“Aleviler öldürülmesin” demek suç mu?

 Hakikat.
İsmail Pehlivan yazdı: “Aleviler öldürülmesin” demek suç mu?

Türkiye’de gazetecilik yapmak, çoğu zaman ateşten gömlek giymekle eşdeğerdir. Ancak son dönemde bu gömleğin rengi iyice karardı. Bu kez hedefte, mesleğin duayen isimlerinden, BirGün gazetesi köşe yazarı ve Medya Terapi program sunucusu sevgili Zafer Arapkirli var. Arapkirli, 15 Ocak’ta (bugün) Çağlayan Adliyesi’nde hakim karşısına çıkacak. Suçlamalar ise artık ezberlediğimiz türden: “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik” ve meşhur “Dezenformasyon Yasası” kapsamındaki “yanıltıcı bilgiyi yaymak”...

Savcılık iddianamesinde, “Halk arasında endişe, korku ve panik yaratmak saikiyle ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yaymak…” suçlaması yer alıyor.

İddianamede ayrıca, “Alevi inancına sahip kişilere yönelik eleştiri sınırını aşacak şekilde kamu güvenliği açısından yakın ve açık tehlike oluşturacak nitelikte Alevi inancına sahip vatandaşlara yönelik toplumun diğer kesimine karşı tahrikte bulunduğu…” da öne sürülüyor. Kim tahrik olmuş bilmiyoruz.

Peki, Zafer Arapkirli X (twitter) paylaşımında ne yazdı? Suriye’de Beşşar Esad yönetiminin devrilmesinin ardından başlayan iç çatışmalar döneminde ve sonrasında bazı bölgelerde Alevi köyleri basılmaktaydı ve katliamlar yapılmaktaydı. O olaylara ait “Selefi teröristlerin askeri konvoyunun” fotoğrafını paylaşarak, görüntülere bakıp, bir "hafıza tazelemesi" yaparak takipçilerine şıklar halinde şu sorular yöneltmişti “Bu adamlar nereye gidiyor?” diyerek…

“a) Lazkiye, Tartus’a Nusayri öldürmeye,

b) Çorum’a Alevi öldürmeye,

c) Kahramanmaraş’a Alevi öldürmeye,

d) Sivas Madımak Oteli’nde Alevi yakmaya,

e) Hepsi…”

***

Arapkirli, o paylaşımında şu şıkları sıralamıştı: Bugün Lazkiye mi, Tartus mu, yoksa geçmişte canımızın yandığı Çorum mu, Maraş mı, Sivas mı, Gazi mi? Bunda nasıl bir tahrik var Allah aşkına?

Savcılık, Arapkirli’nin Alevilere karşı toplumu tahrik ettiğini iddia ediyor. Durum tam aksidir! Arapkirli, tarih boyunca hedef alınan Alevileri ve toplumsal barışı savunuyor.

Şimdi soruyorum: Çorum’da, Maraş’ta, Sivas Madımak’ta, Gazi-Ümraniye’de Alevi yurttaşlarımız inançlarından dolayı katledilmedi mi? Bu acılar bu toprakların hafızasında birer onulmaz yara olarak durmuyor mu?

Halkına karşı sorumlu bir gazetecinin, sınırlarımızın hemen ötesindeki radikal İslamcı grupların yarattığı tehlikeye dikkat çekerek, "Aman ha, biz bu acıları bir daha yaşamayalım, bu zihniyete karşı uyanık olalım" demesi ne zamandan beri suç sayılıyor? Geçmişte yaşanan ve faili meçhul katliamları hatırlatmak, toplumu bu tehlikelere karşı uyanık olmasını telkin etmek gazetecinin asli görevi değil midir?

***

Savcılık, Arapkirli’nin "Alevi inancına sahip vatandaşlara yönelik toplumun diğer kesimini tahrik ettiğini" iddia ediyor. Oysa durum tam tersi! Arapkirli, Alevilerin tarih boyunca maruz kaldıkları katliamları hatırlatarak, hedef seçilenleri ve toplumsal barışı savunuyor.

Eğer biz bugün yasaklarla, yoksullukla, yolsuzlukla mücadele iddiasıyla(!) iktidara gelen bir partinin döneminde düşüncemizi ifade edemeyeceksek ne zaman konuşacağız?

