CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi Yürütme Kurulu Toplantısı’nın ardından yaptığı açıklamada, Türkiye’nin en yakıcı sorunlarına yönelik çözüm önerilerini değerlendirdiklerini belirtti. Aday Ofisi Kürsüsü’nün bir "icraat kürsüsü" olduğunu vurgulayan Özel, toplantının ana gündem maddesinin ülkede giderek derinleşen uyuşturucu sorunu olduğunu ifade etti.
UYUŞTURUCU İLE MÜCADELEDE YÖNTEM ELEŞTİRİSİ
Türkiye’nin artık uyuşturucu ticaretinde sadece bir transit ülke değil, aynı zamanda doğrudan bir hedef ülke haline geldiğini belirten Özel, mevcut mücadele yöntemlerini sert bir dille eleştirdi. Sorunun birkaç torbacının yakalanmasıyla çözülemeyeceğini savunan Özel, özellikle son dönemde gündeme gelen ünlü isimlere yönelik uygulamalara tepki gösterdi. Konunun magazinleştirilmesinin asıl tehlikeyi gölgelediğini belirten CHP lideri, toplumun önündeki isimlerin itibarıyla oynanmasının kimseye fayda sağlamayacağını dile getirdi.
"PARDON" DEMEK İTİBARI GERİ GETİRMEZ
Özgür Özel, gençlerin hayranlık duyduğu 19 ismin uyuşturucu testine götürülmesini ve ardından çoğunun temiz çıkması üzerine yapılan açıklamalara ilişkin, "Bu sorun sadece birkaç torbacının yakalanması meselesi olmadığı gibi bazı ünlü isimleri uyuşturucu testine götürüp getirerek konuyu magazinleştirerek çözülebilecek bir mesele de hiç değildir. Gençlerin hayranlık duyduğu 19 ismi sıraya dizip teste götürüp 11'i temiz çıkınca onlara pardon demek; insanların itibarıyla oynamak hem mücadeleyi zayıflatan hem de bu kişileri toplum önünde, hayranları önünde zor duruma sokan, ayrıca bu kişilerin ailelerini, çocuklarını da yaşadıkları sosyal çevre içinde zor durumda bırakan uygulamalardır. Kimseye de bir faydası yoktur." dedi.
OPERASYON SAYILARINDAKİ ARTIŞ SORUNUN BÜYÜKLÜĞÜNÜ GÖSTERİR
İktidarın uyuşturucu operasyonlarındaki artışla övünmesini de ele alan Özel, "İktidar uyuşturucu operasyonlarının artmasıyla övünüyor. Ancak herkes biliyor ki operasyonların ve yakalanan miktarın artması uyuşturucu sorununun büyümesinin bir sonucudur." dedi.
İBB KREŞİNDE ŞİDDET İDDİASI
CHP Genel Başkan Özgür Özel iktidar medyasının günlerdir kampanya şeklinde yayın yaptığı İBB kreşindeki şiddet iddiasına yanıt verdi. "Ensar Vakfındaki istismara sessiz kalanlar bunu yapıyor" diyen Özel, söz konusu kreşte 35 kamera olduğunu, kör nokta bulunmadığını ve çocuktaki morluğu da ailenin değil öğretmenin farkettiğini söyledi. Özel, "CHP kreşlerini kötülemek için yapıyor" dediler dedi.
Özel bu ifadeleri kullandı:
"İstanbul Büyükşehir Belediyemizin Eyüpsultan'daki Çocuk Etkinlik Merkezi'nde, oradaki eğitmenimizin tespit ettiği ve aileye bildirdiği bir konu var. Bu Çocuk Etkinlik Merkezi'nde bir öğrenci üstü değiştirilirken göğsünde bir morluk, bir yara izine rastlıyor öğretmeni. Derhal anneyi arıyor ve diyor ki annesine: 'Burasında bir morluk var, siz bunu gördünüz mü?' Annenin cevabı: 'Çocuktur bunlar, düşer kalkar, morarır.' oluyor.
