Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Karabük’ün Albay Karaoğlanoğlu Caddesi’nde düzenlenen 107. "Millet İradesine Sahip Çıkıyor" mitinginde vatandaşlara seslendi. Mitingin ana gündem maddelerini derinleşen ekonomik kriz, eriyen emekli maaşları, taşeron işçilerin durumu ve Karabük'ün yıllardır süregelen yerel sorunları oluşturdu. İktidarın ekonomi politikalarını ve şehirden toplanan 11,5 milyar liralık vergiye karşılık yalnızca 1,5 milyar liralık yatırım yapılmasını sert bir dille eleştiren Özel, Türkiye'nin 'vasata ve yoksulluğa' razı edildiğini belirterek, artık iyileştirme değil doğrudan erken seçim istediklerini vurguladı.
Özellikle emeklilerin yaşadığı geçim sıkıntısına ve Kardemir'deki vagon işçilerinin kadro beklentisine dikkat çeken Özel, partisinin iktidar planlarını meydandaki kalabalıkla paylaştı. CHP iktidarının ilk 100 gününde en düşük emekli maaşının asgari ücret seviyesine çıkarılacağının ve kamudaki tüm taşeron işçilere kadro verileceğinin sözünü veren CHP lideri, iktidarın enflasyon oyunlarıyla halkın cebinden çaldığını ifade etti. Umutsuzluğa kapılmamaları yönünde vatandaşlara seslenen Özel, kaybedilen hakların ancak seçimle geri alınabileceğini belirterek, "Sandık gelecek, bu meydan sandığa koşacak, hakkını söke söke geri alacak" ifadeleriyle iktidar yürüyüşü mesajı verdi.
Özel'in açıklamalarından öne çıkanlar:
Bugün buraya mücadeleyi Karabük'ten büyütmeye geldik. Karabük'ün vicdanına sığınmaya geldik. Bugün burada bir miting yapmaya değil; seçme hakkımıza sahip çıkmak için, Cumhurbaşkanı adayımıza sahip çıkmak için, sandığa sahip çıkmak için, demokrasiye sahip çıkmak için 107. kez eylem yapmaya geldik, eylem yapmaya.
Karabük'ün çelik gibi bükülmez iradesine sığınmaya geldik. Darbeciler bu meydana baksınlar, bu meydanı görsünler. Karabük'te ateş yanmıştır, çelik suyla buluşmuştur artık.
"KUSUR VARSA KENDİMİZDE ARADIK"
1977'den beri Karabük'te birinci parti değiliz. Son seçimlerde, son yerel seçimlerde merkez ilçede 6 bin 700 oy aldık. Ama Karabük'e küsmedik. Umudu kesmedik. Sırt dönmedik. Bu iradeyi küçümsemedik. Kimi seçiyorsa saygı duyduk, kusur varsa kendimizde aradık.
Ve bugün burada ilçe başkanlarımızla, il başkanlarımızla, güçlü örgütümüzle, milletvekilimizle, belediye başkanımızla birlikte bu meydanda birlikteyiz. Ancak sadece Cumhuriyet Halk Partililerle değil, Karabük'ün bütün demokratlarıyla birlikteyiz. Selam olsun Karabük'ün tüm demokratlarına!
"TÜRKİYE İTTİFAKI RENKLERİNİ O BAYRAKTAN ALIR"
Bizi ayakta tutan, ellerinizdeki ay yıldızlı al bayraklardır. Türkiye İttifakı renklerini o bayraktan alır. Türkiye İttifakı; Milli Takım kazanınca sevinen, Filenin Sultanları ile birlikte gözyaşı döken, dünyanın öbür ucundaki güreşçinin zaferiyle ayağa kalkan kim varsa Türkiye İttifakı'ndadır. Bizim gönlümüz onlarla birliktedir.
Kim bu ülkede bu ülkenin sınırlarına, kurucularına, bayrağına, toprağına saygılıdır; bizim için hiç uzakta değildir. Biz son dönemde yapılan saldırılarda bir partiyi değil, bir ülkeyi savunuyoruz. Bir ülkenin demokrasiyle yönetilmesini savunuyoruz. Seçme ve seçilme hakkını, yani patronun millet olmasını, onun seçtiğinin gelmesini, 'kal' dedikçe kalmasını, 'git' deyince gitmeyi bilmesini savunuyoruz. Onun için Karabük'ün tüm kararlarına sonuna kadar sahip çıkıyor, bizden seçtikleri için milletvekilimiz Cevdet Akay için, Safranbolu Belediye Başkanımız Elif Köse için Karabük'e yürekten teşekkür ediyoruz.
Ayrıca organizasyonun ev sahipliğinde emek verenlere, yani baba ocağını bekleyenlere, bacası tütsün diye odun çekenlere, sabah kalkıp çayı koyanlara, kapıyı açık tutanlara, İl Başkanımız Vedat Yaşar'ın şahsında teşekkür ediyorum.
