Son Dakika | İBB Davası'nda bir itirafçı daha ifadesini geri çekti! Müvekkilim baskı altında savcılığa gitti

Son dakika haberi...İBB Davası'nda tutuklu yargılanan ve etkin pişmanlık hükümleri kapsamında 'itirafçı' olarak ifade veren sanık Vedat Şahin, "itirafçı"lıktan vazgeçti. Şahin'in avukatı, duruşmadaki beyanında müvekkilinin baskı altında savcılığa gittiğini söyleyerek, "Müvekkilimin iradesi fesada uğratılmış ve ifadeler o şekilde alınmıştır" dedi.

İBB Davası'nda etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan isimlerden biri daha ifadesini geri çekti.

Dosya kapsamında tutuklanan ve sanık Vedat Şahin'in avukat Muharrem Arık, bugün görülen İBB Davası'nın 14'üncü celsesinde söz alarak, müvekkilinin iradesinin fesada uğradığını dile getirdi.

Müvekkilinin baskı altında savcılığa başvurduğunu kaydeden avukat Arık, tek samimi ifadesinin, 22 Mart tarihli ifade olduğunu belirtti.

"MÜVEKKİLİMİN İRADESİ FESADA UĞRADI"

Avukat Muharrem Arık, şunları söyledi:

"Müvekkilimin emniyette ve savcılıkta toplamda dört ifadesi var. En samimi verdiği ifadeler emniyetteki ve savcılıktaki 22 Mart tarihli ifadeleridir. Diğer sanık müdafileri de bahsetti; cezaevindeyken kendisini ziyarete gelen bazı avukatlar, "şöyle ifade verirsen çıkarsın, hakkında şöyle suçlamalar var, buradan çıkamazsın" gibi söylemlerde bulunmuşlar. Bu detaylar cezaevi kayıtlarından da çıkacaktır.

Bu baskı ve psikolojiyle savcılığa gidiyor; savcı odasında da "hakkında şu kişi şöyle konuştu" denilerek müvekkilimin iradesi fesada uğratılmış ve ifadeler o şekilde alınmıştır. Gizlilik kararı kalktıktan sonra ise böyle bir suçlamanın olmadığını gördük. Biz bugün emniyette ve savcılıkta verilen ilk ifadeyi kabul ediyoruz.

"MÜVEKKİLİM AK PARTİLİ BELEDİYELERLE DE İŞ YAPTI"

Tahliyeye ilişkin beyanda bulunan avukat Muharrem Işık, savunma ve taleplerini 4 temel başlık halinde sunmak istediğini belirterek, şunları söyledi:

"Burada benim vurgu yapmak istediğim en önemli konulardan birisi... Şimdi birkaç görsel de göstermek istiyorum: Müvekkilimin iş portföyü içerisinde sadece kamu değil özel sektör de vardır. Kamunun içerisinde de X, Y, Z gibi spesifik bir iş alanı yoktur. Şimdi bu görselde Başakşehir Belediyesi'ne "İnovasyon" adlı bir projeye vermiş olduğu, yapmış olduğu bir sistemden görselini sunuyorum. Bu belediye AK Parti belediyesi. Bu işin yani bir parti işi olmadığını, nerede kendi alanına giren bir iş varsa onu almaya çalıştığını belirtmek için bu görseli gösteriyorum. Burada yine Adalar Belediyesi'nde yapmış olduğu bir işe yönelik bir görsel; 30 Ağustos 2024 Büyükada etkinliğinde kurmuş olduğu sistem. Birkaç tane daha göstereceğim: Bu 2024 Cumhuriyet Bayramı etkinliğinde Büyükşehir adına yapmış olduğu etkinlikte bir ses kurulum sistemi. Burada taşeron olarak bunu monte ediyor ve tamamlayarak teslimini yapıyor. Son olarak bir görsel daha göstereyim; bu da bir AK Parti belediyesine ait: Başakşehir Belediyesi cami açılışı 2024. Başakşehir Belediyesi'nden alınmış, taşeron olarak bu işi tamamlayıp tam bir şekilde teslimini yapmış. Yani dikkat edileceği üzere -ben bu görselleri ilerleyen aşamalarda bir sunum halinde dosyaya sunacağım- burada dikkat edilmesi gereken konu; sadece yapmış olduğumuz belediyedeki işler AK Parti'ye mahsus işler ya da CHP'ye mahsus işler olarak nitelendirilip tasnif yapılamaz.

