Son dakika | Özgür Özel grup kürsüsünden yanıt verdi: Erdoğan seçimden kaçacak

Son dakika haberi... Erdoğan'ın "Gündemimizde erken veya ara seçim yok" sözlerine grup toplantısından yanıt veren CHP Lideri Özgür Özel, anayasanın ara seçimi açıkça emrettiğini vurguladı. Geçmişteki siyasi liderlerin "sandıktan asla kaçmadığını" söyleyen Özel, "Erdoğan seçimden kaçacak. Bu ara seçim ya yapılacak ya da korkaklar tarihe yazılacak" dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM'deki grup toplantısında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın olası bir seçime kapıları kapatan açıklamalarına çok sert tepki gösterdi. Anayasanın 78. maddesini kürsüden okuyarak ara seçimin iktidarın inisiyatifinde değil, yasal bir zorunluluk olduğunun altını çizen Özel, AKP'nin Afyonkarahisar, Kastamonu, İstanbul ve Hatay gibi bölgelerde milletin karşısına yeniden çıkmaya cesaret edemediğini savundu. Türk siyasi tarihinde İnönü, Demirel, Ecevit, Özal ve Erbakan gibi liderlerin ara seçimlerden hiçbir zaman kaçmadığını ifade eden Özel, "Sandıktan korkan, milletten kaçan korkaklar olarak tarihe geçecekler. Hodri meydan!" sözleriyle Ankara'daki seçim tartışmalarının fitilini yeniden ateşledi.

Özel'in konuşmasından öne çıkanlar şu şekilde:

İki haftanın ardından meclisteyiz. Geçen hafta A Milli Takımımızı desteklemek üzere, hem Kosova Başbakanı, siyasi akrabamız Albin Kurti'nin hem Türkiye Futbol Federasyonu Başkanımızın davetleriyle, Kosova'da milli takımın dünya kupası yolculuğuna eşlik etmek için orada olacaktık. Güne bu niyetle uyandık. Grup toplantımız yoktu.

Ama 31 Mart tarihini, 2 yıl önce Cumhuriyet Halk Partisi'nin, hatta Türkiye Cumhuriyeti demokrasi tarihinin en büyük yerel seçim zaferinin yıldönümünü zehretmek isteyenler... İki yıl önce kurulan sandıkta Bursa'yı alamayıp şimdi hakimin tokmağıyla, savcının cübbesiyle almak isteyenlerin yeni bir siyasete darbesiyle, bu sefer Bursa'nın iradesine darbesiyle uyandık.

Maalesef devamında da bu dönemde hiçbir sorunu olmayan, 5 yıl süreyle sadece adaylık yapan, ondan önceki ilçe belediye başkanlığı döneminde belediyede bir şey bulamayanlar; 500 kişiyi dolandırmış bir yalancı tanık iftiracının ifadelerine sadece dayanarak Mustafa Bozbey'e, ailesine haysiyet suikasti yaptılar. 4 günlük eziyetten sonra ailesi denetimli serbestlikle kaldı, Mustafa Bozbey de tutuklandı.

"BURSA'NIN İLİĞİNİ KEMİĞİNİ SÖMÜRMEYE, İSRAFA, RANTA DEVAM ETMEK İSTEYECEKLER"

Ve buradan fırsatçılıkla, zaten bütün kurgu bunun üzerine, ümit ediyorlar ki yarın yapılacak belediye meclis grubunda Bursalının vermediği yetkiyi, Bursa'nın iradesine çökerek alıp, Bursa'nın belediye başkan vekilini kendilerinden belirleyecekler. Bursa'daki Cumhuriyet Halk Partisi belediyeciliğini kesintiye uğratıp, kendi Bursalının illallah dediği, yıllardır yönettikleri, kalemiz dedikleri yerde yüzde otuzların altına düştükleri Bursa'da, iki kişinin birinin seçtiği belediye başkanı yerine bir kuklayı, bir siyaset yoluyla, yargı yoluyla oraya konmuş birini koyup, Bursa'nın iliğini kemiğini sömürmeye, israfa, ranta devam etmek isteyecekler.

Ben hiçbir şey demiyorum, diyeceğimi otobüsün üstünde söyledim. Bundan sonra sözü yakaladığı ilk sandıkta Bursalılar söyleyecek. İlk sandıkta!

"ÇALIŞMA KONUSUNDA BİR MAZERETİMİZ YOKTUR"

Yoğun bir çalışma, yoğun bir direnme dönemindeyiz. Saldırılara karşı bir adım geri adımımız yoktur. Ama çalışma konusunda da en ufak bir ataletimiz ya da bir diğer yandan işte 'bu kadar saldırı var, çalışamıyoruz, yapamıyoruz' böyle de bir mazeretimiz yoktur.

"MEYDANLAR HOP OTURUYOR HOP AYAĞA KALKIYOR"

Belediye başkanlarımız kendi görev alanlarında bütün o silkelemelere, paranın yüzde kırkının kesilmesine, kendinden önceki AKP'nin SGK'ya, vergi dairesine taktığı borcun faiziyle ödenmelerine rağmen çalışmaya devam ediyorlar. Çanakkale'deydik, Kuşadası'ndaydık, Bursa'daydık ve Kütahya'daydık.

Dört... Yani Çanakkale, Bursa ve Kütahya illerimizi de, Kuşadası ilçemizi de Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanları yönetti. Kimini göz altındayken konuştum, kimini tutukluyken. İkisi görevinin başındaydı, Çanakkale ile Kütahya. Yaptıklarını gördüm, uzun uzun anlattık. Meydana sorduk, belediye başkanlarının adı, hizmetleri gündeme gelince meydanlar hop oturuyor, hop ayağa kalkıyor.

Birazdan değineceğim İzmir'de, Manisa'da, Bursa'da çok önemli hizmetlerin açılışlarını yaptık. Yeni yatırımların temellerini attık. Bugünkü konuşmama bu haftanın yoğun gündemine geçmeden önce son ilk ara kararla 18 masumun nihayet tutuksuz yargılama kararının alındığı İstanbul Büyükşehir Belediyesi duruşmasının bu ilk dönemine birazcık göz atarak başlamak istiyorum.

"YARGILAMALAR BİR YIL SONUNDA BAŞLADI VE HENÜZ 17. CELSEDEYİZ"

19 Mart darbesinin üzerinden tam 384 gün geçti. Bir hırs uğruna 384 gündür kimsenin kazanmadığı, 86 milyonun kaybettiği bir süreci yaşıyoruz. 384 gündür milletin huzuru da refahı da feda ediliyor. İddianameyi 8 ay bekledik, 8 ay sonunda çıktı. Yargılamalar bir yıl sonunda başladı ve henüz 17. celsedeyiz.

"56 KURUŞ İSPATLAYAMADILAR"

Ortaya çıkan birinci somut gerçeklik şu: Yani havuz medyası ve yalan yanlış bilgilerle manipüle edilen merkez medya geçen sene 19 Mart'tan yargılama başlayana kadar hatta iddianame çıkana kadar şimdi de salonda ne konuştularsa, ne konuşturulduysa, hangi haysiyet suikasti, hangi iftira yapıldıysa, bunların %90'ının zaten iddianamede olmadığını görüyoruz. Yani gündemde tuttuğu yer açısından baktığınızda öyle ya TRT ilk sabah "560 milyarlık yolsuzluk" diye başladı. Öğrendik ki ilk günden bugüne İBB hiç maaş dağıtmasa, hiç su akıtmasa, hiç asfalt dökmese, hiçbir yoksula yardım etmese, toplamı 450 milyar zaten. Sen 90.000 kişiye maaş dağıtacaksın. Koskoca İstanbul'u 39 ilçesinde hizmetleri yapacaksın. Her bir ilçede 4-5 milyar liralık altyapı yatırımı yapacaksın ve gözle görülecek, gözle görülecek örneğin artık Üsküdar'ı su basmayacak, viyadüklerde arabalar yüzmeyecek, dereler taşmayacak. Sonra bu paraların toplamından fazlası yolsuzluk...

56 kuruş ispatlayamadılar, 56 kuruş. Hiçbiri yok iddianamede. Ne 1200 cep telefonu var, ne çantalardan çıkan... biz jammer dedik, AK Parti medyası "para" dedi. İddianamede jammer diye yazdılar. O çantalarda jammer olduğu çıktı. Ne Ekrem İmamoğlu'nun lüks arabası, "yok öyle bir arabam" dedi. MHP'li milletvekilinin çıktı. Yanlış istihbarat, daha doğrusu kandırmaca yaptıkları ortaya çıktı.

"VAR DEDİKLERİ GÖRÜNTÜLER YOK OLDU, SES KAYDI DEDİLER DUYULMAZ OLDU"

İddianame yanından bile geçmedi. Yok İBB'de parkelerin altına eurolar, dolarlar dolmuş. Bir sent çıkmadı, iddia dahi edilmedi. Var dedikleri görüntüler yok oldu, ses kaydı dediler duyulmaz oldu. Soruldu bu sorular, "söyleyenler, ben de öyle duymuştum, beni de yanıltmışlar, savcılığın bilgilendirmesiyle yaptık" dediler.

"ERDOĞAN'IN YANILTTIĞI ORTAYA ÇIKTI"

Bu bocalama yani bizim o iddianameyi 'yargılanmak değil yargılamak için bekliyoruz' dediğimiz özgüven boşa çıkmadı. Çünkü savcıya inanan, savcıya inanan Erdoğan, 'bir aya kalmaz iddianame çıkar', 8 ay sonra çıktı. 'Sonra artık bunlar sokağa çıkamaz, birbirinin yüzüne bakamaz' dedi ama 8 ay sonra iddianame çıktığında 8 aydır sokaktaydık. Üstüne 4 ay daha sokaktayız. 103 eylemdir gidiyoruz. İstanbul'un 39 ilçesinde seçmenin gözünün içine baka baka. Türkiye'nin her tarafında çıktığımız eylem toplantılarında, il mitinglerinde milletin gözünün içine baka baka. Öyle CHP'nin kalelerinde falan değil, kale işi bitti de Yozgat'ta, Konya'da, Kayseri'de böyle gözünün içine baka baka konuştuk. Vallahi sonuçta, toplamda bizim özgüvenimizin doğru olduğu Erdoğan'ın da yanıldığı, yanıltıldığı demeyeyim, yanılttığı ortaya çıktı. Bir yanılttığı da Sayın Bahçeli'ydi. Sayın Bahçeli o kadar kuvvetli iddiaları görünce, biz 'yok öyle şey' dedikçe, o savcıya güvendi Erdoğan'a güvendi. Biz 'canlı yayın talep ediyoruz' dedik, 'yapılsın' dedi. Erdoğan'a sordular, o da savcıya güvendi, 'münasiptir' dedi. Yargılama başladı bırakın canlı yayınlanmayı gazetecileri bile şöyle arka kutuda köşede kibrit kutusu gibi bir yere sıkıştırıyorlar. Aileler bir başka yerde. Amana, içeride ne oluyorsa duyulmasın! Ne oluyor biliyor musunuz? İçeride işin bir insani boyutu var; gözaltına alındığı, tutuklandığı gün annesinin karnına emanet evladının baba dediğini duyuyor orada İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin masum bürokratları.