"BABA OCAĞININ TAPUSU BİR KİŞİYE KAYITLIDIR O DA GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'TÜR"
Cumhuriyet Halk Partisi baba ocağıdır. Herkes baba ocağına doğar. Sonra kimi orada kalır, kimi başka yeri arar. Kimi uzakta, ırakta oturur, kimi yakında. Kimi daha büyüğünü arar, kimi daha küçüğüne razı olur. Ama kimin ki huzuru bozulur, bilir orada bir baba ocağı vardır. Kapısı açık, çayı demli, çorbası sıcak, bacası tüten bir baba ocağı. O baba ocağının kapısı sonuna kadar açıktır. Zira o baba ocağının tapusu ne bendedir, ne bizdedir, hiç kimsede de değildir. O baba ocağının tapusu bir kişiye kayıtlıdır; o da Gazi Mustafa Kemal Atatürk'tür.
Onun için Atatürk'ümüzle derdi olmayan, bayrağımızla derdi olmayan, Cumhuriyet'le derdi olmayan herkesle birlikte olmaya, yan yana durmaya, kol kola yürümeye kararlıyız. Gün demokratların, cumhuriyetçilerin, milliyetçilerin, Atatürkçülerin birbiriyle didişme, mücadele etme değil; gün onun emaneti sandığa ve Cumhuriyete sahip çıkma günüdür. O yüzden biz bu ülkenin bütün demokratlarıyla birlikte bir büyük yürüyüşü, bir iktidar yürüyüşünü yüz yıl sonra bir kez daha herkesin yüzünü güldürecek, kimsesizlere sahip çıkacak, kimseyi geride bırakmayacak, hep birlikte çalışacak, çok çalışacak, kazanacak, kalkınacak, hakça bölüşecek, kimsenin kimseyi ezmediği, hiçbir ailenin imtiyazlı olmadığı bir halkçı düzeni yüz yıl sonra bir kez daha hep birlikte getireceğiz. Bunu hep birlikte başaracağız.
"ELİF KÖSE'YE YÜREKTEN TEŞEKKÜR EDİYORUM"
Hemen yanı başımızda Safranbolu ilçemiz var. 2019'dan beri iki dönemdir Elif Köse Başkanımız Safranbolu'yu kazanıyor. Ona Safranbolulular güveniyor, o da güveni boşa çıkarmıyor. İlk seçildiğinde ittifakla yüzde 42 ile seçilmişti, bu kez ittifak olamadı ama iki kişiden birinin oyunu aldı. Tüm zorluklara, tüm engellemelere rağmen Safranbolu'da bir Cumhuriyet kadını tarih yazıyor. Onunla gurur duyuyoruz. Partimiz adına Safranbolu'ya hem teşekkür ediyor hem de onun hizmetleriyle gururlanıyoruz.
Önümde 7 yıldır yaptıklarıyla ilgili uzun bir liste var. Buradan canlı yayınlar varken, Türkiye'nin gözü kulağı buradayken, bir Cumhuriyet kadını, bir sosyal demokrat belediye başkanı tüm zorluklara rağmen neler yapabiliyor belli satır başlarını hatırlatmak istiyorum. Öncelikle Safranbolu Belediyesi'ni ilk kazandığımızda siz biliyorsunuz, borcun gelire oranı yüzde 74'tü. Gelirin yüzde 74'ü kadar borç vardı. Yedi yıl geçti, borcun gelire oranı yüzde 4'e indi. Yüzde 74'ten yüzde 4'e indi. Bu müthiş bir başarı. Hiçbir şey yapmasan bu rakamlar olmaz.
Ama bakın, borcu yüzde 74'ten yüzde 4'e indirirken ne yapmış Elif Başkan? Kent lokantası açmış, kreş açmış, engelsiz kafe açmış. Kadın dayanışma merkezi, aktif yaş alma merkezi, hanım evlerini şehre kazandırmış. Safranbolu Belediyesi'nin sosyal tesislerinden özel firmaları çıkarmış, kendisi en uygun fiyatlara işletmiş; hem vatandaş hem misafirler memnun kalmış, hem belediye para kazanmış. Kadın el emeği ve kadın üretici pazarlarını kurmuş. Ata tohumuyla üretim yapıp uygun fiyatlara bu ürünleri satışa sunmuş. Belediyede asfalt üretmiş, 250 milyon lira sadece asfalttan tasarruf etmiş. Peyzaj çiçeklerini belediye bünyesinde üretmeye başlamış, ihaleyle ondan bundan çiçek, fide almamış; burada üretmiş, burada kullanmış. Taş ocağı açmış, ilçenin parasını taş ocaklarına ödememiş. Mobilya atölyesini açmış, kent mobilyalarını kendi üretmiş. 22 kilometre su, 8 kilometre kanalizasyon, 3 kilometre yağmur suyu hattını baştan aşağıya yenilemiş. 8 tane halk otobüsü almış, hibrit otobüslerle hem çevreci hem halkçı bir hizmeti başlatmış. Dikim evi kurmuş, ne için? Belediyenin çalışanlarının personel kıyafetleri için. Sonra başka belediyelere de yapmaya başlamış, sonra özel şirketler sipariş vermiş onları yapmaya başlamış.
Yani 7 yılda borcu yüzde 74'ten 4'e indirirken Safranbolu'da yapılmadık bir şey bırakmamış. İşte Cumhuriyet kadınına, Atatürk'ün evladına, bu partinin gururu Elif Köse'ye yürekten teşekkür ediyorum. Yürekten teşekkür ediyorum.
Ve buradan hani diyorlar ya 'silkeleyin, çalışamasınlar.' Bakın başardı, onlar silkeleyemedi. Ben elinden tutup önünüzde gösteriyorum. Helal olsun ona, helal olsun!