  1. Suriye’deki radikal İslamcı, cihatçı terör grupların ideolojisinin bizim coğrafyamızdaki izdüşümlerini konuşamayacaksak,
  2. Geçmişin karanlık sayfalarından ders çıkarılmasını isteyemeyeceksek,
  3. Düşüncemizi, korkularımızı ve öngörülerimizi özgürce beyan edemeyeceksek...

O halde "basın özgürlüğü" nerede kalıyor?

***

Zafer Arapkirli davası, aslında ifade özgürlüğünün sınırlarının hukuk eliyle nasıl yok edildiğinin bir laboratuvar örneği gibi… İddianamede kullanılan maddeleri mercek altına aldığımızda ortaya çıkan tablo şudur:

TCK 216/1: Halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek… Bu madde, toplumun bir kesimini diğerine karşı somut bir tehlike oluşturacak şekilde kışkırtmayı cezalandırır. Oysa Arapkirli, paylaşımında saldırganları değil, saldırıya uğrama riski olanları (Alevi yurttaşları) savunuyor ve tarihsel acılara (Sivas, Maraş, Çorum) dikkat çekiyor.

Bir toplumsal yapının uğradığı toplu katliamları hatırlatmak "tahrik" değil, "toplumsal uyarı"dır.

TCK 217/A ceza maddesi yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak (Dezenformasyon Yasası) suçunu içermektedir. Bu madde, "halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle, gerçeğe aykırı bir bilgiyi yayma" suçunu kapsar.

Sormak istiyorum, Arapkirli hangi satırında bu suçu işlemiş?

Arapkirli’nin bahsettiği olaylar, geçmişte Çorum, Sivas, Maraş’taki ve günümüzde Suriye’deki Selefi teröristlerin tehdidi altında inim inim inleyen Alevilerin tarihsel ve güncel gerçekleridir. Yaşanmış katliamları hatırlatmak "gerçeğe aykırı bilgi" değildir. Ayrıca, bir gazetecinin gelecek olan bir tehlikeye dikkat çekmesi "panik yaratmak" değil, kamuoyunu bilgilendirerek önlem alınmasını, demokratik tepki verilmesini sağlamaktır.

***

Gazetecinin görevi sadece "güncel olanı" aktarmak değildir; aynı zamanda bugünü, geçmişin süzgecinden geçirerek yorumlamaktır. Eğer bugün bir gazeteci, sınırımızın öte yanındaki Muaviye artığı, irticacı terörist örgütün bayrağına ve söylemine bakıp "Bu filmi biz daha önce görmüştük" diyemeyeceksek, toplumun bağışıklık sistemi çökmez mi?

"Düşüncemizi açıkça beyan edemeyecek miyiz?" sorusu, bugün Çağlayan Adliyesi’nin koridorlarında yankılanan en temel sorudur. Anayasa’nın 26. maddesi (Düşünceyi Açıklama ve Yayma Hürriyeti) açıkça bu hakkı tanırken, TCK maddelerinin bu hakkı gölgelemek için "iktidarın adalet sopası" olarak kullanılması, demokratik hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz bir gerçekliktir.

***

15 Ocak'taki dava, sadece bir X’te (tweet) yayımlanan bir söylemin davası değildir.

Bu dava:

  • Sivas’ı unutmadım, unutturmam diyenlerin,
  • Maraş’ın kabuk bağlamayan yarasını yüreğinde taşıyanların,
  • Çorum’da Alevilerin uğradığı vahşeti yaşayanların
  • Gazi’de faşistlerin provokasyonu sonucu yapılan Alevi katliamını nefretle ananların,
  • Ve "Yeter artık, bir daha katledilmek istemiyoruz!" diye haykıranların susturulması davasıdır.

Zafer Arapkirli haklıdır; acılarımız yetim kalmamalı, zaman zemin uygun olduğunda hatırlatılmalı.. Çünkü toplumsal hafıza, adaletin en büyük yardımcısıdır. Hafızayı cezalandırmak, adaleti karanlığa mahkum etmekten başka bir işe yaramaz!

Türkiye Haberleri