“Cumhuriyeti kuran irade, Köy Enstitülerini kurarak, yoksul ve köyden gelen çocukların öğretmen olmalarını sağlayarak dikey hareketliliği sağlamıştır. MTE’de maliyetin devlet ve faydalananlarca karşılanması, ekonomik ve beşerî kaynakların etkin kullanılması, mezunların çalışma yaşamındaki özlük haklarının iyileştirilmesi ve yükseköğretime belli oranda geçişlerine fırsat verilmesi bu alana ilişkin pek çok sorunun çözülmesine katkı sağlayacaktır.”
Adıyaman Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kenan Özcan ile tüm boyutlarıyla mesleki ve teknik eğitimi konuştuk.
ANADOLU’DA MESLEKİ VE TEKNİK EĞİTİM NE ZAMAN VE NASIL BAŞLADI?
Selçuklular döneminde 13. yüzyılda, Ahi Evran tarafından Kayseri’de Ahilik Teşkilatının kurulmasıyla, çıraklık olarak başlamıştır. Ahilik, yiğitlik, cömertlik ve misafirperverlik anlamındaki “akı” kavramından gelir. Ahilik; esnaf, sanatkâr ve işçiyi de içine alan, onlara mesleki bilgi ve beceri kazandırmanın yanında zaviyelerde dini bilgilerinde öğretildiği bir tarikat ve cemaat yapılanmasıdır. Diğer misyonu ise devlete asker yetiştirmektir. Zamanla paramiliter bir güç olarak örgütlenmiştir. Alperen olarak isimlendirilen bu birlikler, Anadolu’da bazı halk ayaklanmalarının bastırılmasında görev almışlardır. Ahilikte, “usta-kalfa-çırak” hiyerarşine göre yüzyıllar boyunca meslek erbabı yetiştirilmiştir. 15. yüzyılda Lonca Sistemine dönüşerek varlığını bazı kentlerde günümüze kadar sürdürmüştür. Günümüzde ise Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM), “Neo-Ahilik” olarak yapılandırılmaktadır.
OSMANLI İMPARATORLUĞU DÖNEMİNDE MESLEKİ EĞİTİMDE NASIL BİR DÖNÜŞÜM OLMUŞTUR?
İmparatorluğun gerilemesini durdurmak ve sanayi devrimini yakalamak isteyen Osmanlı yöneticileri, Batı Modeli askeri ve sivil meslek ve teknik okulları açmıştır. İlk askeri yüksek teknik okul 1773’de Mühendishâne-i Cedîde isminde Kasımpaşa’da açılmıştır. Sivil meslek okulları ise Mithat Paşa tarafından 1861’de Niş’te, 1864’te Ruscuk’da ve 1868’de İzmir’de kimsesiz ve yetim çocuklar için “ıslahhane” olarak açılmıştır. Bu meslek okullar askerlerin giyim ve lojistik gereksinimlerini karşılamak amacıyla, askeri fabrikalara yakın yerlerde kurulmuştur. Daha sonra açılan meslek okullarında terzilik, tabaklık, dokumacılık, giyim, araba yapımcılığı, değirmencilik, marangozluk ve demircilik alanlarında öğrencilere mesleki bilgi ve beceriler kazandırılmıştır. Öğrenciler öğlen saatine kadar okulda kuramsal öğrenim görmüş, öğleden sonra fabrikada çalışmışlardır. Meslek okullarının finansmanı okulun döner sermaye gelirleri ile okula ait bahçe, tarla, han, hamam vs. gelirlerinden karşılanmıştır. Ancak 1860’lı yıllardan sonra açılan meslek okullarının neredeyse tamamı savaşlar ve kapitülasyonlara bağlı ekonomik baskılar nedeniyle İmparatorluğun dağılma döneminde kapanmıştır.
CUMHURİYETİN KURULMASINDAN SONRA MESLEKİ VE TEKNİK EĞİTİMDE ÖNCEKİ DÖNEMLERE GÖRE NASIL BİR DEĞİŞİM VE DÖNÜŞÜM OLMUŞTUR?
Cumhuriyetin modern bir ulus devlet olarak yapılandırılmasında temel enstrüman eğitim olmuştur. Cumhuriyetin kurulmasından gönümüze kadar, mesleki ve teknik eğitimin gelişimi beş döneme ayrılır:
1-1923-1940 arası, okul merkezli bir Mesleki ve Teknik Eğitim (MTE) için bilgi toplama, yabancı uzman raporlarından faydalanma, planlı ve sistemli bir yapı kurma dönemidir.