"KARABÜK'ÜN HAKKINA KAPKAÇ YAPMIŞLAR"
Tabii burada bütün sorunlarınızı dile getiren değerli milletvekilimiz Cevdet Akay burada, il başkanımız, yöneticilerimiz burada. Bunlar Karabük'e, Safranbolu'ya, tüm ilçelerimize yüzlerini dönenler. Bir de sizden oy alıp ama sonra gidip Karabük'e sırtını dönen ve Karabük'ün beklentilerini boşa çıkaranlar var.
Buraya gelirken şöyle bir baktım, 'Ne oluyor Karabük'te?' diye. İktidar geliyor, Türkiye 60 milyondan, 62 milyondan 86 milyona gidiyor; Karabük'ün il nüfusu yerinde sayıyor. Karabük merkez ilçe dahi kaybediyor. Emekli nüfus artıyor, öğrenci var ama Karabük gitgide küçülüyor. 3 milletvekili varken 2 milletvekili çıkaran küçük illerin arasına gidiyor Karabük. Ve baktım, Karabük ne yapmış, Karabük'e ne yapmışlar? Karabük geçen sene 11,5 milyar lira vergi vermiş. Bekliyorsun ki buna yakın, bunun üstünde bir hizmet alsın, bir yatırım alsın. Gördüklerime göre Karabük, küçülen, kaderine terk edilen, büyümesi bir yana küçülmesi için gayret edilen illerden biri. Rakama bakın: Bu şehirden 11,5 milyar lira vergi toplamışlar, bu şehre 1,5 milyar lira (1.6 milyar lira) yatırım bütçesi ayırmışlar. Böyle insafsızlık olmaz, böyle haksızlık olmaz! Adeta Karabük'ten kepçeyle toplayıp çay kaşığıyla veriyorlar. Karabük'ün rakamlarına baktığınızda 11,5 milyar vergi toplayacaksın, sonra 1,5 milyarı burada bırakıp 10 milyarına kapkaç yapacaksın. Karabük'ün emeği, Karabük'ün üretimi, Karabük'ün vergisi, Karabük'ün hakkına kapkaç yapmışlar. Alıp da kaçmışlar.
"HIZLI TRENLERİN YAYINI İNGİLİZ FİRMASINDAN ALAN BİR AKIL YÖNETİYOR ÜLKEYİ"
Bu yüzden buradan açıkça söylüyorum: Bu Cumhuriyetin kurucusu, partimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk çok önem verdi bu şehre. Onun talimatıyla rahmetli İnönü 1937'de Kardemir'in temelini attı, 1939'da Kardemir çalışmaya başladı. Karabük, 'fabrikalar kuran fabrika' olarak kuruldu. Çok basit bir örnek, ben bunu Cevdet Bey'den Meclis'te duydum. Ve aklım almadı, inanamadım, 'Doğru mu?' dedim, 'Bir yanlışlık olmasın?' dedim. Karabük Demir Çelik Fabrikası (Kardemir) dünyanın en kaliteli çeliğini, dünyanın en kaliteli tren yaylarını üretiyor. Doğru mu? Türkiye çok gecikmeli olarak hızlı trenler yapıyor. Hızlı tren ihaleleri veriyor. Verilen ihalelerde hızlı trenlerin rayları Karabük'ten değil, İngiliz firması British Steel'den, İngiliz çelik firmasından alınıyor. Öyle yazıyorlar. Bu British Steel dedikleri firma zordaydı, batıyordu; bizimkilerin gayretiyle ayağa kaldırdılar. Kardemir dünyanın en iyi tren yaylarını üretecek durumda ama hızlı trenlerin yayını İngiliz firmasından alan bir akıl yönetiyor ülkeyi.
"CUMHURİYET HALK PARTİSİ BÜTÜN İŞÇİLERİMİZE KADRO VERECEK"
Ve maalesef Kardemir'de vagon işçileri var. Burada mı vagon işçileri? Bak, vagon işçileri var orada. Kardemir'de iki tür işçi var: Bir kadroda olan işçiler, bir de taşeronda olan işçiler. Güya taşerona kadro verildi ama vagon işi ağır iş, zor iş. Bu işleri taşerona vermişler. Orada zor şartlarda, ağır işlerde emekleri sömürülen arkadaşlarımız var. Buradan, Karabük'ten, bu meydandan 3 Mayıs 2024 günü kayda geçiriyorum: O sandık gelecek, bu iktidar değişecek, Cumhuriyet Halk Partisi bütün işçilerimize kadro verecek! Söz veriyoruz! Türkiye'de kamuda çalışan ve taşeron marifetiyle emeği sömrülen kim varsa, geçtiğimiz seçimlerde söz verilip de kandırılan kamudaki tüm taşeronlara sesleniyorum: Sandığı bekleyin, sandığı isteyin, iktidarı değiştirin, kadroyu bileğinizin hakkıyla siz alın!
