Sinop Nükleer Karşıtı Platform: Mahkeme heyeti suç işlemiştir

Sinop Nükleer Karşıtı Platform, Sinop’a yapılacak nükleer santral için verilen ÇED raporunun iptali amacıyla açılan davada Samsun 3. İdare Mahkemesi’nce ret kararı verilmesini protesto etti. Platform Sözcüsü İlker Şahin, “Bu mahkeme heyeti suç işlemiştir, suç işledikleri HSK’ya bildirilmelidir" ifadelerini kullandı

Sinop Nükleer Karşıtı Platform, Sinop’a yapılacak nükleer santral için verilen ÇED raporunun iptali amacıyla açılan davada Samsun 3. İdare Mahkemesi’nce ret kararı verilmesini, santralin yapılacağı İnceburun’da protesto etti. Platform Sözcüsü İlker Şahin tarafından yapılan açıklamada şunlar kaydedildi:

'Hopa'da ölümlerin yüzde 47'si kanser'

"26 Nisan 1986'da, o dönem Sovyetler Birliği’ne bağlı olan Ukrayna’nın başkenti Kiev’in 130 km. kuzeyindeki Çernobil kenti, insanlık tarihinin en korkunç çevre felaketlerinden birine sahne oldu. Patlamanın ardından radyoaktif madde yüklü bulutlar, Türkiye dahil, Avrupa’nın bir bölümü ile birlikte birçok ülkeyi etkilendi. Bazı bağımsız araştırmalara göre, Çernobil nükleer faciasının yaklaşık 200 bin kişinin doğrudan ya da dolaylı olarak ölümüne sebep olduğu görüldü. Facianın etkileri nedeniyle 100 binlerce çocuk sakat dünyaya gelmiş, kanser vakalarının arttığı tespit edilmiştir. 1990 ile 2000 yılları arasında Belarus’ta kanser oranı yüzde 40 artmıştır. Dünya Sağlık Örgütü’nün tahminlerine göre, sadece Gomel bölgesinde yaşayan 50 binin üzerinde çocuk tiroit kanserine yakalanmıştır. Kürtajlar, erken doğumlar ve ölü doğan bebek oranları çarpıcı şekilde artmıştır. Reaktörün yakınında yaşayan 350 bin insan, evlerini sonsuza kadar terk etmek zorunda kalmışlardır. Türkiye’de de Çernobil’den yayılan radyasyon nedeniyle kanser vakalarında artış olduğu; Türk Tabipleri Birliği’nin yaptığı araştırmaya göre, Çernobil kazasından en ağır şekilde etkilenen Karadeniz bölgesinde bulunan Hopa’da ölümlerin yüzde 47,9 unun kansere bağlı olduğu da tespit edilmiştir. Kazanın etkilerinin daha nesiller boyunca sürmesi de beklenmektedir."

'Nükleer yeniden sorgulanmaya başlandı'

Fukuşima kazasının tüm dünyanın sorunu haline geldiğini, tehlikenin farkına varan kimi ülkelerin santralleri kapatma kararı aldığını söyleyen İlker Şahin, “Alınan bu karar ölüm karşısında yaşam için umut verse de kapitalizmin bitmez tükenmez kar hırsı bir kez daha insanlığın baş belası bir sorunu olarak gündeme gelmiş oldu. Hiçbir tehlike onu sermaye birikiminden alıkoymadı, koyamadı. Yine yaşamın kazanması mücadelesi, insanlığın önünde en önemli sorun olarak durmaktadır" dedi. Şahin, açıklamasını şöyle sürdürdü:

"Çernobil’de 4 Nisan 2020’de başlayan ve yaklaşık iki hafta sonra ancak kontrol altına alınabilen orman yangını, nükleer facianın izlerinin günümüzde de ne derece risk taşıdığını bizlere göstermiştir. Rusya’nın Ukrayna’ya açtığı savaş ile de nükleer enerjinin insanlığın geleceği için ne kadar büyük bir tehdit oluşturduğunu bir kez daha düşünülmesini gerekli hale getirdi. Rusya, Çernobil nükleer santralinin bulunduğu bölgeyi işgal ederek caydırıcı güç nükleer silahları kullanmaya hazır olduğunu duyurdu. Saldırının 9. gününde ise Avrupa’nın en büyük santrali olan Zaporijya’yı vurarak tüm dünyayı büyük bir felaketin eşiğine getirdi. Nükleer santrallerin savaşın tam ortasında kalması, nükleer silah kullanma olasılığı korku yarattı. Nükleer santrallerin barındırdığı tehlike potansiyeli yeniden sorgulanmaya başlandı.

