavramları 1739 Sayılı Milli Eğitim Kanunun’da kalmış görünürken; eğitimde fırsat ve imkan eşitliği Türkiye coğrafyasını kapsayamıyor!

Oysa, “Genellik ve Eşitlik İlkesi; Eğitim kurumları dil, ırk, cinsiyet ve din ayrımı gözetilmeksizin herkese açıktır. Eğitimde hiçbir kişi ve aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınmaz” der (MEB,1973).

Bu ilkenin uygulamada pratik değeri paralı eğitim anlayışlı her düzeydeki bankacı okullar ve kurslarla bozulmuş bulunuyor.

Anılan kanunda “Eğitim hakkı” ilkesi: Temel eğitim görmek her Türk vatandaşının hakkıdır. Temel eğitim kurumlarından sonraki eğitim kurumlarından vatandaşlar ilgi, istidat ve kabiliyetleri ölçüsünde yararlanırlar (MEB,1973) özelliğinin yer almasına karşın; bankacı eğitim anlayışıyla eğitim sosyo-ekonomisi güçlü aile çocuklarına lehine evrilmiş bulunuyor.

Bu zedeli durumun başka bir anlatısı da; “eğitim gereksinimlerinin çözümü parasal yükleri beraberinde getirdiğinden, eğitime erişimde fark parası olmayanlar aleyhine bozulmuş görülüyor (Karaağaçlı, 2021-1 ve Karaağaçlı, 2021-2).

Son olarak neler söylemek istersiniz?

Sosyal eşitsizlikle örselenen bu olumsuzları tetikleyen bankacı eğitim yaklaşımının terk edilerek; Ulusal eğitimin özgürleşme siyasetine katkılar sağlaması, Atatürk Filozofili Cumhuriyetçi Demokrasi’nin bilimsel, laik, halkçı, parasız, eşitlikçi ve her yurttaşa eğitime erişim hakkını sağlaması gerekiyor.

Sevgili hocam değerli bilgileriniz için size teşekkür ediyorum. Türkiye Hepimizin, Eğitim Hepimizin...

Eğitim Haberleri