"MADENLERE KARŞI DEĞİLİZ AMA VAHŞİ MADENCİLİĞE KARŞIYIZ"
Tabii Karabük'ün sorunu, derdi deyince... Bir yandan Türkiye'de yüzde 65'lik orman oranıyla, yüzölçümü olarak, yüzdesel olarak en fazla ormanı olan ikinci şehri. Ama maalesef Eflani'de, Ovacık'ta ve Safranbolu'da 5 maden ruhsatıyla ve 7200 futbol sahası büyüklüğünde yeri madenlere açarak hem büyük bir çevre katliamı yapılıyor hem de Karabük gibi bir yerde ormanlar katlediliyor. Bu konuya dikkat çekiyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi olarak özellikle Karadeniz'e sesleniyorum. Bu iktidarın son iki yılına girmişken -en fazla yani kaçsa kaçsa, 2 yıl sonra, 15 gün kalmış oluyor seçime. Bugün 3 Mayıs, seçimler 2 yıl sonra en geç 14 Mayıs'ın olduğu hafta yapılmak zorunda- ve birileri giderayak Karadeniz'i, özellikle Ordu'yu, Giresun'u ve Karabük'ü inanılmaz bir madencilerin talanına açmış durumda. Buradan AK Parti'ye, MHP'ye geçmişte oy vermiş, gönül vermiş bütün vatandaşlarımıza sesleniyorum: Bu ormanlar giderse geri gelmez! Siyanürlü altın araması, zaten yüksek olan kanser oranlarını iyice yukarıya tırmandırır. 'Bakır' diyorlar, altına çeviriyorlar; bakır da olsa altın da olsa fark etmez. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak madenlere karşı değiliz ama vahşi madenciliğe, özellikle orman katliamıyla Karadeniz'de yapılmaya çalışılan vahşi madenciliğe karşıyız. Ve hangi siyasi görüşten olursa olsun tüm Karabüklüleri vahşi madenciliğe karşı ayağa kalkmaya ve mücadeleye davet ediyorum!
"SAFRANBOLU VE KARABÜK'ÜN BÖLGENİN PARLAYAN YILDIZI OLMASI İÇİN SEFERBERLİK İLAN EDECEĞİZ"
Bir zamanlar yol yapmakla övünen bu iktidar, Karabük'te bu konuda da sınıfta kalmış. Yolların yüzde 66'sı mıcırlı yol. Yenice'ye giden 18 tünele Karabüklüler 'ölüm yolu' adını takmışlar. Kardemir ve Filyos Limanı'nın önemi ortada ama hâlâ daha duble yol yok. UNESCO markası Dünya Mirası Safranbolu'yu Karadeniz'e bağlayan Bartın yolu tek şeritli, keskin virajlı ve çok tehlikeli. En yakın havalimanı 100 kilometre uzakta. Demiryolu ağları yetersiz. UNESCO Safranbolu'yu görüyor, Ankara burnunun dibindeki Safranbolu'yu görmezden geliyor. Bunun için Karabük'e hem havalimanı yatırımı, hem hızlı tren yatırımı, hem yolların duble yol olması ve güvenli bir hale gelmesi için; Safranbolu ve Karabük'ün bölgenin parlayan yıldızı olması için seferberlik ilan edeceğiz.
"DEVLET HASTANESİ YOK"
Karabük'te şu anda... Okudum, inanamadım, sordum; devlet hastanesi yok. Devlet hastanenizi 2012 yılında yıkmışlar. 2015'te de 5.000 Evler'deki Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi'ni yıkmışlar. Yıllar geçmiş, yenisi yapılmamış. Kronik hastalıklar, bilhassa kanser hastaları Ankara yollarında helak oluyor.
2017'de Eskipazar'a bir hastane yapmışlar, yanlış zemin etüdü yüzünden 2019'da kullanılamaz hale gelmiş. 154 milyon lira çöpe gitmiş. Yenisi için 311 milyon liralık yeni bir ihale yapılması gündemde.
Ovacık'ta 2020'de 10 milyon liraya hastanenin yapımına başlanmış. Dört yıl içinde ihaleyi yapan firma yapamamış bırakmış, şimdi 85 milyon liraya yeniden hastanenin yapılması için ihale yapılmış.
"BUNLARIN ASLA KABUL EDİLEBİLİR BİR TARAFI YOKTUR"
Yani hem hizmet aksıyor hem de ayrılan... yani 11 buçuk milyon... milyar vergi vereceksin, bunun bir buçuğu buraya kalacak, onu da böyle yalan yanlış işlerle çarçur edeceksin. Bunların asla ve asla kabul edilebilir bir tarafı yoktur.
Ayrıca Karabük... başlıca geçim kaynağı ormancılık. Dedim ya, yüzde 65'i orman bu şehrin. Ama en çok da ormancılar dertli, orman köylüleri dertli. Maliyetler artmış, üç yıl önceki fiyatlara kesim yapılıyor. Güvensiz, güvencesiz koşullarda yaşam mücadelesi veriyorlar. Yollar kötü, haberleşme sorunları var. Yaz geliyor, yine orman yangınları hayatı tehdit edecek.
İnşallah iktidar olacağız, Karabük'ün sorunlarını da ormancıların sorunlarını da hep beraber çözeceğiz. Bir Cumhuriyet şehrini, Cumhuriyet'e yakışır, o şehirde yaşayan insanlara yakışır en güzel şekle, en iyi şekle getireceğiz.