"YAPILAN İŞLERİN BELGELENMESİ MÜMKÜN"

Mahkemenize sunulup kabul edilen iddianame; 7 bölüm, 143 eylemden müteşekkildir. Burada iddianamenin 5. bölümünde; 'Örgütün İBB'ye bağlı iştirakler marifetiyle gerçekleştirdiği eylemler' başlığı altında, Kültür AŞ kapsamında suçlanılan Eylem 78 ve Eylem 119 başlığında zikredilen ihale ve olaylarla ilgili olarak müvekkilimin adı geçmektedir. Suçlama ise; Eylem 78'de "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık", Eylem 119'da ise "suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama" şeklindedir. Bunun yanında çatı suçlaması olarak örgüt yöneticisi Murat Ongun'un altında örgüt üyesi olarak yer almaktadır. Evet, kendisine emniyette 33 firma ismi sorulmuş; bunlardan sadece ikisini, Neva ve Anafartalar şeklinde iki firmayı tanıdığını beyan etmiş 33 firma içerisinde. Müvekkilimin hayatını yukarıda anlattım; belediye ayağına gelecek olursak müvekkil, Kültür AŞ'nin İBB'den aldığı ihalelerde 2020 yılında sadece 3 alt ihale almış bir kişi. Yani belediyeden ihale alma sayısı bu süreçte sadece 3 adet. Bunların da ben biraz önceki görsellerini göstermemin sebebi de şu: Biz burada iddianamenin ruhu içerisinde neyle suçlanıyoruz? Yani ruhundan kastettiğim teferruat; sanki bir iş yapılmamış, bir naylon fatura kesilmiş ve bunun karşılığında haksız paralar kazanılmış gibi bir itham var. Oysaki bu işler alınmış, teslim edilmiş; hepsinin görselleri mevcut ve bunların belgelenmesi de mümkündür.

"EN ÖNEMLİ KONULARDAN BİRİ"

Burada en önemli konulardan birisine değinmek istiyorum: Bu ihaleler, yani biraz önce zikrettiğim 3 ihalenin her birinin yaklaşık değeri 10'ar milyon TL. 2020 yılında süren bu ihalelerin konusu sahne, çadır ve teknik alanında. Her 3 ihalenin konusu da müvekkilimin iştigal alanıyla ilgili; yani bir hizmet ihalesi. Fakat üstlendiği ihaleler döneminde pandemi patlak verdiği için -2020'den bahsetmiştim biraz önce- işlerin ancak %30-40'ını tamamlayabilmiş, kalan işler ise tamamlanamamış. Bu nedenle yaklaşık 16 milyon TL zarar edecektir. Sayın Başkanım burası önemli; yani 3 ihale aldığından söz ediyorum, yaklaşık değeri 30 milyon TL ve bu ihalelerden müvekkilim 16 milyon TL zarar ediyor. Biraz sonra anlatacağım suçlamalarda bu detayın önemi var. Bu süreçte tamamlanan işlerle ilgili sadece 14 milyon TL'lik bir ödeme alabiliyor. 2022 yılından sonra ise biri 2024’te ise 3 adet olmak üzere 4 farklı ihaleye teklif vermesine rağmen bu ihaleleri alamıyor.