2-1941-1960 arası, MTE’in gelişimi ve ülke sathına yayılma dönemidir. Özel yasalar çıkarılmış ve ek finansman sağlanmıştır. 1933-1950 döneminde ilk Genel Müdür ve Müsteşar Rüştü UZEL mesleki eğitimin gelişimine liderlik yapmıştır. MTE’in en parlak dönemini yaşamış ve mezunları yerli sanayinin gelişmesine öncülük etmiştir. Yeni açılan okullara makine ve araç-gerek üreten, meslek ve teknik liseler yapılandırılmıştır.
3-1961-1980 arası, planlı kalkınma dönemidir. Ortaöğretimde %35 genel eğitim ve %65 mesleki ve teknik okullaşma hedeflerine toplumsal kaos, ekonomik ve siyasi krizler, imam hatip dayatmaları nedeniyle ulaşılamamıştır. Proje bazlı denemeler olsa da okul modeli eğitimden, okul sanayi işbirliği modeli geçilememiştir.
4-1981-2016 arası, MTE’de küreselleşme dönemidir. 1986 yılında Alman ikili meslek eğitim (dual sistem-2+3 gün) modeli ülkemiz sistemine uyarlanmıştır. Okula dayalı MTE’den, okul-sanayi işbirliği modeline geçilmiştir. İki gün okul, üç gün sanayide staj uygulaması, MTE’de okul sanayi işbirliğini geliştirmiş ve sosyal diyaloğu güçlendirmiştir. 1997’de beşeri ve ekonomik kaynakların etkin kullanılması amacıyla yükseköğretime girişte getirilen “katsayı” uygulaması, amacından saptırılarak politik tartışmanın konusu yapılması, mesleki ve teknik eğitimin imajına ve öğrenci akışına büyük zarar vermiştir.
Temel eğitimin 2012 yılında, 4+4+4 şeklinde yapılandırılması ve ülkedeki siyasi iklim, mesleki ve teknik ortaöğretimin öğrenci tabanının/kaynağının, teşviklerle imam hatip okullarına kaymasına neden olmuştur. Bugün İHL’de 8 farklı program uygulanması, yoksul ve yoksun toplum kesiminin çocuklarının bu okullara akışını hızlandırmıştır.
5-2016 sonrası, Mesleki ve teknik ortaöğretimdeki çöküş, geleneksel çıraklık sisteminin, MESEM’e dönüştürülerek, zorunlu ve yeni bir meslek okulu modeli olarak yapılandırılmasıyla hızlanmıştır. Günümüzde hiçbir çağdaş mesleki eğitim modeline uymayan ve göstergeleri ile toplumsal bir soruna dönüşen MESEM, başka bir programın konusudur.
TÜRKİYE’DE MESLEKİ VE TEKNİK LİSELERE ÖĞRETMEN YETİŞTİREN FAKÜLTELER NE ZAMAN AÇILDI, NEDEN KAPATILDI VE BU OKULLARIN ÖĞRETMEN İHTİYACI NASIL KARŞILANMAKTADIR?
Cumhuriyetin kalkınma hedefleri ve vizyonu doğrultusunda, sanayi ve teknoloji alanında, teknik işgücü yetiştirmek amacıyla 1930’lu yıllarda sanat enstitüleri, endüstri meslek liseleri, teknisyen okulları, teknik liseler ve kız meslek liseleri kurulmuştur. Bu okullara öğretmen yetiştirmek amacıyla 1933’de Mesleki ve Teknik Eğitim Genel Müdürlüğü ve 1941 yılında Mesleki ve Teknik Eğitim Müsteşarlığı kurulmuştur. 1934 yılında Kız Meslek Öğretmen Okul, 1937’de Erkek Teknik Öğretmen Okulu, 1955’te Ticaret Öğretmen Okulu açılmıştır. Bu okullar 1970’li yıllarda Yüksek Teknik Öğretmen Okullarına ve 1983’te ise Mesleki ve Teknik Eğitim Fakültelerine dönüştürülmüştür.
Mesleki ve teknik ortaöğretimde mevcut 4.262 okul, 53 alan ve 114 dalda öğrenim gören 1.681.100 öğrenci için meslek dersleri öğretmeni yetiştiren bir mesleki ve teknik eğitim fakültesi bulunmamaktadır. Bu okullara öğretmen yetiştiren 27 fakültenin tamamı 2009 yılında, MEB’in mezunların sadece %5’ini atanması bahane edilerek, Bakanlar Kurulu kararıyla (2009/15546 BKK) kapatılmıştır (Resmî Gazete, 2009 Sayı: 27405). Bu fakülteler kuramsal bilginin yanında özellikle uygulamaya dönük insan kaynağını yetiştirmesi nedeniyle, mesleki ve teknik eğitim fakültelerinin, meslek yüksek okullarının ve mesleki ve teknik ortaöğretimin öğretmen kadrosunu yetiştirmişlerdir. Ayrıca teknik öğretmenler, sanayimizin gelişmesine girişimci ve teknoloji şirketlerinde AR-GE ve eğitim biriminde de önemli görev üstlenmişlerdir. Bu fakültelerin kapatılması, bilimsel gerçeklerden uzak ve anlamlandırılamayan bir stratejinin sonucu olarak kapatılmıştır. Ancak bu uygulama mesleki ve teknik eğitimin bütün kademelerinde (meslek yüksekokulları, meslek liseleri, MESEM) niteliğin düşmesine neden olmuştur.