"KARDEMİR İŞÇİSİNDEN SONRA İKİNCİ SÖZÜMÜZ DE ORMAN KÖYLÜLERİNE OLSUN"
Karabük için şunu söyleyelim; 2831 kooperatif var Türkiye'de. 278.000 ormancı, orman köylüsü bu orman kooperatifleri birliğine bağlı kooperatiflere üye. 1 milyon 150 bin kişinin yaşamını, geçimini ilgilendiren bir mesele. Ve orman köylüsünün önemi, ormanın sağlığı için, orman yangınlarının önlenmesi için, ülke ekonomisi, şehir ekonomisi için fevkalade.
O yüzden orman köylüleri için yepyeni bir modelle kooperatiflerin desteklenmesi, öyle dışarıdan gelen zengin şirketlere ihaleyle kesim işleri verilip köylünün işçileştirilmesi değil; kendi sorumluluk alanlarında yangınla mücadele etmesi, gençleştirme, budama işlerinin yapılması, her türlü sanayi ormancılığı için görevin üstlenilmesi için orman köylülerine yepyeni bir kanunla yepyeni bir sayfa açacağız. Karabük'ten, Kardemir işçisinden sonra ikinci sözümüz de orman köylülerine olsun. Sizi seviyoruz, değerinizi biliyoruz!
"EMEKLİNİN TOPLAMINI YOKSULLUK SINIRININ ALTINDA TUTAN DÜZEN KURDULAR"
Düşünün, bu iktidar, bu iktidar öyle bir iktidar ki, açlık sınırı 35 bin lira, emekliye 20 bin lira veriyor. İki emekli bir araya gelse açlığı ancak geçiyor. Beş emekli bir araya gelse yoksulluktan kurtulamıyor. Beş emekli Ziraat Bankası'na gidecekler, kartı sokacaklar, beşi de emekli maaşını çekecek, aralarında kura çekip bütün maaşları birine verecek, öbür dört tanesi açlıktan ölecek, yine de o kişi insanca, yoksulluktan kurtulacak bir maaş alamıyor. Beş emeklinin toplamını yoksulluk sınırının altında tutan, iki emeklinin bir araya gelse açlıktan kurtulamadığı bir düzen kurdular.
"İLK GELDİĞİMİZDE 100 GÜN İÇİNDE EN DÜŞÜK EMEKLİ MAAŞI BİR ASGARİ ÜCRETE ÇIKARILACAK"
Birazdan söyleyeceğim yapacaklarımız içinde ama emekliler için en önemli, en önemli vaadimiz... Emekliler için en önemli vaadimiz şudur: Cumhuriyet Halk Partisi'nin iktidarında, ilk yıl, ilk geldiğimizde 100 gün içinde en düşük emekli maaşı bir asgari ücrete çıkarılacak.
"AK PARTİ'NİN İKTİDARDA KALMASININ MALİYETİ 42'DEN 20'YE DÜŞÜŞ"
Bugün için bu önemli bir vaat ya da gerçekleştirilmesi zor bir vaat olarak görünüyor. Hiç öyle değil. Bu ülkede en büyük sorun şu; vasata, kötüye razı edilmek ve bunu kabullenmek. Ne münasebet kabulleniyoruz? Hangisi yaşam koşullarından, lüksünden taviz veriyor da emekli versin? Niçin emekliden isteniyor? Bu iktidar geldiğinde, 3 Kasım 2002 günü en düşük emekli maaşı 1 de değil, 1,5 asgari ücretti. Beğenmedikleri Ecevit'in üçlü koalisyon hükümeti görevi bunlara verirken en düşük emekli maaşı 1,5 asgari ücretti. Bugün beğenmediğimiz 28 bin liradan hesaplayın asgari ücreti, bugünkü parayla 42 bin lira emekliler maaş alıyordu. Sadece AK Parti'nin iktidarda kalmasının maliyeti 42'den 20'ye düşüş. Kaldı ki biz asgari ücret olarak 28 değil 39 bin lirayı hesapladık, öneriyoruz. Öyle olduğunda en düşük emekli maaşının 57 bin lira olması lazım. Bugün bakınca imkansız gibi geliyor ama bu iktidardan hemen önce öyleydi.
"SANDIK GELECEK BU MEYDAN SANDIĞA KOŞACAK"
Emeklilere hatırlatırım, bu iktidar geldiği gün, şimdi 42 bin'e çok, 57 bin'e imkansız diye düşünenlere hatırlatırım; bu iktidar geldiğinde en düşük emekli maaşı 8 çeyrek altın alıyordu. Bugünkü parayla 80 bin lira. Bugün en düşük emekli maaşı 2 çeyrek altın alamıyor. Bu ülke, dünya emeklilerine kalkınmadan pay verirken, refah payı verirken, refah payını kalkınmanın üstünde verirken, bu ülke çeşitli oyunlarla, enflasyon oyunlarıyla sürekli emekliden çalıyor. Onun için, öyle imkansızı söylemiyoruz. Sandık gelecek, bu meydan sandığa koşacak, hakkını söke söke geri alacak.