Ne oluyor biliyor musunuz? Çete deyip hepsi birlikte örgüt deyip dağıtılan Türkiye'nin dört bir yanına kadınlar geliyorlar ve orada birbirlerini tanıyorlar. Birbirlerine sarılıyorlar. Türkiye'nin en büyük suç örgütü gibi anlatılan şey de profesyonel olarak işe alınmış kişilerin birbirleriyle liyakat esaslı profesyonellik esaslı çalıştıkları çoğu zaman yüz yüze bile gelmedikleri birçoğunun birbirini tanımadıkları ortaya çıktı. Öyle şey var ki mesela liyakat diyorsunuz dün müydü evvelsi gün mü... Böyle bakıyoruz, yayınlansa işte bunlar görülse ne güzel! Mesela Seyfullah Demirel, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Yol Bakım Daire Başkanına soruyorlar şimdi: 'İşe alırken Ekrem İmamoğlu'nun size bir telkini iş yapacağınız biçimle ilgili talimatları ya da bazı talimatları size nasıl ileteceği konusunda bir şey konuşuldu mu?' 'Efendim' diyor, 'Ekrem Bey'in tek bir talimatı var' dedi diyor beni işe alırken. 'Nedir o?' diyor. 'Ben Beylikdüzü belediye başkanıydım, karda buzda zorlandık, İBB'den tuz istedim. Bizim partiden değilsin diye vermemişlerdi. Bak bu aynı göreve sen geliyorsun, AK Partili, CHP'li ayırmadan ne kadar istiyorsa herkese tuz veriyorsun' dedi tek talimatı budur diyor. 'Onu da yerine getiremedim, istedikleri kadar değil ihtiyaç kadar tuz verdim ama herkese verdim' diyor. 'Ekrem Başkan'ın sözünü yere düşürmedim' diyor.

Birisi diyor Antarktika, öbürü diyor duymayın bunları kulağıma Antarktika... İnanamazsınız. Hani bu adamlar yolsuzluk için çeteydi? 'Ekrem Başkan'ın' diyor 'talimatını eksik yaptım, çok istediler ihtiyaç kadar verebildim efendim, kaynaklar kısıtlıydı' diyor. Birinin safiyetine bak, öbürünün millete karşı giriştiği ihanete bak. Buralardan suç örgütü çıkaracaklar.

Her bir kişi, neler oluyor biliyor musunuz? 'Böyle demişsin' dedim. 'Nerede gördün?' 'Görmedim.' 'Nereden bildin?' 'Duydum.' 'Kimden duydum?' 'Orasını da unuttum.' Böyle bir yargılama oluyor bütün bu süreçlerde. Bütün bu süreçler böyle gidiyor.

Diyor ki örneğin Sayın Kapkı, 'Bana savcının tahliye taahhüdüne kandım.' Yani diyor ki; 'Bu ifade doğru bir ifade değil. Gerçekleri anlatamadım. Bana şöyle dersen salacağım dedi, tahliye taahhüdüne kandım. Bu iftiranamye, bu ifadeye o yüzden imza attım. Şimdi geri çekiyorum' diyor.

"BU KONUDA EN UFAK ŞÜPHESİ OLAN BİRİSİ VARSA MAHKEMEYE GİTMELİ"

Mesela o yargılamalarda bir şeyleri duyacaktık güya bunlara. 'Ekrem İmamoğlu suç örgütü, o ihaleyi buna ver demiş, bu ihaleyi buna ver demiş' falan. Bunları duymuyoruz da; savcının 'bak evladına kavuşacaksan bunu imzalayacaksın, yoksa Anadolu'nun bir yakasını boylayacaksın' diye tehdit ettiği kadınların onurlu mücadelelerini ve onu orada nasıl sürdürdüklerini görüyoruz. Bir de bazı itirafçıların kiminin göze bakamadığını, kiminin vazcaydığını, kiminin vazcaymak üzere sırasını beklediğini... Ama hemen hepsinin bu meselenin nasıl bir kumpas olduğuyla ilgili puzzle'ın parçalarını birleştirdiğini görüyoruz.

O yüzden ben şu kadarını söylüyorum: Bu konuda en ufak şüphesi olan birisi varsa mahkemeye gitmeli ya da mahkemeyle ilgili haber veren gazetecilerin verebildiği kadarını mutlaka izlemeli. Hele hele siyasi partiler... Sağ olsun çok muhalefet partilerinden geliyorlar izliyorlar. Tüm siyasi partiler gelmeli. Hatta yani bir özgüven varsa AK Parti'nin... Biz yıllarca geçmişte darbe davası oluyor devlete karşı dediler, gittik dinledik, kumpas olduğunu ilk biz yazdık. Tarihe mesela milli ordumuza kumpas kuruldu ifadesindeki kumpası, tarihe Cumhuriyet Halk Partisi Cezaevi Komisyonunun "Balyoz Kumpası" tanımlaması yerleştirmiştir. Erdoğan sonrasında "beni de kandırmışlar" deyip, "milli orduya kumpas kurdular" deyip oraya gelmiştir.

AK Parti'de, MHP'de bir grup milletvekili... Milletvekillerine açık, gitsinler izlesinler. Gördüklerini, duyduklarını önce kendi vicdanlarına, sonra eşine, dostuna, partisine anlatsınlar. Ama yapamazlar, yapamıyorlar. Neden yapamıyorlar? Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak mesela askeri casusluk, İzmir askeri casusluk davasını gidip takip ettiğimizde; Muharrem Işık, Veli Ağbaba, ben, Nurettin Demir gelip partimize şunu demiştik: Büyük bir kumpas var. Bizi söylediğimiz herkes kulağını açarak dinledi. Bana 20 dakika söz verdiler, çıktım bütün meclise anlattım. Dedim ki; ordunun şerefli subaylarının kişisel namuslarına fuhuş, mesleki namuslarına casusluk lekesi sürülüyor. Bu sözlerden iki yıl sonra, bu cümlelerin, bu kumpası kurup milli orduya bu kumpası kuran hakimler, savcılar, o yapının yargılandığı davada alıntılanıp kullanıldı.

Bu kadar netti mesele. Milletin vekiliysen tarihin doğru yerinde duracaksın. Biz oraya suçlu olanı aklamaya gitmemiştik ki, hakikati aramaya gitmiştik. Şimdi buradan hakikati aramaya cesareti olan AK Partili, MHP'li milletvekilleri aranıyor arkadaşlar. AK Partili, MHP'li gidip orada izleyip, gelip önce vicdanına, sonra arkadaşlarına, seçmenlerine bunu anlatacak birileri aranıyor. Bulmak zor. Ona göre gruplar yapılıyor, ona göre grup disiplinleri yapılıyor bilmem ne... Ama burada büyük bir kopuş var artık.

"MİLLET DÜZENİ YENİDEN KURAR, DEVLETİ YENİDEN KURAR"

Hakikatle... Hakikatle burada konuşulanlar arasında makas bu kadar açılırsa, zaten artık ne iktidarım demenin, ne milletin vekiliyim demenin bir anlamı kalmaz. Onun için bundan sonraki süreçte, hiç yapılmayanın yapıldığının, bu mahkemenin doğru analiz edilmesi lazım. Aynı suçlamalarla yargılanan Erdoğan, bir gün gözaltına alınmadan, bir gün evine polis gitmeden, bir gün tutuklanmadan tutuksuz yargılanmışken; bir tercih, savcının tercihi -ki yanlış tercih- 'tutuksuzluk esastır, tutuklayalım arkadaşlar'. Paldır küldür götürüyorlar. Sonra yazı yazıyorlar; resimlerini indirin, seslerini yasaklayın!

Yahu İstanbul Büyükşehir'in halihazırda seçilmiş başkanı. Kimin resmini indiriyorsun, kimin sesini yasaklıyorsun? Millet 'o olsun' diyor, bunlar 'bize oy vermediniz oh olsun' diyor. İşte milletle devleti karşı karşıya getirirsen, bu milletin bir özelliği var: Vergi istiyorsun, öyle veya böyle verir. Hangi yükümlülüğü söylersen yapar. Bayrak uğruna can verir, askere çağırırsın gider, evladı şehit olur vatan sağ olsun der. Ama milleti devletin karşısına, devleti dikersen milletin karşısına ve 'senin dediğin gibi olmayacak, benim dediğim gibi olacak' dersen; o gün, bir gün o karşı karşıya gelir ve orada millet düzeni yeniden kurar, devleti yeniden kurar.

Devleti çökerten, devleti bir siyasetin hizmetine sokan, devleti partinin yapan, partiyi devletin sahibi yapan, seni beni figüran yapanlara karşı bu milletin söyleyecek sözü var. Sandıkta demokrasi tokatının en alasını indirecek Allah'ın izniyle.

Bir yandan bir kez daha sesleniyorum:

Arkadaşlarınız şunu yapmadılar. Kuyu tipi cezaevine konulanlar var. Orada kalacak kişi ki insan hakları açısından hepsi değerlendirilir, altı kez ağırlaştırılmış müebbet almış hükümlünün duracağı yere, iddianamesi yazılmamış arkadaşımızı koyuyorlar. Böyle bir düzen var.

F tipi cezaevi, olacak iş değil. Seçilmiş belediye başkanlarını koyuyorlar. Bir gün çıkıp şikâyet etmediler. Neden? Dediler ki 'Bu bir siyasi mücadele, en sertini vereceğiz.' Ama kardeşim, olacak iş mi ya? Yargılama yapıyorsun, öğle yemeği yok. Yargılama yapıyorsun, su aksıyor ya, su aksıyor, su aksıyor.

Bu kadar zulmün, bu kadar nefretin, bu kadar kinin birikmesine sebep ne? Sebep ne? İstanbul'a Kanal İstanbul'u yaptırmadık diye aç bırakılmayı ya da 'Sen yıllardır büyük bir israf rejimi kurdun, AK Partililer illallah dedi' diye iyi yönettiğimiz Beylikdüzü'nden İBB'ye gitmiş olmamız, iptal edilen seçimlerde seni farkla yenmiş olmamızın cezası katıksız yargılanma olabilir mi ya?

Su aksar mı su? Koskoca Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Silivri'deki yargılamasında susuz bırakarak yargılama nasıl yapılabilir ya? Her gün var bu mahkeme, bir gün değil. Sık dişini, git dayan değil. Her gün oluyor bu mahkeme, her gün gidiyor arkadaşlar haftada dört gün.

"ADAM GİBİ YAPACAKSIN O ADALET BAKANLIĞINI"

O yüzden buradan, kini gözünü bürümüş, aldığı talimatla Cumhuriyet Halk Partisi'nin değil, milletin iradesi üzerine yürümüş o türbün küçüğüne sesleniyorum:

Yaptığın görev, geçmişte yaptığın haysiyet cellatlığının üstüne mum dikme görevi değildir. Adam gibi yapacaksın o Adalet Bakanlığını, insan gibi yapacaksın.

O Adalet Bakanına söylüyorum: Silivri'deki mahkemede yargılanan herkesin huzuru, güveni, ona karşı saygılı bir dil kullanılması, içeceği su, yiyeceği yemek; devlette üstlendiğin, o hasbelkader görev gereği sana emanettir. Onların göreceği muamele, bu meclisin komisyonuna geldiğin gün göreceğin muameleyi belirleyecektir. Hadi bakalım!

Türkiye'de, rejimin tehdit gördüğü maalesef herkes tutuklu. En adını bildiğinizden, isimsiz kahramanlara kadar. 2026 yılında Türkiye'yi bir rejime tehdit olanlar için açık cezaevine, tutuk merkezine çevirdiler.