Ülkemizde kurumsal kültürü gelişmiş, gelenekleri oluşmuş ve yaklaşık 75 yıl mesleki ve teknik öğretmen yetiştiren, nitelikli köklü öğretim kurumları kapatılmıştır. Bu kurumlar statüsü mühendislik ile teknisyenlik arasında ve piyasada sınırlı imza yetkili, kuramsal ağırlıklı öğretimin yapıldığı Teknoloji Fakültesine dönüştürülmüştür.
Günümüzde uygulama eğitimi becerisi kısıtlı olan mühendisler, mesleki ve teknik liselere öğretmen olarak atanmaktadır. Türkiye Mimarlar ve Mühendisler Odasının Teknoloji Fakültelerine ilişkin hazırladığı raporda (2011), “teknik öğretmen yetiştirmek üzere programlanmış fakültelerin adlarının değiştirilerek mühendis yetiştirilemeyeceğini belirtilmiştir. Raporda teknoloji fakültesi mezunlarının formasyonla öğretmen yapılmasıyla, reel sektörün ihtiyacı olan teknik işgücünün yetiştirilemeyeceği” belirtilmiştir.
Çözüm: İhtiyaç analizlerine göre, gereksinim duyulan alanlarda ve sayıda Mesleki ve Teknik Eğitim Fakülteleri yeniden açılmalıdır. Teknoloji Fakültelerinde görev yapan, kuramsal ve uygulamayı bilen, kurum kültürü ve hafızasına sahip öğretim elemanları emekli olmadan, yeniden açılmalıdır.
MESLEKİ VE TEKNİK ORTAÖĞRETİMDE OKULLAŞMA ORANI NEDEN SÜREKLİ DÜŞMEKTEDİR?
Mesleki ve teknik ortaöğretimde, kamu okul türlerinde (Meslek Lisesi, Mesleki ve Anadolu Teknik Lisesi, ÇPL, Mesleki Açık Öğretimde) öğrenim gören öğrenci sayısı son 10 yılda sürekli azalmasına karşın MESEM ve Özel Mesleki ve teknik liselerinden artmaktadır.
Mesleki ve teknik eğitimin imaj, nitelik ve istihdam ve yeterli gelir elde edememe sorunu, 2017’de başlayan nitelikli okul uygulaması, diploma notuna göre okula yerleşme, bu okul türünü tercih eden toplumsal tabanının mevcut politik atmosferin etkisi ve teşviklerle imam hatip okullarına kayması nedeniyle sürekli düşmektedir. Ayrıca, asgari ücretin %30’u kadar gelir elde etmek amacıyla ortaokul mezunları ile MTE devam eden öğrencilerin MESEM’e geçmesi, yükseköğretime yerleşmede rekabet gücünün zayıflaması okullaşma oranını düşürmektedir.
Tabloda mesleki ve teknik ortaöğretimde son 10 yılda öğrenci sayısındaki değişim görülmektedir.
Mesleki ve teknik ortaöğretimde en önemi okul türü Mesleki ve Teknik ve Anadolu Teknik Lise türleridir. Bu okul türlerinde 2016 yılında 1.482.870 öğrenci öğrenim görmesine karşın, 2025 yılında bu sayı 1.008.564’e düşmüştür. 474.306 öğrencinin azalması kritik bir kayıptır. Özellikle Anadolu Teknik Lisesi, nitelikli teknik insan kaynağı yetiştiren ve aynı zamanda yükseköğretime (MYO, Teknoloji Fakültesi, Mühendislik vs) öğrenci hazırlayan en önemli okul türü olmasına rağmen öğrenci kaybı artmaktadır.
Geleneksel Çıraklık Eğitim Merkezlerine (ortaokul mezunu, liseye devam etmeyen ve sanayide çalışanlar) 2016 yılında 36.619 öğrenci devam etmesine karşın, bu okul türünün MESEM olarak yapılandırılmasıyla sayı günlük artarak, 2025 yılı sonunda 420.330’a ve 7 Mart 2026’da ise 560.557’ye yükselmiştir (https://e-mesem.meb.gov.tr/).