Bunun dışında iddianamede Kültür AŞ’den yoğun iş aldığı söylenen bazı şirket isimleri var; bu firmalara da 2022 ve 2025 yıllarında -biraz önceki görsellerde de var bu örnekleri- alt ihaleler suretiyle bu işten alarak bu firmalara teslim etmiş. Ama bu firmalardan da mesela 14 milyon TL, OMR’den 4 milyon TL alacaklı konumunda. Yani bu şirketlerin işleri tamamlanmış olmasına rağmen ücretlerini alamamış. Müvekkilim bunun üzerine bu iki şirkete icra takibi yapmış. Hatta son dönemde müvekkilim şirket avukatı, Kültür AŞ’den alamadığı alacağıyla ilgili İstanbul 8. İcra Müdürlüğü’nde icra takibi yapmış. Alamamak, yani mağdur olduğundan dolayı bu takipler yapıldı. Burada üstlendiği tüm işlerin yapıldığı, teslim edildiği ama bedelini alamadığı vurgusunu önemle tekrar ediyorum.

"MÜVEKKİLİM BASKIYLA SAVCILIĞA GİTTİ"

Müvekkilimin emniyette ve de savcılıkta 3 tane olmak üzere toplam 4 tane ifadesi var. Burada bugün için söylüyoruz bunu; en samimi verdiği ifadeler emniyette ve savcılıktaki 22 Mayıs tarihli ifadesidir. Daha sonraki ifadeler -burada birtakım sanık müdafileri de bahsetti- cezaevindeyken kendisine ziyarete gelen birtakım avukatlar; "Şöyle ifade verirsen çıkarsın, senin hakkında şöyle suçlamalar var, buradan çıkamazsın" gibi söylemler... Bunların detayları var, cezaevi kayıtlarından da bunlar çıkacaktır. Bu psikolojiyle, bu baskıyla savcılığa ifade veriliyor. Savcılıkta da savcının odasında; "Senin hakkında şu kişi şöyle konuştu, bu kişi böyle konuştu" denilerek ki biz gizlilik kararının kalkmasından sonra böyle bir suçlamanın olmadığını görüyoruz; müvekkilimin iradesi fesada uğratılarak ifadeler verdirilmesi sağlanmıştır. Biz bugün ifadenin kabul ettiğimiz anlamında emniyette ve savcılıkta verdiğimiz ilk ifadeyi kabul ediyoruz.

"KAMİL TAŞÇI'NIN AVUKATI MÜVEKKİLİME BENİMSEMEDİĞİ İFADELER VERDİRDİ"

İddianamede aleyhine verilen ifadelere gelince; burada ne iş yaptığı ne de cari ilişkisinin olduğu 5 farklı kişinin, ilk aşamada olmayıp daha sonra etkin pişmanlık kapsamında sırf özgürlüklerine kavuşma olsa gerek ifade veren kişilerin müvekkil hakkında beyanları var. Bunlar Taşçıoğlu sahibi Kamil Taşçı; bugün burada değil, tutuklu değil. Bu kişi müvekkilimin 20 yıllık arkadaşı. Bu kişinin avukatı daha sonra müvekkilimin de avukatı oluyor ve aynı kişi müvekkilimi de ifadeye götürerek etkin pişmanlıktan yararlanıp tahliye olma noktasına getirip benimsemediği ifadeleri verdiriyor. Burada diğer kişi, yine burada kamuoyunun yakından bildiği Serdar Haydanlı; bu da yıllarca çalıştığı bir kişi, değişik destekler almış, fotoğraf kareleri olan bir kişi. İlk Teknofest’te bu kişiyle iş yapmış müvekkilim. Egoteknik sahibi Gürkan Coşkun ve Neva Reklam sahibi Ahmet Çiçek; bunlar etkin pişmanlık ifadesi kapsamında müvekkili suçlamış. Ama müvekkilin bunların hepsiyle cari ilişkisi var. Ticari defterlerimiz incelenmiş olsaydı cari kayıtların bunlarda olduğu görülecek idi.