Tutanak altına alıyorlar hem morluğu gördüklerini hem anneye bildirdiklerini ve annenin yanıtını. Daha sonra bundan baba haberdar oluyor ve bir anda baba, spor eğitimi veren diğer eğitmeni suçluyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi hemen bu konuda bir soruşturma başlatıyor ve görüntüler inceleniyor. Şimdi bu konudaki bir kargaşaya son verelim; kreşte tam 35 kamera var ve kreşte kör nokta yok. Gitsinler, 35 kameranın görüntülerini saklama mecburiyeti 15 gün, İBB üç ay saklıyor. Gitsinler 35 kamerayı incelesinler ve 'şurası kör noktadır' desinler. Öyle bir nokta yok. Ve kurallar gereğince spor yaptıran öğretmenin öğrenciye temas etmesi yasak. Görüntülere göre de hiçbir temas yok. Ama buna rağmen İBB soruşturmayı derinleştirerek sürdürdü, sürdürmeye de devam ediyor. Ama görüntülerde hiçbir olumsuzluk yok."
"HERKESLE YÜZLEŞMEYE HAZIRIZ"
"Oysa AK Parti medyası hemen bunu haber yapıyor; çocuğun üstün yararını falan da gözetmeden spor eğitmenini hedef gösteriyor. Savcılık alıyor, sorguluyor; savcı bırakıp gidiyor ama AK Parti medyası istiyor ya, nöbetçi savcı tutuklama işlemini gerçekleştiriyor. Eğer milyonun milyonda biri kadar kusur varsa hiç kimsenin gözünün yaşına bakılmasın, bu konuda bu kadar netiz. Ama Cumhuriyet Halk Partili belediyelerin, bakanların kreş dediği, gündüz bakımevi dediği çocuk etkinlik merkezlerimizi gözden düşürmek ya da onlara çökmek için bir feryat figan gidiyorsa biz buna teslim olmayız ve bu konudaki gerçekleri herkesle yüzleşmeye hazırız.
Gerçekten üzülerek söylüyorum buradan, gerçekten üzülerek söylüyorum: Bu meseleden siyasi çıkar uman bir iktidarın bu ülkeye hayır getirmesi asla mümkün değildir. Bakın, Ensar Vakfı'nda, iktidara yakın pek çok yapıda; örneğin Aladağ yangınında, Ensar’daki iğrenç istismarda, hatta Meclis’teki en son Meclis’teki istismarda susup 'kurumun kabahati yok' diyenler, 'yapanın suçu' diyenler, 'bundan Meclis’e ne, bundan Ensar’a ne, bir vakfı bir kişinin istismarı yüzünden karalayamazsınız' diyenler; MESEM'de iki yılda 17 çocuk ölürken susanlar, iki yaşında Sıla bebek istismarında ortada olmayanlar, Yenidoğan Çetesi’ne çıt çıkarmayanlar bugün çıkmış Cumhuriyet Halk Partili belediyelerin kreşlerini topyekûn kötüleyen bir dil kullanıyor. Bunu kim yapıyor? Aile Bakanı yapıyor."
"VARSA BİR İSTİSMARI YAPAN, ONUN CANINA OKUYALIM"
Özgür Özel’in 'Kabinede bir tane kadın bakan var, erkeklerle yapılacak muhalefet yeter, kadın bakana özenli davranın' dediği; bunu bu bakana özel değil, bütün kadın bakanlık yapan bakanlar bunu bilir; bütçelerinde titizlendiğimiz, doğru bir dil tercih ettiğimiz, polemikten uzak durduğumuz... Çünkü yaptıkları görev ailedir, kadındır, çocuğun yüksek yararıdır dediğimiz, en özenli davrandığımız bakan, en özensiz dille çıkmış ortalıkta kendini yakıyor 'kreşte istismar kreşte istismar' diye.
Varsa bir istismarı yapan, onun canına okuyalım. Sen bütün seninle ilgili vakıflarda, derneklerde denetimsizlikler, yalan yanlış işler, hepsine sus; 780 kreşimiz var, git bakalım veli memnuniyetine bak. O kreşte suçladığın öğretmenlere bir bak; bir tanesi şehit eşi. Bir tanesi şehit eşi! Bir tanesi hamile kadın, bir tanesi birkaç ay sonra bebeği olacak bir anne. Bir tanesi bir başka programdan yerleştirilmiş bir öğretmen. Ve diyorlar ki efendim troller yazıyor; güya alay etmişler, 3 yaşındaki çocukla alay etmişler falan. Kamera kayıtları hepsini yalanladı.