"EMEKLİ DE HAKKINI ALIR, EMEKÇİ DE HAKKINI ALIR
Buradan beni televizyonundan dinleyen ya da bu meydana gelmese de hemen meydanın etrafında kulak kabartan, yıllarca da oyunu AK Parti'ye vermiş olan bir emekliyi hatırlatıyorum. Bugün gitsen, bir kuyumcudan bir çeyrek altın alsan, o çeyrek altını cebine katsan ya da çantana koysan, eve gitsen bir baksan çeyrek altın yok. Deli çıkar insan doğru değil mi? Hemen kalkar yürüdüğü yollara bakar. Çünkü bir şey nerede yitirildiyse orada bulunur. Bakın, bir çeyrek altın değil, ayda altı çeyrek altın! Bir sefer değil, her ay! Bir kişi değil, her emekli kaybediyor! Bir şey kaybedildiyse, nerede kaybedildiyse orada bulunur. Doğru mu? Biz nerede kaybettik altı çeyrek altını? Seçim sandığında. 3 Kasım günü kaybettiklerimizi, kurulacak ilk sandıkta geri almaya hazır mıyız? Emekliler hazır mı? İşte bu kararlılık olursa her şey olur. Emekli de hakkını alır, emekçi de hakkını alır.
"HERKES EN AŞAĞIDA BİRLEŞMİŞ"
İki husus var. Bir: En düşük emekli maaşı eskiden ortalama emekli maaşının yarısıydı. Bugün ortalama emekli maaşı 23 bin lira. Yani bütün emeklilere söylüyorum; AK Parti sizi boş bir kutu kola kutusu gibi ezip, ezip, ezip en aşağıya yaklaştırmış, en aşağıya. Eskiden ortalama emekli maaşı en düşüğün iki katına yakın veya en azından yüzde 50'si yani 20 ise 30 iken, 23'e gelmiş. Herkes en aşağıda birleşmiş.
"KOBİ'Yİ YA DA ÇALIŞANLA KÜÇÜK ESNAFI BİRBİRİYLE MENFAATLERİ ÇELİŞİYOR GİBİ GÖSTERİRSENİZ BU İŞTE İŞ BİLMEMEZLİKTİR"
İkinci husus asgari ücret. 28 bin lira asgari ücret. Öyle berbat bir ülkede, öyle zor şartlardayız ki asgari ücret alan için çok düşük, veren için yüksek kalıyor. Sebep? Devlet aradaki sorumluluğunu unutuyor. Biz asgari ücrete 39 bin lira derken aradaki 11 bin liralık farkın küçük esnaf için ve KOBİ'ler için, ayrıca tekstil gibi kritik sektörler için devletin yapacağı sosyal güvenlik primi desteklemesiyle karşılanmasını önermiştik. Yani, KOBİ'de çalışırken işçi "Ya 28 değil 39 bin lira alacağım ama patron bunu veremez batar" diye düşünmeyecek. Orada devlet aldığı sosyal güvenlik primi farkından fedakarlık edecek, destekleme yapacak, böylece asgari ücret alan için 39 bin olurken, veren için 28 bin liralık yükte olacak. Bunu yapmazsanız, sen çalışanla KOBİ'yi ya da çalışanla küçük esnafı birbiriyle menfaatleri çelişiyor gibi gösterirseniz bu işte iş bilmemezliktir, liyakatsizliktir.
"REFAH TAVANA DEĞİL TABANA YAYILACAK"
Cumhuriyet Halk Partisi'nin hem Merkez Yönetim Kurulu'nda hem Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi'nde birbirinden kıymetli 11 ekonomistten oluşan Ekonomi Eşgüdüm Konseyi, İran savaşı çıktığında nasıl ÖTV'yi önerip de büyük şoku hiç olmazsa bir süreliğine durduracak öneriyi yaptıysa, burada da KOBİ'yi kollayarak yüksek asgari ücretteki artışın yüksek maliyet olarak dönmesini engelleyerek ortaya yeni ve işçiye de patrona da zarar vermeyecek bir model geliştirdiler.
Cumhuriyet Halk Partisi'nin en temel yaklaşımı doğru bir kalkınma hamlesidir. Biz bu ülkeyi 100 yıl önce işgalden kurtardık ama ardından büyük bir kalkınma hamlesi başlattık. Atatürk'ün daha sonra marşa da geçen "10 yılda 15 milyon her yaştan genç" dediği de budur. Eğitimle her yaştan genç yaratmaktır. Demir ağlarla örmektir. Sata sata bitiremedikleri en iyi örneklerinden biri Kardemir olan ama Türkiye'de Sümerbanklardan başlayın da ta Türkiye'nin o günden bugüne yapılmış bütün KİT yatırımlarına, yüzde 89'unu bunlar özelleştirdi. Özelleştirme parasını da faizcilere kaptırdılar.
Yani iyi bir dedenin, çalışkan bir babanın bıraktığını birkaç yılda çarçur eden hayırsız evlat gibi Cumhuriyet'in bütün kazanımlarını şeker fabrikalarıyla, Sümerbank basma fabrikalarıyla, özelleştirdikleri limanlarıyla, özelleştirdikleri petrol işleme üniteleriyle, rafinerileriyle, maalesef Türk Telekom'uyla hepsini berbat ettiler. Şimdi yeni bir kalkınma hamlesi gelecek. Hem kadın istihdamını arttıran 'Mor Dönüşüm'le, hem dünyanın yürüdüğü desteklediği 'Yeşil Dönüşüm', yeşil ekonomiyle, yüksek katma değerli ürünlerin üretimiyle, doğru stratejilerle hem ülke birlikte kalkınacak ama kazanırken doğru bir vergi sistemiyle de vergi tabana değil tavana, refah tavana değil tabana yayılacak.