'Bir avuç enerji lobisinin kazanma hırsı'

Mersin-Akkuyu ve Sinop-İnceburun’da kurulacak nükleer santrallerin zehir akıtmasından ve insanlığı felakete sürüklemekten başka bir yararının olmayacağı, bir avuç enerji lobilerinin ve büyük sermaye guruplarının daha çok kazanma hırsından başka bir yarar sağlamayacağı ortadadır. Akkuyu’da iş kazalarından işçi ölümleri şimdiden başlamıştır. Çevrede kirlilik yaratılmış, santral inşaat zemininde toprak yarılmaları yaşanmaktadır. Sinop-İnceburun’da kurulacak olan nükleer santral ÇED raporu, felaketlerin şimdiden bağıra bağıra geldiğini göstermektedir. Bunu gördük ve ÇED iptal davası açtık. Açtığımız davada hem hukukçular hem de alanlarında uzman bilim insanları tarafından bilimsel, hukuksal ve ÇED mevzuatı açısından Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın onay verdiği nihai ÇED raporunun iptal edilmesi gerektiği ile ilgili yüzlerce neden belirtilmiştir. Mahkeme kendi alanında uzman 15 kişilik bilirkişi heyeti oluşturarak, yine mahkeme heyetinin sorduğu yaklaşık 210 soruya yanıt olacak keşif, inceleme ve araştırma yaparak bir rapor hazırlamasını istemiştir. Bunun üzerine bilirkişi heyeti gerekli keşif, araştırma ve incelemede bulunarak bilimsel, hukuksal ve ÇED mevzuatı açısından 276 ÇED iptali gerektirir neden tespit etmiş ve çok kapsamlı bir rapor hazırlayarak mahkeme heyetine sunmuştur. Mahkeme heyetine sunduğumuz ÇED iptal nedenlerimiz ile bilirkişi heyetince tespit edilen nedenler de çakışarak doğrulanmıştır.

'Mahkeme neden red kararı verdi'

İlginç olan, davalı kurum avukatlarının da mahkemeden ÇED raporunun iptali ve yeni bilirkişi heyeti oluşturularak yeniden ÇED raporunun düzenlenmesi talebinde bulunmaları oldu. Mahkeme heyeti, tüm bunlara rağmen ÇED iptal davasında ret kararı vermiştir. ‘Mahkeme heyeti bu kararı hangi gerekçelere dayandırarak verdi’ sorusunu sormamıza yol açmıştır. Bu kadar çok ÇED raporunu iptal nedenleri varken, bilirkişi heyetinin tespit ettiği 276 nedenden dolayı ‘Böyle ÇED raporu olmaz’ demesine rağmen, kurum avukatlarının ‘Evet bu ÇED eksiklik, yanlışlık ve uyumsuzluk taşımakta, iptal edilmeli, yeni bilirkişi heyeti belirlenerek yeniden ÇED raporu düzenlenmeli’ demesine rağmen, mahkeme heyeti ÇED iptal davasını neden ret kararı verilmiştir?

Bizim bu sorulara yanıtlarımız var:

1- Mahkeme heyeti (yargıçlar) yargıç değil, özel olarak görevlendirilmiş, hukuk tanımaz, kasıtlı davranan, taraflı karar veren siyasi kişilerdir.

2- Talimatla hareket ederek hukuk bilmez ve vicdan yoksunu kişilerdir.

3- Bilimsel, hukuksal gerekçelere göre değil, tamamen keyfiyete göre hareket ediyor olabilecek kişilerdir.

Dolayısı ile bu mahkeme heyeti suç işlemiştir, suç işledikleri HSK’ya bildirilmelidir. Bu kadar aleni hukuk tanımaz cüretkarlığını, ancak arkasında çok güçlü bir siyasi güç olanlar gösterebilir. Yani karar taraflı, kasıtlı ve siyasidir. Demokratik hukuk devletinde olabilecek bir durum değildir, olamaz. Tarih önünde bu anlayış, bu karar asla kabul edilemez; bilim, hukuk ve vicdanlarda şimdiden mahkûm edilmiştir. Nükleere karşı mücadelemiz çoğalarak, güçlenerek sürdürülecektir."

Türkiye Haberleri