Ekrem İmamoğlu da, belediye başkanlarımız, seçilmiş siyasetçiler, kıymetli bürokratlar da tutuklu. HDP'nin önceki eş genel başkanları Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ tutuklu. Türkiye'ye sandık kurup, oyla katılmaya karar vermiş Hatay'ın -yani Hatay'daki ilk oy, Türkiye Cumhuriyeti'ne katılma kararının oyudur- bu oyları kullanmış, demokrasiye inanmış, pırıl pırıl, hangi görüşten olursa olsun Hataylıların iradesiyle, son kullandıkları oyla yolladıkları milletvekili Can Atalay tutuklu.

Avukatlar; Selçuk Kozağaçlı'dan Mehmet Pehlivan'a kadar avukatlar tutuklu. İşçi haklarını savunan sendikacı Mehmet Türkmen tutuklu. Gazeteci Merdan Yanardağ, Alican Uludağ, İsmail Arı, Pınar Gayıp ve 17 gazeteci tutuklu Türkiye'de. Köyünü, doğasını, zeytin ağaçlarını savunan İkizköylü Esra... O İkizköy'ün kadın muhtarının ninesinden miras ağaçlarına sahip çıkan Esra Işık tutuklu.

"301 ÖĞRENCİ TUTUKLADILAR, İÇLERİNDE BİR TANE ELİNE BAYRAĞIN SOPASINI ALIP DA POLİSİN KASKINDAKİ SİNEĞİ İTTİREN YOK"

Bunun yanında artık öyle bir noktaya geldi ki çevre mücadelesi veren, hak mücadelesi veren kim olursa gaz, cop, gözaltı, tutuklu. Ki bir daha kimse bunu yapamasın diye. 19 Mart darbesinden sonra 301 öğrenci tutuklandı. Vatan Emniyette dün Çağdaş Gazeteciler Derneğinde ödül aldı. Vatan Emniyetteki işkencenin belgeseli var. Nasıl darp raporlarının sonradan değiştirildiği var. Askeri darbe dönemlerinde olmayan, önce darp raporu sonra temiz raporunun dosyada değiştirildikleri var. İzledik, şaşırdık, kahrolduk. Sırf hani polis, barikat, kavga, çatışma, taraflar... 301 öğrenci tutukladılar, içlerinde bir tane eline bayrağın sopasını alıp da polisin kaskındaki sineği ittiren yok. Ömrü boyunca emniyetin önünden geçmemiş ailelerin, ömrü boyunca polise, güvenlik güçlerine 'höt' dememiş çocukları sırf diğerlerine örnek olsun, kaygı olsun, meydanlardaki bu yoğunluk, gençlerin bu ilgisi dursun diye hepsi alınmış. İçeride o güzelim çocuklara yapılan işkencenin kanıtları var, hala daha açılmayan soruşturmalar veya zorla ittir kaktır giden soruşturmalar var.

"ORDULULARIN MÜCADELESİNİ SELAMLIYORUZ HEP BİRLİKTE"

Şimdi burada, Ordu'dan; Ordu'nun yüzde 75'i, Giresun'un yüzde 85'ine madenciliğe açılmışken, bu hafta 18 ihaleyle birlikte Ordu'nun ormanlarını, Ordu'nun derelerini katletmeye niyetleniyorlar. Buna direnen Orduluların mücadelesini selamlıyoruz hep birlikte.

Yine grupta Varto, Varto Ekoloji Platformu var. Jeotermal enerjiye karşı büyük bir orada çevre katliamı planlıyorlar. Bunu en iyi Aydınlılar bilir.

Bu jeotermali Aydınlılar bilir, geldiler Aydın ovasına jeotermalleri yaptılar. Aydın'ın güzelim incirini ballık hastalığıyla, türlü hastalıklarla tanıştırdılar. Çok ağır bir bedel ödendi. Manisa Alaşehir'de üzüm bağlarının canını okudular, o broğu ayrı dert, hastalıklar ayrı dert. Ama mesela Sarıgöl büyük bir mücadele verdi ve korudu kendini. Şimdi de Varto'da jeotermalin yaratacağı doğa tahribatına karşı mücadele ediyor Vartolular ve grubumuza gelmişler. Kendilerini selamlıyoruz, mücadelelerinin arkasındayız.

"BURADAN O AYDIN'IN İRADESİNİ ÇALANDAN NE KADAR İĞRENİYORSAK, MUSTAFA BOZBEY'İN DURUŞUNDAN DA O KADAR ÖVÜNÜYORUZ"

Değerli arkadaşlar, geçen hafta İzmir'de, Manisa'da ve Bursa'da açılışlar yaptık. Bursa'daki açılışların aslında normal tarihi 15-16 Nisan'dı, gidecektik. Bursa Büyükşehir Belediyesi'nin 29 tane önemli açılışı vardı, onları yapacaktık. Bozbey demiş ki "bunlar beni aldılar", bu arada Bozbey'in şu tutumunu bir kez daha altını çizelim; Bozbey ve Aydın Büyükşehir birbirine çok benzeyen iki pozisyondaydılar. Bozbey'e de Aydın Büyükşehir'e de gittiler, "ya bize katılacaksın ya içeri atılacaksın" dediler. Aydın Büyükşehir güya 'Topuklu Efe', topuklaya topuklaya ve Aydın'ın kendisine verdiği emeği, desteği alıp hırsızlayarak, siyasi bir yankesicilikle, milli irade hırsızlığıyla layık olduğu yere koştu, Tayyip Erdoğan'ın yanına koştu. Mustafa Bozbey 15 günde bir gelen baskılara, tehditlere, şantajlara, basında yazılmasına rağmen "ben Cumhuriyet Halk Partiliyim, bir tek kusurum yok, bulursanız hesaplaşırım ama ben şantajınıza tehdidinize boyun eğmem" dedi ve o sebepten dolayı sırf Bursa'ya çökmek için Bursa'daki cezaevine kondu.

Buradan o Aydın'ın iradesini çalandan ne kadar iğreniyorsak, Mustafa Bozbey'in duruşundan da o kadar övünüyoruz. Helal olsun diyoruz. Bozbey "bunlar beni içeri atar" dedi. "Sonra dedi ki, 3 ay kulaklarının üstüne yatarla, sonra benim yaptıklarımı AK Parti yaptı diye açarlar" dedi. O yüzden tarihte ilk kez, belki dünya siyaset tarihinde ilk kez bir gece vakti hizmeti yapan belediye başkanı gözaltındayken açılışı onu seçenlere yaptırdık. Ekrana yansıttık, "açıyorum" diye bağırdılar ve 29 önemli eseri açtık ki, Bursa bu kadar güçlüklere rağmen neler yapılmış görsün, bundan sonra yapılacak yapılmayanları, yine Bursa'daki eski sömürü düzeni geldiğinde bizim yaptığımız işlerle birileri haksız yere övünmesin diye.

"KOOPERATİFÇİLİK SUÇ DEĞİLDİR, HİÇ OLMADI"

Bunun yanında İzmir'de 26 tane açılış, 24 tane projenin temelini attık. Önemli bir mesele vardı İzmir'de, biliyorsunuz üç kıymetli arkadaşımız; Tunç Soyer, Şenol Aslanoğlu ve Heval Savaş Kaya tutuklular şu anda. Ama yedeklemeden tutuklular. Niye? İlk başta o büyük İzmir operasyonu dedikleri operasyonda, 'efendim siz kooperatif kurmak yoluyla dolandırıcılığa giriştiniz'. 100'den fazla kişiyi gözaltına aldılar. Önce 104 kişiyi tutukladılar. Hızla iddianame yazıldı, 50'ye düştü, 8'e düştü, 3'e düştü ve orada şu ortaya çıktı: Arkadaşımız büyük bir özgüvenle anlattı; biz İzmir'de kentsel dönüşüme ihtiyaç var depremden sonra. Bir formül olarak müteahhit sistemini değil, çünkü müteahhit kar ediyor orada, müteahhit bedava yapar mı? Kooperatif sistemini öne alarak doğru bir model olduğunu düşündüğümüz bu yöntemle kentsel dönüşüm yapmak için kooperatifleri kurduk, kurulmasına öncülük ettik. Bunda Cumhuriyet Halk Partisi'nin geçmiş dönemde siyasi kararlılığı da vardır ve doğrudur. Çünkü kooperatif kurmak, kurdurmak, kooperatifçilik suç değildir, hiç olmadı, aksine çok doğru yöntemdir.

"İZMİR BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ'NİN DE BU SORUNU ÇÖZMESİNİN BOYNUMUZUN BORCU OLDUĞUNU SÖYLEDİK"

Ama o süreçlerde ne pandemi kaldı, ne ekonomik kriz kaldı ve hepiniz biliyorsunuz Türkiye'de inşaat maliyetleri birken ona katlandı. Birçok özel müteahhit de durdu, battı ya da yeni anlaşmalar yaptı. Kooperatiflerden toplanan 600 lirayla 3 milyon liraya, 4 milyon liraya, 5 milyon liraya çıkmış daireler bitirilemedi ve durmuştu. Bundan dolayı da İzmir'de bir tepki vardı. Ben milletvekili olduğum günden beri Esenyurt'un konut mağdurları 10 bin kişi bu meclistedir. Sorarsın niye hep bize geliyorsunuz? AK Partililere talimat verilmiş onları dinlemeyin. Esenyurt belediye başkanı zamanında, AK Parti belediye başkanı video çekiyorlar, sosyal medyaya düşüyor, o yüzden konut mağdurlarını dinlemez AK Partililer. İzmir'de dinleyecekleri tuttu, onlarla bir eylem yapacakları, onlara kamyon, otobüs tutacakları tuttu. Biz de gittik, hepsini gördük, dinledik, arkadaşlarımızın suç işlemediğini, İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin de bu sorunu çözmesinin boynumuzun borcu olduğunu söyledik.

"AKP PARTİ'NİN ÖNÜNE DÜŞTÜKLERİ, 'AMAN ŞURAYA GEL' DEDİKLERİ SALONDA ANAHTARI ALIP KALDIRIP GÜLÜMSÜYORLAR"

Sağ olsun Cemil Tugay, bürokrasi, çalıştılar... Bu hafta İzmir'e gittim. İzmir'de durum şu; 7 kooperatifin 6'sıyla karşılıklı imza atılmış, bir tek 7.'si AK Parti - MHP ret oyuna takılmış. O da gelecek meclis toplantısında çözülecek. Yedi kooperatifte ilerliyor ve ilk olarak 4. etap diye söyledikleri kooperatifte de daireler bitmiş bir kısmı, yıl sonuna kadar hatta ağustosa kadar 1300'ü tamamen bitecek. Bitenlerin işte 60 tane bir yerde 50 tane bir yerde anahtar teslimleri başlamış. Ben İzmir'den ayrıldığımda, 'bu sorunu çözeceğiz, biz AK Parti değiliz, düşeni düştüğü yerde bırakmayız. Bizim suçumuz yok, inşaat maliyetleri artmış demeyiz, üzerimize düşeni hallederiz' dedik. Titiz bir çalışmayla şimdi İzmir'de geçtiğimiz yıllarda protesto için AK Parti'nin önüne düştükleri, 'aman şuraya gel' dedikleri salonda anahtarı alıp kaldırıp gülümsüyorlar. İzmir Büyükşehir Belediyesini kutluyorum.

15 günde bir bilgi alıyorum, gelecek yılın sonuna kadar bu konut mağduriyetinin tamamı çözülecek. Atılan imzalar, varılan uzlaşılar doğrudur. Tabii hal böyle olunca dolandırıcılık suçu bir dolandıran ve bir dolandırılan bulacak. Şimdi dolandırılanlar evlerine kavuştuğuna göre, dolandıran diye birisi kalmadığına göre, arkadaşlar dışarı çıkacakken başka bir dosyadan bu üç arkadaşımızın ikisine yeni tutukluluk, biri evindeyken tekrar tutukluluk... O süreçlerin de tamamını dikkatle takip ediyoruz. Ancak şöyle bir gerçeklikle karşı karşıyayız; İzmir'de mağduriyetlerin durdurulduğu, iyiye gidişin başladığı, umutlu gülümsemelerin olduğu, artık yüzlerin güldüğü bir süreçteyiz.