Er ya da geç biz yargıyı takip edeceğiz. Er ya da geç bu savcı gitmeyecek mi? 35 kamerayı almayacak mı? Kör nokta var mı yok mu diye bakmayacak mı? Sorgulama olmayacak mı? O çocuğun doğru şartlarda, olması gerektiği gibi ifadesi alınmayacak mı? Doğru mu yanlış mı, bir yanlış varsa o yara orada mı başka yerde mi oldu, ne oluyor bu ortaya çıkmayacak mı? Çıkınca Mahinur Hanım nasıl gözümüzün içine bakacaksınız? Biz bu meselelerde bu kadar hassasken, titizken sırf CHP’li belediyelerden memnuniyet yüksek, en birincisi Anne Kart, ikincisi kreşler; kreşleri itibarsızlaştıralım, CHP belediyesini itibarsızlaştıralım demişler. Bu iş için de bir kiralık katil tutmuşlar, buna mı talipsiniz ya?"
"ON BİNLERCE ÇOCUK YARIN SABAH EVLERİNDEN ÇIKACAK GİDECEK, SİZ NE YAPIYORSUNUZ SAYIN BAKAN?"
"Gerçekten hiç yakışmıyor ve bu konuda en hassas olması gereken Bakan'ın en yanlış dili kurduğunu hep birlikte üzülerek izliyoruz. Bu 780 çocuk etkinlik merkezine on binlerce çocuk yarın sabah evlerinden çıkacak gidecek, siz ne yapıyorsunuz Sayın Bakan? Aklınızı başınıza toplayın; bu sorumsuz dili, bu siyasi çıkar uğruna tetikçiliği bırakın. Yok efendim, Bakan Hanım Bakanlar Kurulu'nda revize olursa yerini sağlam görmüyormuş da hele hele buna tenezzül ediyorsanız gerçekten çok ayıp. Gerçekten çok ayıp. Bugüne kadar bir Aile Bakanı'na bir kötü söz kurmamış, kurdurmamış bir Genel Başkan olarak söylüyorum; gerçekten çok ayıp.
Buradan söylüyorum: Yoksul ailelerin faydalandığı İBB’deki 127, Türkiye’deki 785 kreşimizi karalamaya kimsenin gücü yetmez. Bir numaralı şahidimiz öğrenciler ve aileleridir. Bu kepazeliğe tenezzül edenleri milletin vicdanına havale ediyoruz."
"GENÇ KİRACI YASASI ÇIKARACAĞIZ"
"Değerli arkadaşlar, gençlerimizin geleceği bu ülkenin geleceğidir. Ama bugün Türkiye'de milyonlarca genç barınma derdiyle, geçim kaygısıyla, eşitsizlik ve güvensizlikle boğuşuyor. Eğitim artık gençler için bir fırsat değil, hayatta kalma mücadelesine dönüşmüş durumda. Biz bu düzeni değiştirmeye geliyoruz. Biz gençlerin barınma hakkını güvence altına alacağız. Dar gelirli gençler için Kira Destek Fonu kuracağız. 25 yaş altı gençleri koruyan özel bir Genç Kiracı Yasası çıkaracağız. Bölgesel ihtiyaçlara göre planlanmış, insani koşullara sahip yurtlar yapacağız. Cumhuriyet Yurtlarını bir yıl içinde bitireceğiz. Eğitim kredilerini ihtiyaca göre yükselteceğiz. Geri ödemesiz bursların kapsamını genişleteceğiz.
Yerel seçim gecesi şöyle seslenmiştim: Bavullarını toplayan gençler bir seçim daha beklemeye karar verdiler. İşte o seçim yaklaşıyor. Sakın umudunuzu kaybetmeyin. 'Bu ülkeden bir şey olmaz' diyenlere de sakın kulak asmayın. Değişim istiyorsanız hep beraber mücadele edeceğiz. Sizden sadece oy vermenizi istemiyoruz, daha fazlasını istiyoruz: Söz sahibi olmanızı, yan yana gelmenizi, örgütlenmenizi, bu ülkenin yönetiminde yer almanızı, söz sahibi olmanızı istiyoruz. Biz gençlerin hayatta kalmak için değil, kendi ülkelerinde hayal kurmak için ve bu hayalleri gerçekleştirmek için yaşadığı bir Türkiye’yi inşa etmek istiyoruz. Vizesiz Avrupa’yı, yasaksız Türkiye’yi gençlerimizin omuzlarında yükselteceğiz."
