Aleviliğin Varoluş Odağında Kırım: Anadolu Ocakları’nın Tasfiyesi!..

 Hakikat.
İsmail Pehlivan yazdı: Aleviliğin Varoluş Odağında Kırım: Anadolu Ocakları’nın Tasfiyesi!..

"Canan bizim canımızdır
Teni bizim tenimizdir
Sevgi bizim dinimizdir
Başka dine inanmayız"

Aşık Hüdai

Anadolu Aleviliği, tarihsel otonomisini, dış etkenlerden bağımsız olarak kendi kararlarını verebilen, kendi kendini yönetebilen ve eylemlerinin sorumluluğunu alan "Ocak Sistemi" ile modernleşme ve kurumsallaşma dayatmasıyla "Atanmış Cemevi Dedeliği" arasında tarihsel bir yol ayrımındadır. Cemevleri’ndeki yönetimsel uygulamaların, inancın binlerce yıllık "Rıza Şehri" ütopyasını nasıl bir "Bürokratik Sisteme" hapsettiğini gelin birlikte analiz edelim.

Anadolu Aleviliği çok katmanlı bir perspektifle ele alındığında anlaşılabilir. O sadece dışsal kurallar ya da klasik mezhep kalıpları içinde görülemez. Onu batıni yönü güçlü bir inanç ve yaşam biçimi olarak ele almak gerekir. Bu bakış Aleviliğin özüne yani içsel anlamına odaklanmaktır. Hakk-Muhammed-Ali öğretisi, insanın kendini tanıması, ahlaklı olması ve hakikat “Yol”unun ilkelerini yaşamının merkezine almasını öngörür. Aleviliğin batıni özü tarih boyunca farklı coğrafya, toplum ve şartlar içinde yaşatılarak bugüne ulaşmış bir hakikat Yolu’dur.

El Ele, El Hakk’a

Anadolu’nun kadim inanç haritasında Alevilik, merkezi otoritelerin hiyerarşik denetimine girmeyen, yatay örgütlenmiş bir "Ocak" ağı üzerinde hayat buldu. Bu ağ El El’e El Hakk’a düsturu üzerinde yürüdü. Ancak son yirmi yılda, Cemevleri’nin fiziksel inşasıyla paralel yürüyen bir "İnançsal Yıkım" süreci yaşandı. Aleviliğin genetik kodu olan Ocak Sistemi, "modernleşme" ve "resmi tanınma" vaatleri altında sessizce tasfiye edildi. Bunun yerine devletin veya Alevi örgütlerinin ideolojik aygıtı haline getirilen "Atanmış Cemevi Dedeliği" ikame ettirildi. Bu dönüşüm, basit bir idari değişiklikten farklı olarak bir inancın hafıza kırımına uğratıldı. Ocak Sistemi sayesinde batıni öğreti, belli bir disiplin ve erkan içinde nesilden nesile aktarıldı.

Modernleşmeyle birlikte Alevilik üzerine farklı yorumlar da ortaya çıktı: Kimi daha kültürel, kimi daha politik, kimi ise daha inanç merkezli bir bakışa sahip oldu. Bu da zaman zaman özden uzaklaşma ya da farklılaşma tartışmalarını beraberinde getirdi. Aleviliği anlamak için ne sadece batıni yönüne odaklanarak ne de sadece tarihsel ve toplumsal boyutuyla açıklamak mümkündür. En doğru yaklaşım, bu iki yönü birlikte değerlendirmektir. Çünkü tarihsel süreç, batıni özün nasıl korunduğunu ve aktarıldığını; modern dönem ise bu yapının nasıl dönüşerek varlığını sürdürdüğünü gösterdi. Böylece Alevilik, hem değişmeyen bir hakikat anlayışı hem de çağa uyabilen bütünlüklü bir toplumsal yapı olarak varlığını sürdürdü.

Ocak Sistemi Neden Hedefte?

Batıni Anadolu Alevi Ocak Sistemi, Aleviliği hem bir inanç olarak hem de sivil bir hukuk sistemi ve bağımsız bir sosyal güvenlik ağı olarak inşa etti. Dedelik Kurumu, binlerce yıllık köklü geleneğin ve sözlü kültürün taşıyıcısı oldu. Dedelerin “tahsilli olması” gerektiği iddiası, modern akademik ölçütlerin geleneksel bilgiyle yer değiştirmesi anlamına gelir ki Alevilik’te ilim, diplomayla ölçüldüğünde, geleneksel irfan, görgü, ritüel ve yaşanmışlıklar görülemez.