"İZMİR'DE YÜZLERİN GÜLMESİ ÖZGÜR ÖZEL'İN BAŞ SORUMLULUĞUDUR"

Bunun yanında kiralık sosyal konut, bunu dünya sosyal demokratlardan duyar, Türkiye'de bizden duydu. Bizden duyunca AK Parti 'biz de yapacağız' dedi. 'Projenin %5'i falan' dedi, biz '%25'inden aşağı olmaz' diye söyledik. Çeşme Belediyesinin bittiğinde 660 bağımsız ve tek katlı kiralık sosyal konutunun temelini Sayın Karayalçın'la birlikte attık. Karayalçın, Batıkent mucizesini yapan genç ekibinin şimdi Çeşme'de de büyük bir memnuniyetle Ak Saçlı Danışmanlar Heyeti olarak projeyi sahiplendiğini gördük. Çok mutlu olduk. Bunun yanında 3100 tane sosyal konut temeli Menemen için atıldı, bunları takip ettik. Yani şunu söyleyelim; dedik ya 'sancak gemisidir' hem partimizin hem cumhuriyetin, İzmir'de sancak gemisi tüm saldırılara rağmen, tüm silkelemelere rağmen, tüm kötü niyete rağmen büyük bir mücadeleyi vermektedir ve İzmir İzmir'e yakışır şekilde yönetilecektir, yönetilmektedir. İzmir'de yüzlerin gülmesi Özgür Özel'in baş sorumluluğudur.

"O PARANIN PEŞİNDELER"

Tabii bu işler böyle olunca, İzmir'de hizmet yoluna girince, tartışma bitince, memnuniyet yükselince hazımsızlık da yükselldi. Biliyorsunuz burada Sayın Grup Başkanvekillerimiz önemli bir mücadele verdiler kıymetli grubumuzla birlikte, Kasım 2025... geçtiğimiz Kasım'da. Neydi? Hatırlayalım bu işler nereden geldi.

İstanbul'da tek maksat var; belediyeyi çalıştırmamak, gelirlerini durdurmak. İstanbul'da başta Galata Kulesi ve çok kötü durumda olan, yere batan sarnıcı, İBB tarafından çok iyi bir şekilde restore edilip inanılmaz bir yabancı ve yerli turist akımıyla önemli bir gelir getirdiğini görenler ve Galata Kulesi'ne bir hukuki süreçte orayı kaybettiğini görenler tuttular bir kanun maddesi getirdiler. Efendim, bir yapının geçmişinde, şu anda hayatta ayakta olmayan bir vakfın bir çivisi varsa, bu mülkiyet Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne geçer. Ve bunun üzerinden Yerebatan Sarnıcı'nı, AKP'nin deyimiyle söylüyorum; kendileri hakikaten böyle kaderine terk etmişti. Kokuyordu, pisti, korkunçtu. Şimdi içinde filmler çekiliyor, reklamlar çekiliyor, turistler giriyor bayılıyor çıkmıyor. AKP o tarafıyla ilgilenmiyor. Övünülecek kısmıyla "Para basıyorlar burada" diyor, "para basıyorlar." Galata Kulesi'nde para basılıyormuş, Yerebatan... Ya kardeşim, para basılmıyor. Türkiye'nin şanı şerefi itibarı yürüyor, bu hizmetin karşılığını da yabancı turist ödüyor, sana ne? O paranın peşindeler.

"POLİS ELİYLE OPERASYON YAPIP, ŞAFAK VAKTİ MESLEK FABRİKASI'NI ELE GEÇİRİYOR AK PARTİ"

Çok uğraştık, şimdi Anayasa Mahkemesi sürecinde. Tabii buradan istifade bu kanun çıkıveresiye; İzmir'de Meslek Fabrikası, Egemenlik Evi ve Namazgah Hamamı'na da ve Gasilhane'ye de Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne tapularını geçirmek suretiyle çökmeye çalışıyorlar. Meslek Fabrikası'nın durumu daha da özel; bu kanuna da uygun değil. Bina yapıldığında vakıf ayakta değil. Yani bunun için mahkemeye gidiliyor, mahkeme şak yürütmeyi durdurmayı veriyor. Sonra geçen gün yürütmeyi durdurmayı kaldırıyor... O kadar çok üzerine gidilmiş ki mahkemenin, neler neler olmuş falan, hani o detay iktidarımıza kalsın, neler olduğu o gün anlatılsın. Ve paldır küldür polis eliyle operasyon yapıp, şafak vakti Meslek Fabrikası'nı ele geçiriyor AK Parti.

Arkadaşlar, değerli misafirlerimiz, Meslek Fabrikası'nda ne var biliyor musunuz? Bu Meslek Fabrikası Atatürk tarafından Atatürk'ün imzasıyla İzmir Belediyesi'ne bırakılmış vaktiyle. Metruk kalmış yıllarca. Sayın Aziz Kocaoğlu bunu görmüş, demiş ki biz bunu alalım ve topluma kazandıralım. Demişler ki; "Tapusunda bir vakıf şerhi var." Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne yazmış, "tamamen bizim olması açısından ne istersiniz?" demiş. O zaman Vakıflar Genel Müdürlüğü bir tutar belirlemiş, o tutar ödenmiş. İşte o zamanın parası 1 milyar bilmem kaç milyon falan. Tapu alınmış. Üstüne muhteşem bir restorasyon yapılmış ve o dönem başlatılıyor. Tunç Soyer aynen veya güçlendirerek devam ediyor, Cemil Tugay da yeni bölümler ekliyor. O gün bugündür 10 yılı aşkın zamandır "Meslek Fabrikası"nda -adı Meslek Fabrikası- 5800 kurs açılmış, 145 bin kursiyer meslek sahibi yapılmış arkadaşlar. Bu bina buna kullanılıyor. Dün polis girdiğinde de içeride kursiyerler var. Örneğin, içerideki kursiyerlerden yeni bitmiş, yenileri var, "Dijital Gençlik Merkezi" açılmış oraya. Şubat 2025'ten bugüne 14 ayda 385 genç yeni dijital becerileri geliştirildiği için istihdam edilmiş çeşitli şirketlerde. Buraya saldırıyorlar, burayı alıyorlar.

"BU GÜNLERİ UNUTMAMAYI HESABI SANDIKTA SORMAYI EMANET EDİYORUM"

Şimdi bu İzmir'de bir yerel seçim yaşadık. Yerel seçimde, "efendim yaşam biçimine müdahale etmeyeceğiz, İzmir'i üzmeyeceğiz, AK Parti'ye şans verin, İzmir'de CHP'den daha iyi yönetiriz, genel merkezin, şeyin genel yönetimin yetkileriyle falan..." Geziyor bunlar ortalıkta. Gittim İzmir'e, mitingler yaptım anlattım onlara. Bakın dedim, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ni AK Parti'ye verdi İstanbullu. Ne oldu İstanbul'da? Mesela size dünyanın dedim, en muhteşem manzarasını tarif ediyorum. İstanbul'da Büyükada'ya gidin. Dünyanın en güzel yeri, karşısında dünyanın en güzel şehri. Büyükada'da, Büyükada iskelesi var, alttan vapur kalkıyor üst tarafı koca iskele, koca iskelenin üstü. Dünyanın en iyi manzarası değil mi? Karşıda İstanbul var adadan bakıyorsun. Oraya, oraya ne yaparsın? Hani para getirsin desen lokantalara falan kiraya versen dünyanın en iyi lokantaları gelir, en yüksek kirasını öder o prestijli yere gelir değil mi? Düşün oradaki lokantalardan ne para kazanılır, adalardaki ne yoksul çocuklar büyütülür, ne ne burslar verilir, İstanbul'un Kartal'ın karşıdaki Kartal'ın bütün fakirlerine yeter. Veya veya veya sen düşün... Ne yapmış AK Parti orayı biliyor musunuz? 25 yıllığına bilabedel TÜGVA'ya vermiş. Adalar iskelesinin ikinci katı. 25 yıl bilabedel. TÜGVA orada ne yapıyor? Dedim ki İzmirlilere; AK Parti gelirse -ki hepsi TÜGVA'cı, TÜRGEV'ci, hepsi o vakıfların bir yerlerinde- hele şimdi bir tanesi var Cemil Tugay'la güya uğraşıyor. Adını anmaya değmez. Vasıfsız, niteliksiz, beceriksiz, işi gücü kavga o takip ediyor bu işi. Dedim, "ver oyu AK Parti'ye, versin Alsancak İskelesi'ni TÜRGEV'e. Versin Karşıyaka İskelesi'ni TÜGVA'ya 25 yıllığına, versin asansörü Okçuluk Vakfı'na. Bunları yapar" dedik. Zaten İzmirliler bunlara pas vermez, bunlar o günlere itiraz ediyordu, 'niyetimiz yok...' Lan niyetiniz yok ne? İstanbul'da Adalar iskelesini veren, İzmir'de Alsancak İskelesi'ni mi acıyacak? Şimdi, kanunu değiştirdiler, Meslek Fabrikasını alıyor... Demiyor '145 bin hemşerim burada meslek öğrenmiş' orayı çökmek için valiyle o tuhaf zihniyetteki adam, her gün polisin oradakine girin dışarı atın, belediye başkanlarını dışarı atın. İzmirliler orada bir mücadele veriyorlar. Meselenin kendisi şu; binayı yarın alırlar, direniriz alamazlar, mahkeme öyle der böyle der eninde sonunda bu işler değişir ama görülmesi gereken bir mevzu var. Bir tarafta o Meslek Fabrikası'nı alıp da milletin hizmetine sokanlar, bir tarafta milletin bu hizmetini durdurup, kendileri alıp orada at koşturmak isteyenler. Bir harami zihniyeti var. Bir çökme zihniyeti var. Bir cumhuriyetle değerleriyle ve milletin kendisiyle didişme zihniyeti var. Ben bütün İzmirlilere ve Türkiye'deki herkese bu harami zihniyetine, bu didişme zihniyetine karşı bu günleri unutmamayı hesabı sandıkta sormayı emanet ediyorum.

"TÜRK POLİSİNİ SEVGİYLE, SAYGIYLA SELAMLIYORUZ "

6-12 Nisan Polis Haftası. Öncelikle bugün İsrail Büyükelçiliğine bir silahlı saldırı girişimi oldu. Her türlü silahlı saldırıyı şiddetle kınıyoruz. Hangi gerekçeyle ve kime yönlendirilirse yönlendirsin kınıyoruz. Yüreğimiz ağzımıza geldi, kahraman polisimiz etkisiz hale getirdi, işte biri herhalde ölü ele geçirilmiş ikisi yaralı...

İki polisimiz hafif yaralı, öyle bilgi aldım. Allah'tan şehidimiz yok. Bir kez daha Polis Haftasında kahraman Türk polisini sevgiyle, saygıyla selamlıyoruz Cumhuriyet Halk Partisi olarak.