Çözüm: Mesleki ve teknik ortaöğretimin yoksul okulu imajının düzeltilmesi, ortaokulda mesleki rehberlik dersinin verilmesi, işletmelere geziler düzenlenmesi, meslekte başarılı rol model kişilerin okullarda konferans vermelerinin sağlanması, öğretimin niteliğinin artırılması, öğrencilere ücret ödenmesi ve sosyal sigorta yapılması, belli oranda/kotada alanıyla ilgili yükseköğretim programlarına (TBMYO ile Teknoloji ve Mühendislik Fakülteleri) girmelerinin teşvik edilmesi, girişimciliğin desteklenmesi gibi önlemler bu okul türüne öğrenci akışını hızlandıracaktır.
YUKARIDA BELİRTİLENLERİN DIŞINDA SİZCE MESLEKİ VE TEKNİK ORTAÖĞRETİMİN SORUNLARI NELERDİR?
Mesleki ve teknik eğitimin en önemli sorundan biri verimlilik sorunudur. Buna ilişkin teknik kavramlar şunlardır: Nicel iç verimlilik, mesleki ve teknik eğitime başlayan öğrencilerin, mezun olma oranıdır. Nitel iç verimlilik ise, kazandırılması amaçlanan mesleki bilgi ve beceriler ile öğrencilerin kazandıkları davranış arasındaki farklılıktır. Nicel dış verimlilik, toplumun gereksinim duyduğu zamanda ve sayıda, mesleki ve teknik insan kaynağının yetiştirilmesidir. Nitel dış verimlilik ise, mesleki ve teknik eğitimle kazandırılan bilgi ve becerilerin/davranışların, toplumun beklentilerini karşılama yani davranışların reel sektördeki iş ve teknolojik koşullara uygunluğudur.
Tanımlanan bu dört kavrama ilişkin, ülkemizde okul öncesinden yükseköğretime kadar bütün kademelerde ciddi sorunlar vardır. Son yıllarda özellikle bütün eğitim kademelerinde okul terkleri ve kayıt dondurma giderek arttığından okulların iç verimlilik giderek düşmektedir. MESEM 2016 yılından beri mesleki ve teknik lise türlerini işlevsiz hale getirerek öğrenci sayısının azalmasına neden olmuştur. Millî Eğitim Bakanlığının yaptığı araştırmada 2014-2018 yılları arasında mesleki ve teknik lise mezunlarının ortalama %31.50’si alan dışı işlerde çalışmasına karşın, sadece %4.92’si öğrenim gördüğü meslek alanda çalışmıştır. Bu veri dış verimliliğin oldukça düşük olduğunu göstermektedir.
Mesleki ve teknik ortaöğretimde verimliliği olumsuz etkileyen etkenlerin başında, finansman sorunu, öğretim teknolojileri ve altyapı, rehberlik hizmetleri, öğretmen niteliği, öğrenci kaynağı, staj ve okul sanayi işbirliği, sosyal diyaloğun (hükümet, işçi ve işveren kurumları arasında politika geliştirme sürecine ilişkin bilgi paylaşımı ve müzakere) zayıflaması, okulların yönetim ve denetim sorunlarıdır. Kaynaklar ya işverenlere ya da özel MTE’lere aktarılmaktadır. 2025-2026 öğretim yılında Özel MTE’de 20 meslek alanına, öğrenci başına 46.928 ile 77.626 TL arasında teşvik verilmektedir. Kaynak R.G Sayı: 32984).
Çözüm: Toplumun alt tabakasından gelen yoksul ve yoksun kesimlerin çocuklarının, dikey hareketliliğine ne kadar fırsat verileceğidir. Bu kesimin çocukları imam hatip okullarına mı yönlendirilecek, yoksa önce imam hatip okullarına sonra MESEM’e mi yönlendirilecek? Bu bir zihniyet, insana bakış ve politik bir tercihtir. Cumhuriyeti kuran irade, Köy Enstitülerini kurarak, yoksul ve köyden gelen çocukların öğretmen olmalarını sağlayarak dikey hareketliliği sağlamıştır. MTE’de maliyetin devlet ve faydalananlarca karşılanması, ekonomik ve beşerî kaynakların etkin kullanılması, mezunların çalışma yaşamındaki özlük haklarının iyileştirilmesi ve yükseköğretime belli oranda geçişlerine fırsat verilmesi bu alana ilişkin pek çok sorunun çözülmesine katkı sağlayacaktır.
Sevgili hocam değerli bilgileriniz için size teşekkür ediyorum. Türkiye Hepimizin, Eğitim Hepimizin...