Ocaklar, merkezi bir hiyerarşik otoriteden talimat almazlar. Bu durum, Aleviliği dış saldırılara karşı bağışıklık sahibi kılar. 1970’li yıllara kadar inancı ve toplumu dış saldırılardan korumak adına Dedeler’in izlediği yöntem yüzyılların deneyimleriyle var olmuştur. Her Ocak Dedesi bağlı olduğu Ocak temsilcisinden onay alarak Talip üzerine giderdi. Dedeler, Talipler’den aldığı bilgileri ve ortaya çıkan sorunların çözümü hakkında istişare ederlerdi. Sorunlar çözümsüz bırakılmazdı. Doğru yol ve yöntemler bu görüşmede netleşir ve Talip topluluğuna iletilerek çözümlenirdi. Lakin günümüzde modern hayatın dayattığı sorunları çözüme ulaştıracak bir makamdan söz etmek olanak dışıdır. Kent yaşamında Talipler Dedeleri’ni genellikle unutmuş hatta hatırlamıyor bile… Sorunlar içinde bunalan Talip, bir umut ‘Cemevi Dedeleri’ne koşuyorlar, lakin atanan ‘sahte’ Dede’nin, yetersizliğini gören can, müşkülatı giderilmeden evine dönüyor.

Pir, Rehber ve Mürşit arasındaki yatay hiyerarşi, bir iktidar ilişkisinden çok bir denetim mekanizmasını ifade etmektedir. Bugün bu zincirin halkaları koparılarak, Dedeler sadece Cemevleri’ne mahkum edilen birer "tören memuru" haline getirildiler. Bu Dedeler’in yaptıkları törenler ise ezbere bile dayanmayan, şekilci ve ruhu olmayan etkinliklerden öte değildir.

Cemler’de kurulan "Sorgu-Sual"in yapıldığı Dar Meydanı, devletin yargı mekanizmasına muhtaç kalmadan toplumsal barışı sağlardı. Bugünkü Cemevi yapılanması Ocak sistemini itibarsızlaştırarak, Alevi toplumunun sivil yargı gücünü elinden alıp, merkezi otoriter hukuk sisteminin kucağına bıraktı. Bu durumu içselleştiren Alevi hareketinin kadroları da bu olumsuzluğa çanak tutar halde kendi otoritelerinin devamını sağlamayı tercih ettiler.
***
Cemevlerinde "maaşlı" veya "kurum onaylı" olarak görev yapan ‘Dedeler’in ortaya çıkmasıyla, Alevi teolojisinde "Rızalık" kavramının adeta ölüm fermanı imzalanmış oldu. Bir Dede’nin geçiminin Talip’ten koparılıp devlete, belediyeye veya dernek yönetimine bağlanması, o Dede’nin "Yol"dan başka bir yere, "Veren El"in sözcüsü olmasına yol açtı. Bu durum, kadim geleneğin özünden uzaklaşmasına ve siyasallaşmasına yol açtı.

Atanmış Dedeler, bölgesel zenginlikleri (Arap Aleviliği, Abdallar, Kürt Aleviliği, vb.) yok sayarak, merkezi otoritenin onayladığı "şekilci" hatta Sünni içtihatla donatılmış bir Alevilik yaratılarak asimilasyonun sözcülüğüne soyunmuş durumdalar. Bu durum, inancın mistik, batıni derinliğini yok edip onu folklorik bir ögeye indirgenmesine hizmet etmeye yol açmaktadır. Anlayacağımız günümüzde Cemevleri eliyle Aleviler, Alevi doğarlar lakin Sünni defnedilirler!

Günümüz kadroları tarafından Anadolu Alevi Ocak Dedeleri "geleneksel", "çağ dışı" veya "eğitimsiz" olarak yaftalanırken, sistemin çarkına uyum sağlayan "Cemevi Dedeleri" ön plana çıkarılmaktalar. Bu, toplumun kendi köklerine duyduğu güveni temelden sarsan sistemli bir yabancılaştırma ve asimilasyon projesi olarak hayata geçirilmektedir.

