Meclis'te 'SSÇ mağduru' aileler yaşadıklarını gözyaşlarıyla anlattı! "Toprak altındaki çocuklarımızın hakkı ne olacak"

TBMM Araştırma Komisyonu, çocukları öldürülen 11 aileyi ve hukukçuları dinledi. Toplantıda 'Suça Sürüklenen Çocuk' (SSÇ) mevzuatına yönelik eleştirilerini sunan aileler; yasalarda değişiklik, ceza artırımı ve infaz rejiminin yeniden düzenlenmesini talep etti. Mağdur yakınlarının yaşadıkları olayları aktardığı oturumda anlatımlar sırasında duygu dolu anlar yaşandı.

TBMM Suça Sürüklenen Çocuklara İlişkin Araştırma Komisyonu, AKP İstanbul Milletvekili Müşerref Pervin Tuba Durgut başkanlığında toplanarak şiddet mağduru aileleri dinledi. Başta Atlas Çağlayan’ın annesi Gülhan Ünlü olmak üzere toplam 11 aile toplantıya katılım sağlayarak yaşadıkları olayları anlattı, gerekli yasal düzenlemelerin yapılmasını ve cezai yaptırımların uygulanmasını talep etti.

Komisyon toplantısının açılışında konuşan Durgut, "Bugün burada çok ağır kayıplar ve zor süreçler yaşamış olan siz mağdur yakınlarını dinlemek, yaşananları doğrudan sizlerden duymak ve bu meseleye her yönüyle dikkatle yaklaşmak üzere bir araya gelmiş bulunuyoruz" diyerek başladığı konuşmasında, ailelerin komisyondaki varlığının kıymetine değindi. Meseleyi yalnızca hukuki ya da idari bir başlık olarak ele almadıklarını belirten Durgut, "Bugün burada dinleyeceğimiz her kişi bizim için yalnızca bir dosyanın tarafı değil, yaşanmış bir sürecin doğrudan tanığı ve bu ülkenin vicdanına seslenen çok önemli bir muhataptır" ifadelerini kullandı. Ailelerin güvenliğine de dikkat çeken Durgut, “Tehdit ve baskıya maruz kalan ve korunma ihtiyacı oluşan ailelerin durumlarını ciddiyetle ele alacağız” dedi.

"ATLAS'LA BİRLİKTE BEN DE ÖLDÜM"

Toplantıya, İstanbul Güngören'de 14 Ocak'ta bir internet kafenin önünde yan bakma nedeniyle çıkan kavgada hayatını kaybeden 16 yaşındaki Atlas Çağlayan’ın ikizi Doruk Çağlayan’ın gönderdiği veda mektubu damga vurdu. Güvenlik gerekçesiyle toplantıya katılamayan Doruk Çağlayan’ın mektubunu Yasama Uzmanı Sezen Civelek Tokgöz okudu. Mektup okunurken salonda duygu dolu anlar yaşandı; komisyon üyeleri ve aileler gözyaşlarını tutamadı.

İkizini kaybetmenin acısını “Ben de o an öldüm” sözleriyle tarif eden Doruk Çağlayan'ın mektubunda şu ifadeler yer aldı:

