Günlerdir onu konuşuyoruz. Hani Özgür Özel’e yemin billah ettikten sonra AKP’ye geçeceğini Mısır’daki malum sultanların bile duyduğu Keçiören belediye başkanı Mesut Özarslan’ı..
Aslında “AKP olmazsa MHP de olabilir” diye kapıyı aralık bırakmıştı. Belki de kulağına, transferinin AKP’de ciddi itirazlarla karşılaştığı söylentisi geldiği için “bakalım” demişti:
“Ben, Sivas'ta muhafazakar bir aileden gelmeyim. Benim yetiştirildiğim tedrisatta ne AKP uzak ne MHP uzak. Bakacağız. Süreç neyi gösterir onu bilemem ama şu an bağımsızım biliyorsunuz. Önemli olan Keçiören halkımıza hizmettir. Kimseyi ayırmadan devam edeceğiz.”
Yetiştirildiği tedrisatta CHP’nin yeri var mıydı, kim bilir. Ama CHP’den seçilmiş.. Sonrasında da anlaşılan Erdoğan’ın karşısında selam duranlar kervanına katılmaya karar vermişti.
Ama.. Tam muradına erecek ve Erdoğan’ın elleriyle taktığı AKP rozetine kavuşacakken Şamil Tayyar “içerden” bildirdi:
“CHP’den istifa eden Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan’ın AK Parti’ye geçişi şimdilik rafa kaldırıldı. Partili bir dostumuzun ifadesiyle Özarslan siyasi karantinaya alındı. Gördüğüm kadarıyla, hakkındaki iddialar, savcılık soruşturması takip edilecek, teşkilatla istişare yapılacak, nihai değerlendirme olumlu olursa o vakit geçiş ihtimalinden söz edilebilir.”
Şamil Tayyar, siz de izliyorsunuzdur, kulis yorumlarını kaçırmaz. Ve her defasında duyurusunu Erdoğan’a bağlılık mesajıyla bitirir.
Yine aynısı oldu. Mesaj şöyle noktalandı:
“Sorumsuz aracılara rağmen Cumhurbaşkanımızın bu duyarlılığı çok kıymetli. Hayırlara vesile olur İnşallah.”
*. *. *
Bu kadar DUYARLI bir cumhurbaşkanı, acaba köprülerin satışında.. Emekli maaşlarının sefaletinde.. Epstein dosyasını hatırlatan; para için evlendirilen küçücük kız çocukları ya da “yurtlardaki tacizle” gündeme gelip unuttuğumuz erkek çocuklarında.. İBB dosyasındaki ayak oyunlarına da aynı hassasiyeti gösteriyor mudur?
Yanıtını ben değil Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün 2025, yani son raporu versin:
“Türkiye ülke sıralamasında 17 basamak gerileyerek, YOLSUZLUK SKORUNDA 182 ülke arasında 124. sırada yer aldı.”
Bazıları “buna da şükür” der mi bilmem. Macaristan bizden daha fazla, 40 puan kaybetmiş.
Bizimle aynı puana sahip ülkeler ise (UYARI: Bundan sonrasını okumak tansiyonunuzu ve varsa şekerinizi yükseltebilir. Okurun dikkatli olması tavsiye edilir..)
Ne diyorduk.. Türkiye ile aynı puana sahip ülkeler (rapora göre yani) şunlar: Moğolistan, Özbekistan, Cibuti ve Nijer!
*. *. *
Raportörler geçmişe dair notlar da paylaşmış.
Diyorlar ki, Türkiye Yolsuzluk Algısı endeksinde 2012 yılından itibaren kayda değer biçimde gerilemiş.
Son 10 yılda da 10 puan birden kaybetmiş..
Tekrar Türkiye’ye döneriz ama birkaç ilginç not daha paylaşmak isterim:
“• Bir dönem "temiz yönetimin ölçütü" kabul edilen 80 puanın üzerindeki ülke sayısı, on yıl önce 12 iken bu yıl yalnızca beşe düştü.”
“• İlk beşte yer alan ülkeler sırasıyla Danimarka (89), Finlandiya (88), Singapur (84), Yeni Zelanda (81), Norveç (81).”
• “Bu ülkeleri 80 puanla İsveç ve İsviçre, 78 puanla Lüksemburg ve Hollanda, 77 puanla Almanya ve İzlanda takip ediyor.”
Ya ABD? Rapora göre ABD, 64 puanla bugüne kadarki en düşük seviyede. Üstelik, özellikle belirtiliyor, son rapor TRUMP’ın Beyaz Saray’daki ikinci dönemini henüz yansıtmıyor.
Buraya kadarı herhalde bir fikir vermiştir.
Uluslararası Şeffaflık Örgütü sadece çeşitli büyüklükteki akçeli yolsuzluklarla değil, aynı zamanda demokrasinin ve hukukun “kalitesiyle” de ilgileniyor.
Rapor, kusurlu demokrasilere ya da otokrasilere göre daha güçlü olan / görünen demokrasilerin performansında da kaygı verici bir GERİLEME yaşandığına işaret ediyor.
Bu “KÜRESEL HASTALIK” için de şöyle bir teşhiste bulunuyor:
"Bu tablo, demokratik gerileme, çatışmalar, kurumsal kırılganlık ve yerleşik patronaj ağlarının beslediği, bütünlüğü korumaya yönelik mekanizmalarda on yıla yayılan yapısal bir zayıflamaya işaret ediyor. Söz konusu gerilemelerin keskin ve kalıcı olduğu, yolsuzluğun siyasal ve idari yapılara sistematik ve derin biçimde yerleşmesi nedeniyle tersine çevrilmesinin de son derece güç olduğu söylenebilir.”
*. *. *
Aklıma 17 - 25 Aralık operasyonlarının tartışıldığı bir program geldi.
Canlı yayında Saray sevdalısı Cem Küçük, 17- 25’in tamamen bir FETÖ kumpası olduğunu savunuyor.. Halk Bankası Genel Müdürü Süleyman Aslan’ın evindeki ayakkabı kutularında bulunan 4 buçuk milyon doların FETÖ tarafından konulduğunu iddia ediyor.
Derken programın bir başka konuğu, hukukçu Salim Şen soruyor:
“Madem öyle neden paraları Süleyman Aslan’a geri verdiler?”
YouTube’da videosu var. İzlemeye değer.. Cem Küçük resmen “error” veriyor. Ne diyeceğini bilemeyip susarak başını öne eğiyor.
Hani Güldür Güldür’de Mesut Enişte aklına bir anda geliveren bir hikayeyi uzun uzun anlatır.. Sonunda da sorar ya!
“Sahi ne oldu o çocuğa?”
Sahi sevgili okur.. Ne oldu Süleyman Aslan’ın “cami yapmak için toplamıştım” dediği o paralara? Ve bakara makara bakana?