Cumhuriyet Halk Partisi'nin yönetim anlayışı budur. Dünyadaki sol, sosyal demokrat, şimdi ülkelerindeki emeklilerin, emekçilerin yüzünü güldüren akrabalarımız dünyada ne yaptıysa, neyi başardıysa onu başaracağız. Yüzyıl önce nasıl yola çıktıysak, nasıl 'köylü milletin efendisidir' dediysek, nasıl emeğin en yüce değer olduğunu kabul ettiysek, nasıl herkesin karnını doyurduk, hastalıkları bitirip istihdamı yarattıysak, yüz yıl sonra aynı mucizeyi bir kez daha hep birlikte başaracağız. Hep birlikte!
"İNSANINI SEVEN BİR ANLAYIŞLA BİR KEZ DAHA BU MİLLETİ AYAĞA KALDIRMAYA GELİYORUZ"
Bugün Türkiye'de işsizlikte, yoksullukta, enflasyonda, faizde ve gelir adaletsizliğinde Avrupa birincisiyiz. Bu utanç verici bir tablodur. Üç tarafı dünyanın en güzel denizleriyle çevrili, toprağın altı değerli, üstü değerli; genç nüfusuyla, turizmiyle, tarihiyle, bulunduğu lojistik avantajlarla, jeopolitik üstünlüklerle Avrupa'da Almanya'nın, Fransa'nın rakibi olacak bir ekonomi olacakken, bütün Avrupa'nın gerisine düşmek asla ve asla kabul edilemez. Bu artık beceriksizlikten ötedir, bu kötü niyettir. Bu, Anadolu'nun, Trakya'nın evlatlarını sömürüye açmak, topraklarını talana açmaktır. Cumhuriyet Halk Partisi olarak toprağın da, ülkenin de, emeğin de değerini bilen, insanını seven bir anlayışla bir kez daha bu milleti ayağa kaldırmaya geliyoruz!
"BÜTÜN EMEKÇİLERİN AYAĞA KALKMASI VE BU MEYDANLARI, BU SOKAKLARI BU İKTİDARA DAR ETMESİ GEREKMEKTEDİR"
Üç ayda yüzde 10 enflasyon olmuş. Altı ayda bütün hedefler, bir yıllık hedefler altı ayda tarumar olacak. Bir yandan mazota zam, elektriğe zam, doğalgaza zam, ekmeğe zam, ete zam, meyveye zam; öbür tarafta maaşlar olduğu yerde duracak. Buradan, buradan bütün emeklilere de, bütün emekçilere de sesleniyorum: Mutlaka ve mutlaka gerçek enflasyon rakamları hesaplanarak doğru bir zamla ara zam yapılmalıdır. Aksi takdirde bütün emeklilerin, bütün emekçilerin ayağa kalkması ve bu meydanları, bu sokakları bu iktidara dar etmesi gerekmektedir.
Onun için AK Parti'den ne maaşa zam istiyoruz, ne iyileştirme istiyoruz. Hepsini kendi kendimize yapmak için biz artık seçim istiyoruz, sandık istiyoruz!
Şunu söyleyeyim, Karabük'te gelip de meydana sığmayacak da böyle aşağılara kadar uzanacak bir kalabalığı gördük ya, olmuş bu iş. Olmuş bu iş! Normal şartlarda biletsizlere el sallamıyorum ama yer kalmamış ne yapacaksın, sen de haklısın. O ta arkadan bakanlar var, en arka... Meydanda buluşamadık, sandıkta buluşacak mıyız? Bir göreyim arka tarafı bir göreyim... Helal olsun hepinize.
Bu meydan çok kıymetli ama meydana giremeyen, girip de aramadan geçmeyen ama bu meydana kulak vermeden de edemeyen, uzaktan dinleyenler var. Onlara sesleniyorum: Elbette gençler diyor ki 'Gün gelecek, devran dönecek, AKP halka hesap verecek.' Bunu duyup da AKP'ye, MHP'ye daha önce oy vermiş kimse şöyle düşünmesin; 'Eyvah Cumhuriyet Halk Partisi gelirse bizden hesap soracak.'
"KUTUPLAŞTIRMAYA DEĞİL, KUCAKLAŞTIRMAYA GELİYOR CUMHURİYET HALK PARTİSİ"
Vallahi biz, köyümüzde, beldemizde, ilçemizde düğünü AK Partililerle, MHP'lilerle beraber yapıyoruz. Cenazeyi birlikte kaldırıyoruz. Biz bu ülkeyi ayrıştıran, bölen değil, birleştiren Türkiye'nin kurucu iradesiyiz. Bundan önce kimseyi verdiği oydan, üye olduğu partiden sorumlu tutmayız. Devr-i sabık yaratmayız. Ama darbeciler var. Milletten seçimi kaçırmaya çalışanlar var. Ailelere, çocuklara el uzatanlar, her akşam televizyonda yayınlansın diye haysiyet cellatlığıyla yalan haberler yapanlar, iftira atanlar var. Korkacaksa onlar korksun, milletimizin içi rahat olsun. Kutuplaştırmaya değil, kucaklaştırmaya geliyor Cumhuriyet Halk Partisi!