"ŞÜPHELİ KADIN ÖLÜMÜ DEDİĞİNİZ ŞEY, AYDINLATILMAYAN DOSYALARDIR"
"Değerli arkadaşlarım, toplantımızda geçtiğimiz günlerde bir kadın hakimi de hedef alan kadına şiddet konusunu kapsamlı olarak ele aldık. Bilinmelidir ki kadınların yaşadığı hiçbir sorun tesadüf değil. Yaşananlar baştan sona yanlış kurulmuş bir sistemin sonuçlarıdır. O yüzden çözüm de geçici desteklerde değil, köklü ve bütünlüklü bir değişimle mümkündür. Bu bir niyet meselesidir. Biz kadınların hayatını genişleten bir ülke olma niyetindeyiz. Güvende hissetmek en temel vatandaşlık hakkımızdır. Bu bir lüks ya da lütuf değildir. Ama kadınlar ekonomik ve sosyal hayatta maalesef kendilerini güvende hissetmiyorlar.
2025 yılında bu ülkede 294 kadın öldürüldü. 297 kadın ise 'şüpheli ölüm' başlığı altında kayda geçti. Cumhuriyet tarihinde ilk kez şüpheli kadın ölümleri, resmi kadın cinayetlerinin önüne geçmiş durumda. Şüpheli kadın ölümü diye hukuki bir kategori yoktur. Bu siyasetin ve kurumların ürettiği karanlık, şüpheli bir alandır. Şüpheli kadın ölümü dediğiniz şey, aydınlatılmayan dosyalardır.
AK Parti iktidarında kadına yönelik şiddetle mücadelede uluslararası bir kazanım olan İstanbul Sözleşmesi'nden bir gecede çıkıldı. 6284 sayılı yasa kağıt üzerinde bırakıldı. İnfaz düzenlemeleriyle şiddet faillerine yeni kapılar açıldı. Hak arayan kadınlara ise bambaşka bir muamele reva görüldü. Şunu dikkatle hatırlatmak isterim ki, Aile ve Kadından Sorumlu Değerli Bakanımız Aylin Hanım da burada, bugün de heyetteki arkadaşlarımızla, politika başkanlarımızla, gölge bakanlarımızla o günleri konuştuk, hatırladık. 11 Mayıs 2011 günü İstanbul Sözleşmesi; İstanbul'da kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddetin önlenmesini konu alan İstanbul Sözleşmesi, İstanbul'da kabul edildi. Sonra bunu üye ülkelerin, konseye üye ülkelerin kendi ülkelerindeki yasal süreçlerini tamamlamaları gerekiyordu.
Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak sözleşmenin İstanbul'da kabulünü derhal olumladık, tebrik ettik ve adı İstanbul Sözleşmesi olan bu sözleşmenin ilk kez kabul edildiği parlamentonun Türkiye Büyük Millet Meclisi olması gerektiğini vurguladık ve destek sözü verdik.
"KADINA ŞİDDETTE TAVİZSİZ BİR HUKUK HATTI KURACAĞIZ"
"24 Kasım 2011'de o oylama yapıldı. O oylama elektronik oylama olduğu için isim isim bellidir. Bizim ikimizin de bulunduğu o oylamada Cumhuriyet Halk Partili milletvekilleri iki elini havaya kaldırarak oy vermiştir. Ben siyasi hayatım boyunca hep şunu söyledim: Bir nazar boncuğum olsa ve deseler ki bunu mecburen AK Parti'ye takacaksın; ne için takarsın? İstanbul Sözleşmesi için takarım demiştim. Sağ olsun Tayyip Bey o hani zorla taktırdıklarını, nazar boncuğunu bile hak etmediğini gösterdi. 1 Temmuz 2021 günü Meclis’in tüm parti gruplarının iş birliğiyle, milletvekillerinin oy birliğiyle kabul ettiği İstanbul Sözleşmesi’nden yetkisiz bir şekilde çıktı.
İstanbul Sözleşmesi’nden çıkmak demek ne demektir? Devleti kadının arkasından çekmek demektir. İstediği kadar 6284 yürürlükte olsun. Ne diyor? Şunu diyor: Kadına karşı şiddetin önlenmesiyle ilgili İstanbul Sözleşmesi’nden Tayyip Bey Türkiye’yi çıkardı diyor. Bu, şiddeti uygulayacak niyeti ona olan, bu kötü niyeti olanın da zihninin arkasında var; onu gelip gözaltına alacak olanın, götürecek olanın, yargılayacak olanın savcısının, hakiminin de zihninin arkasında var. Diyor ki: 'Beni buraya getiren irade İstanbul Sözleşmesi’nden çıkmış.'