Maç olur, polis çalışır. Eylem olur, polis çalışır. Konser olur, polis çalışır. Pandemi olur, millet canıyla uğraşır polis çalışır. Miting olur polis çalışır, sokağa çıkmak yasak olur millet sokağa çıkmasın diye sokakta yine polis çalışır. Kimse çalışmaz polis çalışır. Ama emeğinin karşılığını alamaz. Öyle ki saatlerce görev yapar kumanya gelmez, mesai yapar ücret ödenmez. İntihar ederler bunalıma girerler araştırılsın denir buna bile tahammül edilmez. Sendika hakkı alırlar...

Sendika hakkı alanlar meslekten atılırlar, bununla ilgili asla ve aslı polisin sesini duymazlar. Hele hele bu son dönemde, kanunsuz emirler, anayasaya aykırı emirlerle olmadık işlere zorlanırlar. Ve inanılmaz derecede zor bir görevi icra ediyorlar. 260 saat mesai, mobbing, ekonomik çıkmaz... Bunların hepsine son vermek gerekiyor. 12-24, 12-36 çalışma bitmeli, fazla mesai ödemeli bir sisteme geçilmeli. Gece mesaisi 8 saati geçmemeli, sendikal haklar tanınmalı, mülakat kalkmalı liyakat olmalı. En önemli sorun lojman ve kreş hakkı, bilhassa büyükşehirlerde ve kiraların çok pahalı olduğu turizm şehirlerinde, hatta turizm ilçelerinde, beldelerinde bu meseleler lojman sorunuyla çözülmeli.

"BÜYÜK MÜCADELELER SONUCUNDA ÜSKÜDAR İŞGALDEN KURTARILDI"

Emekli polis sefalete sürükleniyor o yüzden intibak sorunu mutlaka çözülmeli. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak inşallah şöyle bir taahhüdün sahibiyiz: Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında polis bir partinin kolluk kuvveti gibi görev yapmak, bir partinin aldığı kararları uygulamakla mükellef olmayacak. Polis devletin, milletin polisi olacak, bir partiyle ilişkisi kalmayacak. Buradan yapmam gereken önemli bir çağrı, İçişleri Bakanınadır. Kendisi Erzurum Valiliğinden sonra bu göreve geldi. Önceki İçişleri Bakanı İstanbul valisiyken Üsküdar'da işgalden kurtarmak istediğinde belediye ki, şu anda Üsküdar'ın bu halini görüyorsunuz; su da basmıyor, denizi de görüyorsunuz. O işgalci yaratıklar da gitti oradan ama Büyükşehir Belediyenin zabıtalarına saldırdılar, vurdular, kırdılar. Polis o gün zabıtanın karşısına geçmişti, çünkü o gün sizden önceki İçişleri Bakanı o gün işgalci AK Partililerin menfaatini koruyordu, zabıtaya görevini yaptırmıyordu. Büyük mücadeleler sonucunda Üsküdar işgalden kurtarıldı.

"TEKER TEKER KANUN ÖNÜNDE ONDAN SORACAĞIM"

Adalar iskelesinde mahkeme kazanılmış TÜGVA çıkmıyordu, zabıta iskeleyi almak istedi. Adalar zabıtası, karşısına polisini diktiler. Cumhuriyet Halk Partisi'nin il binasına 5000 tane polis soktular. Ve bu tip örneklerle biz çok büyük kavgalar ettik İçişleri Bakanıyla ama ona dedim, 'bu konu söylediklerimi bu yazdıklarımı görevden alındığın gün oku ve bana cevap yaz' dedim. Okuyamadı yazamadı gün gelecek, şahsen değil ama, bir Atatürk'ün kurduğu partinin başındaki genel başkan sorumluluğuyla baba ocağına yaptığı saldırının, Üsküdar'a yaptığı, Adalara yaptığı, özellikle de öğrencilere yaptırdığı saldırıların tamamının hesabını teker teker kanun önünde ondan soracağım, teker teker.

ZONGULDAK İL GENEL MECLİSİ SEÇİMİ

Şimdi sayın yeni bakana şunu hatırlatmak isterim: Zonguldak'ta İl Genel Meclisi seçimi var, krize gebe mi gebe. Niye? 16-16 berabere. 16 CHP'li İl Genel Meclis Üyesi var, 16 tane de Cumhur İttifakının, AK Parti'nin, Cumhur İttifakının belediye meclis üyesi var. Sonuç, seçim yapılıyor, 16-16 berabere çıkıyor. Seçimi yapan mevcut il genel meclis başkanı ve aday. Oylardan iki tanesini geçersiz ilan edip kendini yeniden seçilmiş ilan etmeye çalışıyor, oyların tek tek videoları çekilmiş, tek birinde kusur yok, hatta AK Parti'ninkinde var. Tarafsız birine burada iki tane iptal edeceksin dese AK Partiyi iptal eder.

"İKİ PARTİ ARASINA JANDARMA SOKULMAZ! AKLINIZI BAŞINIZA ALIN"

Burada, efendim okuyacağız falan. Meclis içinde gerginlik çıkıyor, okursun okumazsın, salonun bir tarafında AK Partililer, bir tarafında CHP'liler. Genel başkan yardımcılarımız, milletvekillerimiz, il başkanımız, il genel meclis üyelerimiz direniyorlar. Karşıda da muhatapları var. Ya buraya rap rap rap jandarma... Bakın eski alışkanlıklar bunlar. Siz eskisinin devamı gibi yapmayacağınızı, şafak operasyonları yapmayacağınızı, haysiyet cellatlığına aparat olmayacağınızı, bu işlerde böyle olmayacağını ifade ettiğiniz için, şimdi bu ilk vakayı görüyoruz. Ne işi var jandarmanın orada? Ne yapmaya gelmiş? AK Partili İl Genel Meclis Başkanının 'sonucu ilanı için' bizimkileri iteklemeye kalkıyor. Olacak iş değil. Elbette izin vermedik. Elbette oradaki jandarma komutanına ama... Bir, iki parti arasına jandarma sokulmaz! Aklınızı başınıza alın.

"CHP İKTİDARINDA NE POLİSE NE JANDARMAYA BİR PARTİNİN KOLLUK KUVVETİ MUAMELESİ YAPILMAYACAK"

Öbür taraftan, öbür taraftan... İzmir'de polis gelmiş, fabrikanın içine sabahın köründe operasyon yapmış, belediye başkanlarını, meclis üyelerini, kursiyerleri itekliyor, kakalıyor. Bu işler Türkiye'ye de kazandırmaz, bundan önce bu işlere kalkışan İçişleri Bakanlarına da kazandırmadı. Aynı şekilde yapılırsa size de kazandırmaz. Ancak, bu konuda biz diyaloğa açık bir şekilde, çünkü iş şöyle bir şey; verdiğiniz emirler milletin polisiyle bizim kardeşlerimizle jandarmamızla bizi karşı karşıya getirmeye yönelik. Bunu doğru bulmuyoruz. Bunun için buradan bir kez daha söylüyorum; CHP iktidarında ne polise ne jandarmaya bir partinin kolluk kuvveti muamelesi yapılmayacak, buna niyet eden ilk başta karşısında genel başkanı bulacak. Polis, jandarma görevini yapacak, insani şartlarda çalışacak, anasının ak sütü gibi helal hakkını da söke söke alacak.

"AK PARTİ'NİN LEHİNE OLUNCA UYGULANIYOR DA, CHP'NİN LEHİNE OLUNCA UYGULANIYOR MU, UYGULANMIYOR MU ZONGULDAK'TA GÖRECEĞİZ"

Bu arada, bu arada şunu söyleyeyim: Şunu söyleyeyim; Zonguldak'taki 16 16 berabereyi 'ben kazandım' diye ilan eden arkadaşa şunu hatırlatırız. İstanbul'da Bayrampaşa'da seçimler yapıldı ve CHP kazandı. Mahkemeye gitti AK Parti, dediler ki "Cumhuriyet Halk Partisi'nin başkan adayı, meclis başkan vekili olup ki kural da öyle orada, onun yönetmesi gerekiyor. Meclis başkan vekili olduğu için, kendi kazandığı seçimi yönettiği için" deyip Bayrampaşa seçimini iptal ettiler.

Sonra 50 tane alavere dalavere iş çevrilerek, "beraberlikti kuraydı bilmem neydi" derken Bayrampaşa Belediyesi CHP'nin elinden alındı. Şimdi Bayrampaşa kararı... "Birisi aday olduğu seçimi yönetemez" kararı, AK Parti'nin lehine olunca uygulanıyor da, CHP'nin lehine olunca uygulanıyor mu, uygulanmıyor mu Zonguldak'ta göreceğiz. Meseleyi en yakından takip ediyoruz.

"UŞAK ÜZÜLDÜ, CUMHURİYET HALK PARTİSİ ÜZÜLDÜ, KADINLAR ÜZÜLDÜ"

Değerli arkadaşlar, büyük bir saldırı altında olduğumuzu biliyoruz. Buna karşı direniyoruz, gücümüzü haklılığımızdan alıyoruz. Hiçbir olayın ahlaki üstünlüğü elimizden almasına ve psikolojik üstünlüğü kaybetmemize, çoğunluk enerjisini kaybetmemize izin vermesine izin veremeyiz. Geçtiğimiz haftalarda, geçtiğimiz hafta, 10 gün önce, Uşak Belediyesinde yaşananlar hepimizi çok fena şekilde üzdü, rahatsız etti. Uşak üzüldü, Cumhuriyet Halk Partisi üzüldü, kadınlar üzüldü.

"ÜZERİMİZE NE DÜŞÜYORSA YAPACAĞIZ' DEDİK"

Olayı duyduğum anda, yani saatler sonra bir otobüsün üstündeydim. Dedim ki; üzgünüz, büyük bir devletin polis kamerasının paparazi kamerası gibi kullanılması, bunun sabahın köründe sabah gazetesine verilmesi, bu AK Parti'nin düşmüşlüğünü, devleti parti için kullanmayı... Partinin de bir yıldır bu kadar iş yapıyoruz ama eritemiyor, bu kötü görüntülerin servisinden medet umduğunu bir not edelim. Ama bir de ortaya çıkan bir mevzu var. Dedik ki 'Eğer bu gerçekse, böyleyse biz öz eleştirimizi yapacağız. Üzerimize ne düşüyorsa yapacağız' dedik.

"AK PARTİ'DEN KİMSE DUYMADI BUNU"

Biz bunu deyince AK Parti; Sakarya Adapazarı'nda 4 aydır, 4 haftadır 'Bir evlat anneme belediye başkanı tacizde bulundu' diye bağırıyor, AK Parti'den kimse duymadı bunu. Sustular, ben bunu deyince istifa ettirdiler. 4 günlük gözaltı süresi var, kimseyle görüşemiyor. O sürede üyeliği askıya aldık. O gün de ilan ettik, 'yeni bir karara ihtiyaç olmadan gereğini yapmak üzere iki tane hukukçu görevlendirildi'. O iki hukukçu gitti, görüştü, rapor verdi ve kesin ihraç talebiyle de disiplin kuruluna sevki yapıldı.

"PARTİ ADINA BEN ÖZÜR DİLİYORUM DEDİM"

Bu sürede... Bu sürede "atamazlar, yapamazlar, şöyle... " bir sürü yalan dolan bilmem ne... Üyeliği askıya aldığımız halde... Ama hepsi gördü, şimdi durdu. Bu iş böyle, böyle kalmazdı arkadaşlar. Çünkü ne dedik? 'Gereğini yapacağız' dedik, yaptık. 'Üzüldük' dedik. AK Parti'nin bu fırsatçılığına imkân veren bu yanlış yapıldığı için çıkan kötü görüntülerden parti adına ben özür diliyorum dedim.