"TRUMP'A AĞZINI AÇIP BİR ŞEY SÖYLEMİYOR"
Dün yine hepimizi kahreden, canını sıkan, hırslandıran bir şey yaşandı. Dış politikada ilkesiz, ekonomide beceriksiz, hukukta adaletsiz, yönetimde liyakatsiz bu iktidar gitti bir masaya oturdu biliyorsunuz. Gazze'de soykırım yapıyor Netanyahu, İsrail. Bunu... bunu biz kınıyoruz. Ama Netanyahu'ya Trump 'kahramanım' diyor. 'Savaş kahramanı' kendisi diyor. Erdoğan da zaman zaman ağız ucuyla Netanyahu'ya bir şey söylüyor ama Trump'a ağzını açıp bir şey söylemiyor.
"ERDOĞAN'IN DA HAKAN FİDAN'IN DA İMZASI"
Geçtiğimiz günlerde Gazze'ye yardım taşıyan Küresel Sumut Filosuna yine bir saldırı oldu. 20'si Türk, 175 kişiyi gözaltına aldı İsrail askerleri. Erdoğan bununla ilgili bir cümle kurmadı. Niye kurmadı? Çünkü Trump ve Netanyahu yönetimiyle sözde Gazze Barış Masasında oturuyor. Ve Sumut Filosuna yapılan saldırıyı değil, Gazze Barış Kurulu... bu kurulu biliyorsunuz değil mi?
Trump şöyle dedi ya; 'Haritayı gördüm, güzelmiş. Orada Filistinlilere yer yok. Onları etraftaki 5 ülkeye yollayacağım. Oraya oteller, casinolar yapacağım. Önünde de -Doğu Akdeniz'i diyor- petrol varmış, doğalgaz varmış onları da istiyorum' diyor. Ve bu söylediklerini çizdi. Böyle büyük oteller, casinolar, lüks yerler... ve oraya bir plan yaptı. Bu planı yayınladı ve Gazze Barış Kurulu diye bir şey kurdu. Dünyanın aklı başında, demokratik hiçbir lideri oraya gitmezken, örneğin dostumuz, canımız, İspanya Başbakanı Pedro Sanchez başta olmak üzere... bizimkiler koşa koşa gitti oturdu.
Biz dedik ki, 'Ya Filistin'in olmadığı masada ne işiniz var?' İsrail de yok dediler. İki gün kala Trump bir oldu bitti ile İsrail'i de oturttu. Bizim Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, son toplantıda İsrail Dışişleri Bakanı'yla ve Trump'ın adamlarıyla birlikte orada oturdu. Gazze'yi işgal masasında...
İşte o Gazze Barış Kurulu, Sumut Filosuna saldırı yapıldı ya, saldırıya bir şey demiyor. Filodaki insanlara 'gösteriş yapıyorsunuz' diyor. Destek paylaşımlarına 'iğrenç paylaşımlar' diyor. Ve bu açıklama Gazze Barış Kurulu adına yapılıyor. Ve o kurulda bulunduğu için, bu açıklamanın altında Türkiye'nin de, Erdoğan'ın da, Hakan Fidan'ın da imzası var. Biz açıklamayı kınıyoruz, bunlar açıklamanın sahibi olarak susuyorlar.
"ARTIK TRUMP'TAN KORKMA ALLAH'TAN KORK"
Buradan Erdoğan'ı bir kez daha uyarıyorum: Artık Trump'tan korkma, Allah'tan kork! Allah'tan kork!
Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanı, 3. Genel Başkanımız Bülent Ecevit nasıl Yaser Arafat'ın dimdik arkasında durduysa, biz de öyle Filistin'in arkasındayız!
Buradan bir kez de Karabük'ten söyleyeyim: Amerika'nın Dışişleri Bakanı, Erdoğan için "Trump'la beş dakika görüşmek için yalvarıyor" dedi. Türkiye'deki Amerikan Büyükelçisi Tom Barak dünya kadar saçma sapan laf etti ama "Trump akıllı adam, Erdoğan'a onda olmayan meşruiyeti veriyor, her şeyi alacak" dedi.
Biliyorsunuz uçak siparişini aldılar, 250 tane. Pahalı LNG siparişini, yani pahalı sıvılaştırılmış doğalgazı Türkiye'ye sattılar. Türkiye'den çeşit çeşit taviz aldılar. En çok da kıymetli nadir toprak elementleri için Erdoğan'la anlaşmayı yaptılar. Hemen üstüne gittik Eskişehir'de, kıymetli toprak elementleri, nadir toprak elementleri için protesto mitingini yaptık. Buna izin vermeyeceğimizi söyledik.
Barrack diyor ki, "Erdoğan'da meşruiyet yok, yani Türkiye'de desteği kalmadı. Ona destek verip ondan her şeyi alıyor Trump, akıllı adam" diyor. Geçen gün de çıkıp dediler ki, onlara göre dünyada hangi ülkeyi kimin yöneteceğine artık Amerika karar veriyor. Venezuela'da yaptılar, Suriye'de yaptılar, Irak'ta denediler çamura saplandılar. Şimdi Türkiye'de seçim gelecek, Erdoğan gidecek diye tutuyor, diyor ki "Buralarda demokrasi işlemiyor" diyor. "Bu topraklarda en iyisi meşruiyet, meşrutiyet" diyor. "Tek adam yönetimleri" diyor. "Demokrasiyi denedik buralarda olmuyor" diyor