O yüzden İstanbul Sözleşmesi’nin ilk imzalandığı yıl, kadına karşı cinayetlerin en ciddi şekilde düştüğü yıldır. İstanbul Sözleşmesi’nden çıkıldıktan sonra ortaya çıkan tablo, hepimizin izlediği, üzüldüğü, kahrolduğu şekildedir. 8 Mart’ta yürüyen kadınları dahi engelleyecek bir zihniyetle karşı karşıyayız. 25 Kasım’da sesini yükseltenler gözaltına alındı. Yani AK Parti iktidarı kadını korumakta zayıf, kadının sesini bastırmakta ise son derece güçlü ve kararlı.
Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında ilk iş Türkiye’yi İstanbul Sözleşmesi’ne yeniden taraf yapmaktır. Bu sözleşmeyi hayatın içinde uygulayacağız. Kadına şiddette tavizsiz bir hukuk hattı kuracağız. Koruma kararları kağıt üzerinde kalmayacak. Uyulmayan ve uygulanmayan bir yasa yerine hepimizin birden sahipleneceği ve güçlendireceği bir anlayışı etkin kılmak durumundayız. Bunlara uymayan kamu görevlileri içinse etkin yaptırımlar getirilecek. Risk altındaki kadınlar için erken uyarı ve önleyici koruma tedbirleri mekanizmaları kuracağız."
"CHP İKTİDARINDA KADINLARIN YAŞAM HAKKI TARTIŞMA KONUSU OLMAYACAK"
"Her ilde, her bölgede kadın sığınma evleri, danışma merkezleri, şiddet kriz merkezlerini yaygınlaştıracağız. 7 gün 24 saat ulaşılabilen etkin bir şiddetle mücadele hattı oluşturacağız. Şiddete tanık olan çocuklar için kapsamlı psikososyal destek programlarını hayata geçireceğiz. Erken yaşta ve zorla evliliklerin karşısında duracağız. Kadın yoksulluğuna karşı sosyal politikaları hayata geçireceğiz. Çalışma hayatında şiddete karşı ILO 190'ı yürürlüğe koyacağız.
ILO 190, iş yerinde şiddet ve tacizin önlenmesi için bir uluslararası anlaşmadır. 21 Haziran 2019 yılında Cenevre'de kabul edilmiştir. Uluslararası Çalışma Örgütü, Türkiye dahil tüm üye ülkeye bunu tavsiye etmektedir. Maalesef bu anlaşma henüz Meclisimizde görüşülmemiştir. Türkiye'deki ilerici birtakım sendikalar toplu iş sözleşmelerinde bunu konu etmekte, toplu iş sözleşmelerinin maddeleri arasında ya da temel hükümleri arasında yer almaktadır; ancak ILO 190'ın Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde görüşülmesi ve yürürlüğe konması gerekmektedir. Bunu Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz yapacağız. Şiddetle mücadeleyi yalnızca ceza hukukuna sıkıştırmayacağız. Eğitimden medyaya, siyasetin dilinden kamu politikalarına kadar cinsiyet eşitliğini esas alan bir dönüşümü hayata geçireceğiz.
CHP iktidarında kadınların yaşam hakkı tartışma konusu olmayacak. Bu ülkede kadınlar korkuyla değil, güvenle yaşayacaklar. Değerli arkadaşlar, bu ülkenin tüm sorunlarını çözmek mümkündür. Eksik olan milletten taraf olan bir iktidardır. Cumhuriyet Halk Partisi liyakatli kadrolarıyla, projeleriyle, politikalarıyla tüm sorunları çözme iradesine sahip. Biz girdiği ilk seçimleri kazanan kadrolarız. Cumhurbaşkanı adayımız, dört seçimde bu iktidarı yenmiş olan Ekrem İmamoğlu'dur. Biz de ilk seçimimizde Türkiye'nin birinci partisi olduk. Bundan sonra da kimse bizi yenilgiyle tanıştıramayacak."
"EKREM İMAMOĞLU HAPİSTEN ÇIKACAK, O SEÇİME GİRECEK VE BU MİLLETİN CUMHURBAŞKANI OLACAK"
"Şimdi birileri seçimden korkup kaçabilir. Ama biz tarihte ilk kez %60'ı aşan erken seçim talebi için gayret göstermeye devam ediyoruz. Bizim safımız milletle birdir. Millet de bizimle beraberdir. İlk girdiğimiz seçimlerde başardık, ilk gireceğimiz genel seçimlerde de başaracağız. Ekrem İmamoğlu bugün hapiste olabilir ama mutlaka çıkacak, o seçime girecek ve bu milletin Cumhurbaşkanı olacak. Rakibinden korkan, seçimden kaçan, meşruiyeti bu topraklarda, bu seçmenlerde değil başka yerlerde arayanların devri bitecek, milletin devri başlayacak."