"İL GENEL MECLİSİ BAŞKANLIĞI'NA VE UŞAK BELEDİYE BAŞKAN VEKİLLİĞİ'NE BİRER KADIN ARKADAŞIMIZ SEÇİLMİŞTİR"

Bir de ne dedik? 'Özeleştiri yapacağız' dedik. Öz eleştiriyi yaptık arkadaşlar. Geçen cuma günü ve dün Uşak'ta İl Genel Meclisi seçimleri vardı ve Belediye Başkanlığı, Başkan Vekilliği seçimleri vardı. İkisi de tüm Cumhuriyet Halk Partili İl Genel Meclisi üyelerinin ve Belediye Meclis üyelerinin kararlı ve tam oylarıyla... İl Genel Meclisi Başkanlığı'na ve Uşak Belediye Başkan Vekilliği'ne birer kadın arkadaşımız seçilmiştir. CHP'nin kadınlardan öz eleştirisi budur! Kabul buyurunuz. Göreve gelen İl Genel Meclisi Başkanımız Aynur Yurtsever'i, Uşak Belediye Başkan Vekilimiz Hatice Terekeci Özkan'ı bir kez daha buradan Cumhuriyet Halk Partisi olarak kutluyoruz.

"19 MART'TA O REZERVLERİ YAKMASAYDIK FİYAT ARTIŞLARINI DİZGİNLİYOR OLABİLİRDİK"

Değerli arkadaşlar, adaletsizliklerin, kumpasların, krizlerin faturası hep milletin sırtında. İran Savaşı'na en hazırlıksız yakalanan ülke maalesef Türkiye oldu. Çok net ortada, kimsenin de bir itirazı yok. Çünkü Türkiye ikide bir rezervleri yakıyor, sonra yoksullaşma pahasına, yoksulların sırtına yük bindirme pahasına ve büyük gelir transferleri pahasına bu rezervleri yerine koymaya çalışıyor. 128 milyar dolarda da öyle olmuştu, geçen sene 60 milyar dolara mal olan İBB operasyonundan sonra da öyle oldu. Öyle olunca faizler düşerken düşemez oldu. Enflasyon inecekken inemez oldu. Maalesef İran Savaşı geldiğinde de, geçen sene 19 Mart'a harcanan rezervler, yerine çok pahalıya konduğu için manevra alanı, müdahale alanı olmaz oldu. Elimiz, kolumuz bağlı şekilde yakalandık. Öyle bir noktadayız ki, öyle bir noktadayız ki, biz Cumhuriyet Halk Partisi Ekonomi Eşgüdüm Konseyi'ni hızla davet ettik. "Öneriler söyleyin" dedik. Dün DEM Parti'ye, bundan sonra da ziyaret edeceğimiz tüm partilere hem acil eylem planımızı hem yapısal reform önerilerimizi hem de kalıcı olarak özellikle enerji ve ulaşım ağları üzerinden yeni önerilerimizi dile getiriyoruz, anlatıyoruz. Ama bir yandan da dediğimizi dinlemeyenler, sonradan dinleyenler, azını yapanların yarattığı bir durum var. Biz geçen sene 19 Mart'ta o rezervleri yakmasaydık, şimdi tıkır tıkır tedbirler ilan edip ve fiyat artışlarını dizginliyor olabilirdik.

"BÜTÜN ÜMİT BUGÜN BİR ATEŞKES OLURSA, FİYATLAR DÖNERSE BU İŞİ KURTARIRIZ"

İlk başta petrol fiyatları fırlayınca dedik ki, 'amana pompaya yansıtmayın.' Son gece durdular. 'Eşel mobil yapın' dedik yani 'ÖTV'den karşılayın', dörtte üçünü yaptılar. ÖTV bitti, 'amana KDV'den karşılayın, yansıtmayın' dedik. Onu geçen hafta yansıttılar, yine dünya kadar zam yaptılar. Dünkü zammı rafineriye, taşıyıcıya yaptılar, pompaya yapmadılar. Ne yapacakları bekleniyor. Bütün ümit bugün bir ateşkes olursa, fiyatlar dönerse bu işi kurtarırız. Olmazsa yandı gülüm keten helva, 7 lira, 10 lira zamlar gidecek. Dinlemedikleri için oluyor. Ve hazır tutmadıkları için ekonomiyi...

Bakın ne oluyor: Akaryakıt artışından önce, sonra... Dün doğrudan 3 büyükşehirdeki hallerle arkadaşlarımızın yerinde doğrudan kurdukları temas sonucunda. Domatesin kilosu... Akaryakıt artışından önce 65 lira, şimdi 125 lira, halde. Pazarda 75'ten 180'e çıkmış. Haldeki artış %93 olunca pazarda da %140 olmuş. Bunu anlatıyordum işte geçen hafta. Sen akaryakıttan ÖTV'yi alma, vergiyi alma şimdilik zarar et, düzelene kadar. Gelen zamlardan sakın yoksa kartopu gibi büyür, iğneden ipliğe gider. Geçen hafta dedim 'domatese yansıyacak' diye. Sivri biber dedim. Hal fiyatı 40 liradan 120 liraya çıkmış. Hafif ya, hafif olunca taşıma maliyeti acayip biniyor üstüne, ağır bir şeyde daha düşük oluyor. 87 lirayken 200 lira olmuş sivri biber. Salatalık 30 liradan 55 liraya çıkmış. Halde %83 artınca, pazarda %100 artmış. Patlıcanın kilosu 55 liradan 90 liraya çıkmış. Pazarda 88 iken 150'ye çıkmış. Ve tane ile satış zaten başlamıştı, tane domates 26 lira, sivri biber 6 lira, hıyarın tanesi 20 lira, patlıcanın tanesi 30 lira.

"YILLIK ENFLASYON YÜZDE 30'UN ÜZERİNDE KALACAK"

Bir domates, bir sivri biber, bir salatalık, bir patlıcan 82 lira arkadaşlar. Bu geçen sene, bu zam gelmeden önce, akaryakıt gelmeden önce toplamı 40 liraydı, şimdi 82 lira. Büyük bir tehlikeyle karşı karşıyayız. Yeni bir enflasyon dalgasıyla karşı karşıyayız ve buradan Ekonomi Eşgüdüm Konseyimizin raporunu bütün muhalefet partilerine sunuyoruz, iktidar partisine açık çağrılarla ifade ediyoruz ve artık bu konuda şuna dikkat etmek lazım:

Üç aylık enflasyon yüzde 10 oldu, bunlar yok daha içinde. Orta Vadeli Program'a göre yıllık enflasyon yüzde 16. Görünen o ki, ilk 6 ayda OVP'nin, bir yıllık OVP'deki hedef ilk 6 ayda ulaşılacak, 6 ay önceden tutmadığı anlaşılacak. Yıllık enflasyon yüzde 30'un üzerinde kalacak, yüzde 28-30'un üzerinde kalacak. Bu da milleti perişan edecek.

"BİZ EN DÜŞÜK EMEKLİ MAAŞININ BİR ASGARİ ÜCRET, ASGARİ ÜCRETİN 39 BİN LİRA OLMASINI SAVUNUYORUZ"

Bugün burada DİSK Emekli-Sen gelmiş, 100 bin imza toplamışlar. Bizim bayram ikramiyelerinin bir asgari ücret olmasına yönelik olarak siyasi parti gruplarını ziyaret edeceklermiş. Biz en düşük emekli maaşının bir asgari ücret, asgari ücretin 39 bin lira olmasını savunuyoruz, bundan sonra da savunmaya devam edeceğiz. Emekliye bayram ikramiyesinin de bir asgari ücret olmasının arkasındayız. Bu konuda grubumuz bu hafta ne gerekiyorsa yapacak emekliler için.

"ÜCRETLERİN BU ENFLASYON YÜKÜNÜ TAŞIMASI ARTIK MÜMKÜN DEĞİLDİR"

Kısaca ifade ediyorum; eşel mobil devam etmelidir. Yüzde 20'lik KDV 1'e düşürülmelidir. Çiftçilerin kredi borç faizleri silinmeli, anapara yapılandırılmalıdır. Çiftçilere uygulanan haciz işlemleri durdurulmalıdır. Çiftçilere uygun kredi imkanları acilen sağlanmalıdır. Asgari ücret ve emekli maaşı dahil tüm ücretlere ara zam yapılmalıdır. Ücretlerin bu enflasyon yükünü taşıması artık mümkün değildir. Esnafa ve firmalara KGF teminatlı (Kredi Garanti Fonu teminatlı) kredi verilmelidir.

Ama bu pandemideki gibi esnafa yüzde 9'dan ver, eyvallah. KGF yüzde 8, eyvallah. KGF'yi doğru yerde kullanan, istihdamı koruyan, ihracatı sürdüren, batmaktan kurtulanlara helali hoş olsun. Ama KGF'yi önüne gelene böyle dağıttılar; yatlar, kotralar, jetler, villalar alındı. Ve bunlar yüzde 8'den ödediler ama Esnaf Kefalet'ten yüzde 9'la alınanlar yüzde 23'le, yüzde 25'le arttırılıp faiz geri ödendi. Onun için burada adil olunmasını, doğru bir seçicilikle ihtiyaç olana KGF'nin verilip zenginleşmek için ya da lüks yatırım araçlarına dönüşmesi için istismarına engel olmak lazım. Elektrik ve doğalgaz desteği hem esnafa, üreticiye hem de yoksullara sağlanmalı. Sosyal yardımda hane gelirine göre kademeli değişen nakit destek sistemine derhal geçilmelidir.

"HİÇBİR TEDBİR ALDIKLARI YOK"

Şimdi bunları söyleyince... Bunlar yapılabilir mi? Yapılmalı, yapılırsa büyük bir felaket önlenir. Çiftçiye sahip çıkarsan, mazotu desteklersen, elektriği desteklersen, çiftçi ve üretici ve KOBİ, sanayici malına zam yapmak zorunda kalmaz. Enflasyon artmaz, bütün niyetimiz budur. Bunu yapan var mı? Bütün dünya İran savaşına tedbir alıyor. Bir örnek vereceğim; yakın dostumuz, arkadaşımız Türkiye'de de seviliyor, Pedro Sánchez'den... Bakın, biz İran'ın yanı başındayız. İran komşumuz, Suriye komşumuz. İsrail'in F-35'i kalkınca bizim F-16 karşıya kalkıyor. Onların kubbesi var, bizde o kadar söyledik çelik kubbe yok, daha iki yıl önce başladı. Hava savunma sistemi kendimize ait değil, NATO'ya emanet. Ve binbir tane zorluk ve risk var. Bu tarafta da Rusya var. Hiç arzu etmeyiz ama burnumuzun dibinde kıta sahanlığı sorunuyla Yunanistan var. Kıbrıs'ta da Güney Kıbrıs Rum Kesimi ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti var. Biz işin tam ortasındayız, tam ortasında. Hani Azerbaycan-Ermenistan normalleşmesi iyi, orada bir tansiyon varsa ona da komşuyuz. Pedro Sánchez biraz daha ötede. Bizimkiler hiçbir şey yapmıyor. Pompaya biz deyince bir gün gecikmeli falan yaptılar. Hiçbir tedbir aldıkları yok.