Son olarak burada Deniz Dörtyol isimli bir kişi ifade vermiş; bu kişinin ifadesi de... Müvekkilim bu arada bu kişiyi tanımamaktadır. OMR’den aldığı 8,5 milyon parayı Emrah Bağdatlı’ya Eminönü’nde teslim etmek üzere kendisine verdiğini söylemiştir. Müvekkilim bu kişiyi tanımamaktadır, böyle bir yerde de buluşmuşluğu yoktur. Böyle bir para sokak içinde verilecek bir para değildir. Hukuki anlatıma gelince bilindiği üzere ceza yargılamasında -burası bizim için son derece önemli, diğer sanıklar için de önemli olduğunu düşünüyorum- serbest delil ilkesi ceza hukukunda temel kaidedir. Burada hakim kararı ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayanabilir; hakimin vicdani kanaatiyle serbestçe takdir edilir. Sanığın sorguya çekilmesinden sonra delillerin ortaya konulmasına başlanır. Delil kanuna aykırı olarak elde edilmişse reddolunur.

"BURADA ELDE EDİLEN VERİLERİN BİRÇOĞU HUKUKA AYKIRIDIR"

Biraz önceki dediğim gerekçelerle; burada elde edilen verilerin birçoğu hukuka aykırıdır, delil olarak dikkate alınmaması gerekir. En önemlisi, tek delil olarak müvekkilim hakkında etkin pişmanlık ifadeleri gösterilmektedir. Bu ifadelerin delil olabilme mahiyetini tartışmak gerekecektir. Burada şunu deyince; Borçlar Kanunu'nun 53. maddesine göre hukuk hakimiyle ceza hakimi arasında vereceği kararlarla ilgili bağımsızlık ilkesi benimsenmiştir. Ceza Muhakemesi Kanunu 218. maddesinde; "Yüklenen suçun ispatı, ceza mahkemelerinde başka bir mahkemenin görev alanına giren bir sorunun çözümüne bağlı ise; ceza mahkemesi bu sorunla ilgili olarak da kanun hükümlerine göre karar verebilir" denilmektedir. Burada en önemli konu şudur: Biraz önce bahsettiğim tanık, sokak ortasında 8,5 milyon para verdiğini söylemekte. Ben sosyal medyada ya da görsel-işitsel medyada şunu görmekteyim; "Şu sanık şu kişiye şu parayı vermiş, ertesi gün de kişi aynı parayı aynı miktarda çekmiş ya da götürmüş." Şimdi biz bu kaide ışığında -bu ceza genel kurul kararıdır bu arada- örneğin bu tartışma; hukukçular bilir ki bir senedin hukuk vasfına haiz olup olmadığını biz hukuk yargılamasındaki kaide, yani Ticaret Kanunu'na göre çözebiliriz ceza yargılamasında. Burada da 8,5 milyonluk bir paranın müvekkilime verildiğinin ispatı nasıl olmalıdır? Ben inkar ediyorum; dosyaya da bu parayı aldığımıza dair bir belge sunulmadı.

TAHLİYE TALEP ETTİ

Şimdi şunu sormak istiyorum; biraz önce 4 kişinin etkin pişmanlık ifadesinden söz ettim. Bu kişilerin ifadelerinin tamamında şunu söylüyorlar: "Biz sahte fatura kesip Vedat'a verdik." Yani sahte faturayı kesen Vedat değil ama tutuklama gerekçesinde Vedat sanki faturayı kesmiş gibi tutuklandı. O zaman biz bu tutuklama gerekçesinin yerinde olup olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Ve devamında da şunu söylemiş: "Kaçma, tanıklar üzerinde baskı kurma, delil karartma..." Bunların hiçbirinin ortada olmadığı aşikardır Sayın Başkan. Burada anlattıklarımın -çok hızlı geçti kusura bakmayın- yeterince anlaşılabileceğini düşünüyorum. Ama özellikle usul hukuku dediğim kaidelerin dikkate alınarak, bu değerlendirmelerin yarın akşam yapacağınız tutukluluk incelemesinde dikkate alınmasını; müvekkilimin öncelikle bihakkın, aksi kanaat halinde bir ya da birden fazla güvenlik tedbiri uygulanmak suretiyle tahliyesini talep ediyorum. Dinlediğiniz için teşekkür ederim."

Türkiye Haberleri