Aykırı Penguen’den Maymun Punch’a ve insana uzanan yalnızlık hikâyesi: Bir oyuncak maymuna sarılan insanlık

 TÜRKİYE VE EĞİTİM HEPİMİZİN
Şahin Aybek yazdı: Aykırı Penguen’den Maymun Punch’a ve insana uzanan yalnızlık hikâyesi: Bir oyuncak maymuna sarılan insanlık

Son zamanlarda gerek sosyal medyada, gerek diğer mecralarda; kalabalıkların arasından ayrılıp tek başına yürüyen penguen ve maymun Punch’ın oyuncak maymuna sarılışı neden bu kadar konuşuldu diye düşünmeden edemedim. Birkaç saniyelik görüntülerdi aslında. Ama milyonlarca insanın içinde bir yerlere dokundu.

Sonra kendi kalabalık yalnızlığımız geldi aklıma.

Aslında herkesin tepki verdiği o kareler birer hayvan videosu değildi. Çağımızın modern insanının iç sesi, iç savaşı ve bastırılmış yalnızlığıydı. Hepimizi içten yaralayan bir süredir büyüyen ama adını koyamadığımız o duygu: Kalabalıkların ortasında yalnız hissetmek.

Tam olarak Franz Kafka’nın “Benim yalnızlığım çok kalabalık” dediği gibi, çağımız insanı çok meşgul ve kalabalık ama aslında çok ıssız. Sözüm ona çok bağlantılı ama maalesef köksüz ve bağsız.

Tüm canlılarda olan o yalnız bırakılma korkusu elbette dayanılmazken bir de anne tarafından yalnız bırakılmak….

Çünkü anne dediğimiz şey aslında dünyada “Ben senin yanındayım. Ben senin arkandaki gücüm. Ne yaparsan yap, seninleyim.” mesajını veren güvenli limandır. Anne, insanın arkasındaki görünmez teminattır. Dünyanın karanlığıyla savaşta en güçlü ışıktır.

“Anneler uyanıncaya kadar tüm evler karanlıktır.”

Halil Cibran

İnsan her durumda sığınacak bir güvenli liman arar. İnsan diyorum ama bu örnekte görüldüğü gibi mesele sadece insan değildir; tüm canlılar güven duyabilecekleri bir limana ihtiyaç duyarlar. Çünkü güven, var olmanın zeminidir. O zemin kaydığında ortaya çıkan şey yalnızca üzüntü değil; derin, ilkel bir korkudur:

Yalnız kalma korkusu…

İşte bu korkuyu dindirmek için Punch oyuncak maymuna sarılmış. O maymun bir oyuncaktan ibaret değil; kaybolan güven duygusunun yerine konmuş somut bir şey. Tutulabilir, sarılabilir, bırakmayacakmış gibi hissedilebilen bir şey.

Punch’un oyuncak maymunu güven ihtiyacının somutlaştırılmış hâlidir.

Ve dürüst olalım. Hangimiz yalnız kalma korkusundan kurtulmak için kendimize çeşitli adlar altında birer oyuncak maymun bulmuyoruz?

Belki kimileri bunu bir insanda buluyor; bazılarımız bir ilişkide, bazılarımız bir ideolojide, kimimiz bir zorbaya ya da zorbalığa sığınıyoruz. Sığındığımız ya da tutunduğumuz oyuncakların adları değişiyor, şekilleri değişiyor. Ama oyuncak maymuna sığınma isteğimiz değişmiyor. Hepimizin kendimize sığınacak güvenli bir liman aramasının, yaşamaya tutunmak gibi gerçek bir sebebi var. Maymun Punch’un hikâyesinde Punch’u yalnız bırakmak annenin seçimi mi bilmiyorum ama bir de annenin seçimi olmayan, yalnız bırakılmış çocuklar var.

Savaş çocukları…

Ahhhh bombaların sesinden korkmalarına rağmen sığınacak çatıları bile kalmayan masumlar…

Bir gecede annesiz, babasız kalan çocuklar…Annesi hayatta olsa bile korkudan ona sığınamayan, her an kaybetme ihtimaliyle büyüyen çocuklar…

Anne ölünce çocuk

Bahçenin en yalnız köşesinde

Elinde bir siyah çubuk

Ağzında küçük bir leke

Sezai Karakoç

Annesini kaybeden çocuklar için eline geçen ilk oyuncak, ilk nesne ilk herhangi bir şey sadece bir eşya olmaz. Kaybolan annesinin yerine konmuş bir tesellidir o çocuklar için.

Punch’ın oyuncak maymuna sarılışı bu yüzden sadece romantik bir sahne değil; reel dünyada yaşanan büyük yalnızlıkların küçük bir yansımasıdır.

Yalnız bırakılan çocuk güveni nerede bulursa oraya yönelir. Bu güven bazen sağlıklı bir bağla, doğru insanlarla kurulur. Ama bazen de çocuk o boşluğu doldurmak için çok yanlış yerlere, çok yanlış ilişkilere savrulur. Sadece birine ait hissetmek isterken kendini istismar eden ilişkilerin, suç çevrelerinin, zararlı yapıların içinde bulabilir.

Çünkü böyle durumlarda çoğu zaman iyi-kötü ayrımı yapılamaz; mesele sadece boşluğu doldurmak olur ve boşluk, insanı en hızlı kararları almaya zorlar.

Özellikle çocuk evlerinde, kurum bakımında büyüyen çocuklarda(Tüm şartlar onların gelişimine uygun olsa bile)bu daha belirgindir.

Bağlanma figürü sık değişen ve güven duygusu yeterince oluşmayan çocuk, karşısına çıkan ilk ilgiye daha hızlı tutunur. Sevgiye aç olan çocuk, ilgiyle manipülasyonu ayırt etmekte zorlanabilir. Bu yüzden yanlış bağlar daha çabuk kurulur, kopuşlar daha sert olur, savrulmalar daha hızlı yaşanır.

Annesizlik sadece fiziksel yokluk değildir; güvenli bir bağın eksikliğidir. Ve güvenli bağ olmadan büyüyen çocuk, hayat boyu o limanı arar.

Punch’ın oyuncak maymuna sarılışında gördüğümüz şey tam da budur: Güven ihtiyacının saf hâli. Ama o saf ihtiyaç, gerçek dünyada doğru limana ulaşamazsa, insanı çok fırtınalı sulara da sürükleyebilir.

Kalabalık yalnızlığın çığ gibi büyüdüğü çağımızda oyuncak maymunlara sığınmak yerine birbirimizin güvenli limanı olmayı başarmalıyız. İnsan insanın kurdu değil, insan insanın yurdu olmalıdır. Çünkü insanın en derin ve en büyük korkusu yalnız kalmaksa, en etkili şifası ise gerçekten görülmek, sevilmek, sevilmektir.

Dahası ve en önemlisi Sevgili Şükrü Erbaş’ın dediği gibi:

Yara aynı yara, dil aynı dil. Biz neden bu kadar yalnızız?

Türkiye Hepimizin, Eğitim Hepimizin…

Eğitim Haberleri