Kardeşim Pedro ne yapıyor bakın... Bu İran savaşından dolayı destek paketi açıklamış. 5 milyar euro! Elektrikteki vergilerin yüzde 60'ını kaldırmış. Yüzde 7'lik elektrik üretim vergisini kalıcı olarak kaldırmış. Doğalgazdaki KDV'yi yüzde 21'den 10'a indirmiş. Dar gelirliye ücretsiz elektrik destek paketi açıklamış. Su ve enerji kesintilerini yasaklamış borçtan veya başka sebepten. Sanayicinin elektriğinin yüzde 80'ini karşılamaya karar vermiş. Fiyatlar artmasın diye yapıyor bunu. Babasının hayrına yapmıyor Pedro Sánchez. Bunu enflasyonist bir baskı gelmesin, enflasyonun yükü emeklinin, emekçinin sırtına binmesin diye yapıyor. Çünkü enflasyon zengini daha zengin eden, fakiri daha fakir eden bir iştir. Enflasyon dünyanın en adaletsiz vergisidir. Parasını koruyabilene imkanlar yaratır, parası olmayana, borçlu gezene yoksulluğunu artırır. O yüzden şu kadarını söyleyelim: Cumhuriyet Halk Partisi ne yapılması gerektiğini yazdı söyledi. Gelince ne yapacak? Vallahi dünyada siyasi akrabalarımız ne yapıyorsa aynısını yapacak. Bu kardeşiniz Pedro Sánchez'den geri kalmayacak, bunu herkes böyle bilsin.

"SURİYE'DEKİ, İRAN'DAKİ, IRAK'TAKİ KÜRTLERİ DE KARDEŞİMİZ, AKRABAMIZ BİLİYORUZ"

Değerli arkadaşlar, partimize yönelik tüm saldırılara rağmen bu ülke için iyi olan her sürecin yanında olduk, olmaya devam ediyoruz. Tarihsel bir tutarlılık içinde Türkiye'nin iç barışını savunuyoruz. Silahlar sussun, terör bitsin, barış gelsin, kardeşlik gelsin istiyoruz. Sadece Türkiye'deki değil; Suriye'deki, İran'daki, Irak'taki Kürtleri de kardeşimiz, akrabamız biliyoruz. Türkiye'deki Kürtler kardeşimizdir. Onun kardeşi, akrabası, sana da akrabadır. Ne Suriye'de, ne İran'da, ne Irak'taki Kürtlere ne savaş, ne zulüm asla temenni etmiyoruz. Bu konuda doğru, kararlı, o ülkelerin toprak bütünlüklerini savunan, o ülkedeki Kürtlerin de o ülkede en iyi şartlarda yaşamasını savunan bir noktadan meseleye hep baktık, bundan sonra da bakmaya devam ediyoruz.

"SÜREÇ BİZİ HAKLI ÇIKARDI"

Cumhuriyet Halk Partisi, meclisteki komisyona girerken korkanlara "Girdiğimiz değil, girmediğimiz komisyondan, olduğumuz değil, olmadığımız masalardan korkun" dedik. Süreç bizi haklı çıkardı, çok önemli görev yaptı 11 arkadaşımız orada. Ve ilk gün ne dediysek... Yani bu süreç başladığında da şehit aileleriyle iftarda "Bize güvenin, sizin gözünüzün içine bakamayacak bir şey olmayacak" dedik. Süreç tamamlandı, komisyon raporu tamamlandı, aynı iftarda aynı memnuniyetleri duyduk, aynı özgüvenle konuştuk.

"BU PAZAR SEÇİM OLSA CUMHURBAŞKANI OLACAK OLAN EKREM İMAMOĞLU 1 YILDIR HAKSIZ YERE HAPİSTE TUTULUYOR"

Ama aradan bir yıl geçti. Bir rapor yazıldı, altına herkes imza attı. Ve o sürecin, o raporun teminatı Meclis Başkanımız Numan Kurtulmuş Bey. 5., 6. ve 7. kısımlar, yani "Terörsüz Türkiye" ve "Demokratik Türkiye" kısımları. Buralarda herhangi bir adım atılmadığı gibi... Halen daha bugün nihayet pek çoğunun tutukluluğu bitti ama bir yıl boşu boşuna tutuldular. Emrah Şahan aynı dosyadan tutukluydu, yedeklenerek tutuldu. Kürtlerin belediye meclislerine girmesini suç sayan 'kent uzlaşısı' soruşturmaları devam ediyor. Türkiye'de 13 belediyede kayyum var, belediye başkanları terör soruşturması geçirdi diye. 3'ü CHP'li; Ovacık, Şişli, Esenyurt. 10'u DEM'li, 13 belediyede kayyum var. Ahmet Özer göreve dönecekti, dönemiyor. Selahattin Demirtaş'tan Figen Yüksekdağ'a kadar birçok siyasetçi hapiste tutuluyor. Bu pazar seçim olsa Cumhurbaşkanı olacak olan Ekrem İmamoğlu 1 yıldır haksız yere hapiste tutuluyor (Not: Hatip burada muhtemelen bir dil sürçmesi yaşıyor ancak ses kaydında bu şekilde ifade etmektedir). Her gün bir seçilmiş belediye başkanımıza operasyon yapılıyor.

"BU ADAMLA MI YÜRÜTECEKSİNİZ BU SÜRECİ? "

Ve işin en kötüsü, tutuksuz yargılama esastır bu kadar netken, tutuksuz yargılamanın düşmanı Adalet Bakanlığı koltuğunda oturuyor. Anayasa Mahkemesi kararı herkesi bağlayıcıdır derken, bu karara uymamanın mimarı Adalet Bakanlığı koltuğunda oturuyor. Ve bütün bu süreçlerde Adalet Bakanlığı demokratikleşmeyle ilgili bu süreçlerde mevcut uygulamaları hukuka uygun yapsa sorunun yüzde 60'ı çözülecekken o olmadığı gibi, adalet reformu konuşuluyor veya yargıyla ilgili bir şeyler konuşuluyor, adam diyor ki; "Hazırlığı yaptık, Saray'a yolladık, Külliye'ye. Oradan gelene göre Meclis'e yollayacağız."

Kendinize gelin arkadaşlar, kendinize gelin! Sayın Meclis Başkanı, AK Parti'nin Grup Başkanı, hatta Genel Başkanı... Bir kendinize gelin yahu! Bu çok hukuk biliyor dediğiniz adam, 2018 yılında Anayasa değişirken biz dedik ki: "Hükümet kanun teklifi, hükümet kanun tasarısı verir. Bu yasaya, bu düzenlemeye göre veremez." Dediniz ki: "Bitti o iş. Yasama, milletvekilinin tekelindedir. Münhasıran milletvekili verecektir. Asla bakanlar böyle bir şey yapmayacaktır. Bakanlar haddini aşmayacaktır."

Bugün gelmiş bakan, en çok bu işi bilmesi gereken bakan, kanun teklifinin milletin vekilinin görevi olduğu halde "Hazırladım, oraya yolladım, gelince Meclis'e yollayacağım" diyen hadsizliktedir, cahilliktedir, cahil cesareti içindedir, şımartılmıştır, milletin başına bela edilmiştir! Bu adamla mı yürüteceksiniz bu süreci? Bu adamla mı yürüteceksiniz?

Buradan bir diğer husus; bu darbe rejimi demokrasiyi, adaleti sakat bıraktı. Çünkü biliyorlar ki adalet olsa iftiraları boşa düşecek, suçlarından kaçamayacaklar. Demokrasi olsa bir daha asla sandıktan çıkamayacaklar. O yüzden adaleti ve demokrasiyi baskılıyorlar.

Bu baskı ortamını aşmak ancak demokratların birlikteliğiyle mümkündür. Bunu durduramazsak demokrasimiz bir buzdağına çarpacak, siyasi partiler tabela partisine dönüşecek. Eğer biz başaramazsak güya bir meclis olacak ama hiçbir anlamı kalmayacak. Tasarlanmış seçimler seçilmiş rakiplerle yapılacak, seçime katılım oranı düşecek, millet sandıktan umudunu kesecek.

Onun için otoriterliğin hedefi buyken panzehiri çoğulculuktur. Onun için çok olmak, birlikte olmak, dayanışma içinde olmak, hep birlikte mücadele etmek durumundayız. Herkes şunu bilsin ki, Ekrem İmamoğlu’nu hedefe koyan müesses nizamın çarkına soktuğu çomaktır. Onların istediği adayla yarışmak değil, onları her seferinde yenen adayla yarışmamak için Ekrem İmamoğlu bugün Silivri’ye konmuştur.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin evinde yangın çıkarsa yangın apartmanı yakar, hepimiz komşuyuz. Ulu çınar yanarsa orman yanar. O orman yandığında geriye sadece gözyaşı kalır. Onun için sözüm dayanışmasını gösteren muhalefet partilerle, demokratik yapılara elbet; ama daha çok şu ana kadar yaşananlara 'bana bir zararı yok' diye bir kenardan bakan ama demokrasinin ne demek olduğunu bilenlere ya da unutanlaradır. Milletin sandığa gidip iktidar değiştirmesinin adı demokrasidir, o ihtimalin adıdır demokrasi. O ihtimale savaş açanların millete savaş açtığını görmek lazım.

Ekonominin de Türkiye’nin de güvenliği demokrasiye bağlıdır. Dünyada darbeler, bütün darbeler, bütün iç karışıklıklar, bütün düzensizlikler demokrasinin gerçek anlamda olmadığı ya da hiç olmadığı coğrafyalara kaymıştır. Gerçek demokrasiler keyif çatmakta ama demokratların yerini otokratların aldığı, demokrasi yerine tek adam rejimlerinin olduğu yerler karışmaktadır. O yüzden herkes bu noktada doğru bir hattı tutturmak durumundadır.

Bu düşünce, bu görüşlerle Merkez Heyetimizin, partimizin aldığı bir kararla muhalefet partilerini ziyaret etmeye başladık. Dün DEM Parti’yi ziyaret ettik. Yarından itibaren Cumartesi hariç haftaya Salı gününe kadar, Pazar dahil toplam 12 siyasi parti ziyareti planlanmıştır. Mümkün olan en çok sayıda siyasi partiye, muhalefet partisine bu ziyaretlerimizi gerçekleştireceğiz. İran savaşını, Türkiye dış politikasında yapılan yanlışları, Trump’a teslimiyetin yarattığı zorlukları, ekonomi noktasında Ekonomi Eşgüdüm Konseyimizin önerilerini paylaşıyoruz.

"SİYASİ ETİK YASASI ÖNEMLİDİR"

Ayrıca Siyasi Etik Yasası’nı dün Sayın Tuncer Bakırhan’la, sayın eş genel başkanlarla paylaştım. Kendileri bu konuda kendilerinin de çok önemli çalışmaları olduğunu, ayrıca CHP’nin 8 yıldır Siyasi Etik Yasası’nı (ben 8 yıl boyunca bu kanun teklifinin verilmesine ve mecliste ya oylanmasına ya gündeme gelmesine katkı sağlamış bir grup başkanvekiliydim, haklarını teslim edelim) DEM grubu her seferinde Siyasi Etik Yasası için en kararlı duruşu gösterdi. İYİ Parti’nin geçmiş dönemlerdeki tutumu bu konuda çok netti. Gelecek Yol grubunun bu konuda tüm bileşenleri önemli. Bilhassa Sayın Davutoğlu’nun Başbakanlığında Siyasi Etik Yasası’nı geçirmek istediğinde 'Görev yapacak il ilçe başkanı bulamayız' uyarısı aldığını hatırlayalım. 'Hırsızlık yapan kardeşim olsa kolunu keserim' dediğinde siyaseten bunu kendi başıyla ödediğini, AK Parti’nin bir anda onu görevden Erdoğan’ın bir talimatıyla uzaklaştırıp yerine Binali Yıldırım’ın getirildiğini hatırlayalım.