Pir’in Postu Cemevi Başkanı’nın koltuğunun gölgesinde, iki dudağının arasına sıkıştırılmış durumda…

Cemevi yönetimlerini elinde tutan Alevi örgütlülüğünü ele geçiren kadrolar, paradoksal bir şekilde asimilasyonun en büyük taşıyıcı unsurları haline gelmiştir. Birçok cemevi yönetimi, Dedeliği derneğin bir "alt birimi" olarak konumlandırmaktadır. Pir’in postu, dernek başkanının koltuğunun gölgesinde kalmıştır. Cemevi Dedesi olarak atanan şahsın itibarı ise başkanın iki dudağı arasına sıkışmıştır. Ocak Dedeleri’nin Cemevleri’ne Talibiyle buluşmasına olanak tanımayarak alınmaması, onlara hizmet yaptırılmaması veya "misafir" olarak görülmesi, cemevlerinin birer "Ruhsuz Beton Yığınına" dönüştüğünün kanıtıdır. Bina büyüdükçe mana küçülmekte ve "Yol" zayıflamaktadır.
***
Alevi dünyası, bu kuşatmayı kırmak için "Ocaklara Dönüş" stratejisini benimsemelidir. Bunun gerçekleşmesi için;

Dede, Talip’inin lokmasıyla geçinmeli; devletin veya kurumun maaş listesinden çıkmalıdır. Her Ocak’ın Talipleri tarafından Rızalık üzerine kurulu bir fon sistemi geliştirilmelidir.

Dernek merkezli örgütlenme yerine, Anadolu Alevi Ocakları’nın kendi aralarındaki tarihsel ikrar bağları modernize edilerek yeni bir yapılanmaya gidilmelidir.

Ocak evlatları, kendi tarihlerini ve batıni felsefi inanç öğretisini akademik düzeyde öğrenmeli; dışarıdan dayatılan "ilahiyatçı" veya "Şii" misyonerlere karşı donanımlı olmalıdır.

Genç kuşaklar, beton binalardaki şekilci-yapay törenler yerine, Ocaklar’ın tarihsel hikayeleri ve batıni-felsefi derinliğiyle buluşturulmalıdır.
***
Alevilik, bin yıl boyunca "Sırr-ı Hakikat"i Ocaklar sayesinde gizlemiştir. Bugün karşı karşıya olunan tehlike, Yavuz Selim'in kılıcından, Ebu Suud’un fermanlarından, Kuyucu Murad’ın kuyularından daha acımasızdır. Yavuzlar, Ebu Suudlar Alevileri bedenen yok etti ise de Yol’un hakikatine zarar veremedi. Günümüzde ise Aleviler’de kafa karışıklığı yaratılarak kadim yol öğretisi Sünniliğe veya Şiiliği bezendirilerek katledilmek istenmektedir. Aleviliğe saldırı dış unsurlardan daha çok taaa içeriden "kurumsallaşma" adı altında gelmektedir.

Ocaklar sönerse, Alevilik de söner. Cemevleri, Ocaklar’ın hizmetinde olduğu sürece yücelir. Ocağı tasfiye eden bir Cemevi, sadece dört duvardan, bir çatıdan oluşan soğuk bir beton yığınından başka bir şey ifade etmez.

Alevilik’te varoluş, manevi bir başlangıç olmanın yanı sıra, tarih boyunca verilen bir hayatta kalma mücadelesidir. Alevi kimliğinin inşasında Kerbela’daki katliam, varoluşun merkezindedir. Alevilik, kendini bu büyük acı ve bu acıya karşı duran "Hüseyni duruş" üzerinden tanımlar. Tarihsel süreçteki baskılar ve kırımlar, Alevi toplumunun birbirine kenetlenmesine, sırrını korumasına ve inancını "batıni" bir yolla sürdürmesine neden olmuştur. Yani Alevi varoluşu, bu kırımların küllerinden doğan bir direniş ve kimlik varoluşudur. Günümüzdeki ‘kırım’ içeriden geldiği için her Alevi bireyin sorumluluğu daha büyüktür. Hantal örgütlenme modelinden kurtulmanın tam zamanı… Koşullar elverişlidir. Toplumda büyük bir hoşnutsuzluk baş göstermiş ve bu dernek, vakıf, federasyon yönetim kadrolarının kendilerini temsil etmediğine inanılıyor.

Seçim vakti gelmiştir!

Alevilik, ya kadim olanın izinde küllerinden yeniden doğacak ya da "atanmış" bir kimlikle mahfuz tarihi tarumar edilerek büyük bir ihanet belgesi imzalanmış olacak.

Haydi Anadolu’nun aydınlık insanları ‘Yol’a revan olma vaktidir.

Yol Cümleden Uludur!
Aşk-ı Muhabbetle…

Yaşam Haberleri