O açıdan bu Siyasi Etik Yasası önemlidir. Bugün Tuncer Bakırhan bu konuda hem tam destek hem bir çağrı yaptı. Dün ben de ifade ettim bir daha söylüyorum; ben ve bütün siyasi partilerin genel başkanlarından başlayarak, ne Cumhurbaşkanı ne Bakan ayırmadan, üst düzey bürokratları bir kenara bırakmadan bir Siyasi Etik Yasası’yla siyasetin finansmanı, siyasetçilerin açık mal varlıkları ve açıkça söylüyorum mal varlığımızı nasıl edindiğimizin ispatına kadar iddialı bir Siyasi Etik Yasası’nı öneriyoruz. Ve önüne gelene 'hırsız', 'yolsuz' deyip 18 tane tapunun ID numarası ortadayken... Murat Kurum bunu 18.ye söylüyorum; desene o ID’lerin bakıldığında o malın mülkün bir dönem ya da hala Akın Gürlek’in elinde aktif ya da satılmış pasif olarak göründüğünü görmüyoruz de de bir duyayım be adam, bir duyayım bir duyayım!

O tapu ID’leri açıkça oradadır. O mallar Akın Gürlek tarafından alınmıştır, halen daha şimdi ispata muhtaç yeni yeni 90 milyonluk, 80 milyonluk projeler, ailenin diğer üyelerinin üzerine kayıtlı yazlıklar, kışlıklar, çok katlılar, tek katlılar gelmektedir. Görülmemiş bir işle karşı karşıyayız, üzerine gitmeye devam edeceğiz. Her türlü haysiyet suikastına karşı, her türlü... Takvim gazetesi utanmadan 83 yaşındaki babamı yapay zekaya çizdirip oradan babama kadar saldıracak kadar... Gerçi bir tane de destekçi bulamadı, rezil etti bütün o yazıyı o paylaşımı görenler. Baskıya giremediler baskıya ama Allah’ından bulacaklar.

Şimdi çok net olarak söylüyorum; en iddialı Siyasi Etik Yasası’nı çıkaralım, ortaya her şey saçılsın dökülsün. Eğer Ekrem İmamoğlu mal varlığında belediye yönetiminden sonra izah edemeyeceği bir kuruşu varsa, bir metrekare toprağı varsa Ekrem İmamoğlu bu ülkenin Cumhurbaşkanı adaylığına layık değildir. Mevcut Cumhurbaşkanı da yüzükle başladığı siyasette kendinin ve 1. derece, 2. derece yakınlarının Türkiye’de ve yurtdışında izah edemeyeceği bir kuruşu varsa o da bu vakitten sonra Cumhurbaşkanlığına layık değildir! Açık söylüyorum; Ekrem İmamoğlu’na da kendime de güveniyorum. Bakanına güvenen, kendine güvenen, mahdumuna güvenen çıksın karşımıza göreyim. Hodri meydan!

Son, son bir hususla bahsi kapatıyoruz. Zira biz bu süreçlerin tamamında bu kadar saldırı olunca dedik ki kardeşim böyle rejim olmaz. Sen birini seçeceksin, 5 yıl sonra her şeyi o seçecek her şeyi o yapacak hesap vermeyecek. Ne sözlü soru kalmış ne güvenoyu kalmış. Sen birini seçiyon, onun seçtiği Bakanı döneminde 78 kişi cayır cayır otelde yanıyor hesabını soramıyon. Yeni doğmuş bebekler küvezlerde ölüyor hesabını soramıyon. Her türlü yalan yanlış iş oluyor hesabını soramıyon. Bu milletin önüne bir sandık getireceğiz dedik.

"BU ARA SEÇİM YA YAPILACAK YA KORKAKLAR TARİHE YAZILACAK"

Biz bunu söyledik ve dedik ki siyasi partileri gezeceğiz, Meclis Başkanı'na gideceğiz, onun yapacağı bir şey var ondan sonra biz de bir şey yapacağız. Hemen yandaş basın; bilgi hem eksik hem de işine öyle geldiğinden... Efendim Cumhuriyet Halk Partisi 22 tane milletvekili istifa ettirecek, sayıyı 30’a çıkaracak ama Erdoğan bu seçime izin vermez. Düşün, istifa ediyon istifayı kabul etmiyor o kadar korkuyor seçimden. Ara seçim yaptırmaz... Bunları tartıştılar tartıştılar tartıştılar. Biz durduk. Dün DEM’e gidince anlatacaktık, 12 kere daha anlatacağız.

Dün Erdoğan çıkıyor diyor ki; 'Gündemimizde ara seçim de yok, erken seçim de yok.' Ve daha sonra biz DEM Parti'ye gittik konuştuk, orada anlattık şimdi de devam edecek. Net bir durum var ortada, net bir durum. Önce bir ara seçim yapılacak mı yapılmayacak mı görelim. O ara seçimin yapılması için 30 milletvekiline yani %5’in boşalmış olmasına ihtiyaç ilk 30 aydadır. O tartışma dönemi bitti. Şimdi ara seçimin kaçınılmaz olarak yapılacağı dönemdeyiz. Son bir yıl olursa yapamayız.

Ha bu ara seçim 1960’dan beri yapıldı. 1960’dan beri bundan İnönü kaçmadı, Demirel kaçmadı, Ecevit kaçmadı, Özal kaçmadı, Erbakan kaçmadı; Erdoğan kaçacak. Ne diyorlar? E kardeşim ara seçim son zamanlarda yapılmıyor ya... Bir kere yapılmıyor, zira ilk dönemleri hariç milletvekili seçim yılını 4’e indirdiği için o özensizlik içinde de ilk 30 ay yapılmaz, son bir yıla bulmaz maddesi durduğu için arada bu kırmızı dönemde ara seçim yapılacak 5 ay kalıyordu. Karar alsan 3 ayda yapsan zaten bir manası kalmıyordu. E şimdi yine 5 yıla çıktı. O kısa dönemler bitti.

Şimdi ara seçimin zamanı ve bu ara seçimin yapılacağı yerler belli. Ha, ara seçimin en geniş coğrafyada yapılmasını ister miyim? İsterim. Adımlar atar mıyım? Atarım. Ama sen bundan korktuğun için yani 'Ya Özgür Özel biz ara seçime gidince İstanbul’da, Bursa’da, Aydın’da, Adana’da, Antalya’da sandığı koyarsa; Adıyaman’da operasyon çektiğim şehirleri çok daha güçlü olarak kazanırsa, milletin darbeye tepki verdiği görülürse, bir de Türkiye’nin %70’inde 1. parti olup farkı bana 8 puan atarsa nasıl oturacağım o koltukta?' diye bakıyorsun.

Ama başka bir yere bakacağız şimdi. Günün en keyifli yerine geldik: Anayasa Madde 78; TBMM üyeliklerinde boşalma olması halinde ara seçime gidilir. Anayasa. Ara seçim her seçim döneminde bir defa yapılır. Anayasa. Yapılabilir demiyor, yapılır. Genel seçimden 30 ay geçmedikçe ara seçime gidilemez. Ancak boşalan üyeliklerin sayısı üye tamsayısının %5’ini bulursa ara seçim 3 ay içinde yapılır. Yani o %5 ve 30, olağanüstü ara seçim. 'Hiç beklemeden 30 kişi boşalmış parlamentodan, ne bekleyeceksin 30 ay' diyor. Hemen yap. Ama zorunlu ara seçim dönemde bir kere ve bu üyeliklerde boşalma olduğu halinde gidilir. Sorumluluk kimin? Bütün Meclis'in. Başta Meclis Başkanı.

Şimdi dün DEM Parti'ye gittik durumu anlattık, DEM Parti dedi ki 'Ara seçim talebi meşrudur, anayasaldır, destekliyor.' Öyle şunu istifa ettireceğiz bunu istifa ettireceğiz, onlar ilk 30 ayda lazımdı. Ha şunu söyleyeyim; ara seçim iradesi ortaya çıksın, örneğin hiç seçilmeyecek yerden Şanlıurfa’dan Mahmut Tanal ilk sabah başvurdu; 'İstifa edeyim, kararlılığımızı gösterelim.' Teker teker... Nereden kimin istifa ettirileceği, ettirilip ettirilmeyeceği her partinin kendi işi. MHP de belki gücünü Osmaniye’de sınamak ister oradan istifa ettirir. Tayyip Bey en güçlü olduğu yerlerden ettirir, ettirir ya da ettirmez. Ama ara seçim yapılacak. Tayyip Bey dün ne dedi? 'Ay ara seçim yapmayacağız.' Anayasa diyor yapılır, Tayyip Bey

Hani anayasaya uymayacaktı? Peki anayasa madde 78 mi? Bir madde geri gidiyorum, bir madde geriye gidiyorum. Anayasa 78 'yapılır' derken, 'yapılmaz' diyene soruyorum; 77 ne diyor?

'Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri beş yılda bir yapılır. Birinci turda gerekli oy alınamazsa ikinci oylama yapılır.'

Beyefendi, sen anayasa burada 'yapılır' deyince 'yapmayacağım' diyorsan, burada 'yapılır' deyince beş yıl sonunda o seçimler nasıl olacak? Beş yılda bir yapılır denen Cumhurbaşkanlığı seçimi yapılacak, milletvekilliği seçimi yapılacak; orada şüphe yok, burada mı şüphe var? Burada şüphe yok. Buradan bütün basın mensuplarına söylüyorum, bilhassa havuz medyasına söylüyorum; tartışacaksanız doğru yerden tartışın.

Anayasada 'yapılır' diyen bir seçim; Cumhurbaşkanı korkuyor diye, Tayyip Bey 'Kastamonu’da belediye gitti şimdi ikinci bir yenilgi' diye, 'Afyon’da CHP %50 oy aldı nasıl gideyim seçime' diye, 'Hatay’da seçilmiş adam var onu getirip yemin mi ettireceğiz bir daha seçime mi sokturacağız, bir daha gireceğim derse aday olamazsın vekilsin diyeceğiz, seçime sokmazsak nasıl getireceğiz... Yaşar ne yaşar ne yaşamaz mısınız diyeceğiz Can Atalay’a mesela.' Bu soruların cevabını bu ülkeyi yönetenler veremez hale gelmiş.

Murat Kurum istifa etti İstanbul 1, Sırrı Süreyya rahmetli oldu İstanbul 1. İstanbul 1 diyor ki; 'boşalan ikinin yerine milletvekili getir, benim milletimin vekilini getir.'

Soruyorum ya, soruyorum; Tunceli'de bir milletvekili var, boşalsa 90 gün sonra seçim, boş kalamaz çünkü seçen seçmiş. E Artvin'de iki var, boşalsa seçmenin yarısının seçtiği yok, senin keyfine nasıl kalabilir? Geçmiş dönemde kısaltıp da kendi yaptığın yanlıştan yapılamayan ara seçimi bu dönemde kaçıramazsın.

Buradan iddiam şudur: Bu ara seçim yapılacak! Yapılmasına görevi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı da görevini yapacak, komisyon da yapacak, genel kurul da yapacak. Ya da AK Parti; ara seçimden kaçan, sandıktan korkan; Afyon’un, Kastamonu’nun, İstanbul’un, Kocaeli’nin, Hatay’ın karşısına çıkamayan, milletten kaçan korkaklar olarak tarihe geçecek! Hodri meydan! Haydi bakalım!

Bu ara seçim, bu ara seçim erken seçimi getirecek! Bu ara seçim ya yapılacak ya korkaklar tarihe yazılacak! Hodri meydan!"

Türkiye Haberleri