"Merhaba, ben Doruk Çağlayan; maalesef, artık adını duyunca herkesin hüzünlendiği Atlas Çağlayan'ın ikiziyim. Birlikte doğduğum kan bağım, can bağım ikizim artık hayatta değil. Bu mektubu yazmak benim için çok zor. Bebekliğimi hatırlamıyorum ama ailemin anlattığı her hikayeyi birlikte dinlerdik. Biraz büyüdük, ana sınıfına birlikte gittik. Bizi herkes 'Atlas Doruk' diye tanırdı. İlkokul, ortaokul ve lise 1'e kadar aynı sınıftaydık. Biz kardeşten öteydik; bir gün bile konuşmadığımız, birbirimizi görmediğimiz bir hayat yaşamadık ta ki o korkunç güne kadar. Lise 2'de okullarımızı ayırdık. Atlas sağlıkçı olmak istediğine karar verdi, ben ise henüz mesleğime karar veremedim. Okuldan çıktığımda önce eve ben gelirdim, sonra da Atlas evin kapısını iki defa çalardı ve annem sofraya üç tabak koyardı. Biz çok mutlu bir aileydik, eskiden her futbol maçına birlikte giderdik, her kahvaltıya birlikte oturup şakalaşırdık, her tatile birlikte giderdik. Annem her şeyden iki tane alırdı. Ben size ne anlatayım? Atlas benim ikizimdi, hiçbir zaman ayrılacağımızı düşünmedim. Tam 75 gün önce caminin çay bahçesindeydik, Atlas yanımıza gelmek için annemi beklemişti; sanki vedalaşmak istemişti. Biz kafede otururken yanımıza sonradan geldi, hepimiz telefonlarımızla ilgileniyorduk her zamanki gibi. Arkadaşlarımızdan biri o katille 'Ne bakıyorsun?' diyaloğuna girdiler, kafe sahibi de 'Kavganızı dışarıda yapın' diyerek bizi dışarıya yönlendirdi. Tam çıkarken Atlas'a seslendim, hissettim bir şey olacağını biliyor musunuz ama Atlas beni duymadı, ne olacağını tahmin bile edemedi. Biz o kadar temiz düşünüyorduk ki aklımıza böylesi korkunç bir şey gelmedi. Anlatmak istemiyorum gerçekten ama bilin ki ben orada canımı kaybettim. 'Ambulans, Ambulans’ diye çığlıklar atıp kendimi yerlere attım. Atlas can verirken canımın nasıl acıdığını kelimelerle keşke ifade edebilsem ama karşılığı yok. Hastanede yalvardım. 'Kurtarın kardeşimi' diye ama canice kalbinden bıçaklanmıştı. Sonra 'Atlas'ı kaybettik’ dedi doktor. Dünyam yıkıldı, hayat durdu, ben de öldüm o an. Hayallerimiz vardı, artık hiçbirinin anlamı kalmadı. Artık Atlas yok ve ben onu çok özlüyorum, artık Atlas yok ve ben kendimi çok yalnız hissediyorum, artık Atlas yok ve ben şimdi ne düşünüyorum, biliyor musunuz? 5-6 yıl sonra bizi öldüren katille bir sokakta karşılaşır mıyım?"

"SİVİL POLİS MÜDAHALE ETMEDİ, SAVCI İSTEDİ, HAKİM SALIVERDİ"

Esenler'de yaşadığı apartmanın önünde gürültü yapan kişilerle yaşadığı tartışma sonucu kalbinden bıçaklanarak öldürülen Abdurrahman Balcı’nın annesi Zeynep Balcı, yargı ve kolluk aşamasındaki ihmalleri dile getirdi. 5 çocuğu bulunduğunu, hiçbirinin adli sicili veya suç eylemi olmadığını ve yaşananları hak etmediklerini belirten Balcı, oğlunun saldırganlarla tartıştığı anlarda bölgede olan sivil polislerin müdahale etmediğini kaydetti. Savcının tutuklama talebine rağmen şüphelilerin hakimlikçe serbest bırakıldığını ifade eden Balcı şunları söyledi:

“Ben onlardan çok oğlumdan bahsetmek istiyorum ve gerçekten yaşadığımız acı dolu süreçten bahsetmek istiyorum. Sayın Savcımız bunların hepsinin tutuklanmasını istediği halde maalesef 6'sından sadece 1'i yakalanıyor, o da kendisi teslim oluyor. Katilin bizzat kendisi ve geri kalan hepsini hakim salıveriliyor. Çok ağır bir süreç yaşadık, tehditler aldık. Size oğlum Abdurrahman Balcı'yı göstereyim. Şu güzel evlada bakın, bir de buna bakın. Sayın milletvekilleri; ben asil, siz vekil. Siz benim vekilimsiniz, ben size vekalet verdim. Vicdanlara konulsun eller ve bu 2 kişinin arasındaki farka bakın. Hangisi çocuk, hangisi temiz, akıllı uslu, vatansever, vatanperver, namuslu, şerefli, namusuyla, haysiyetiyle yaşayan kim? Buradaki tehditlerden bir tanesi, diyor ki, ‘Gerekirse bir gençlik daha yakarız.’ 17 yaşındaki ‘SSÇ’ dediğimiz kavramın şemsiyesi altında barınan şahsa bakın. Bugün Abdurrahman gitti, ertesi gün Atlas Çağlayan gitti; başka bir gün başka bir çocuk gidecek, her gün bunun ardı arkası kesilmeyecek ve biz bunun arkasında kimler var, kimler yok, bunların hepsinin ortaya çıkarılmasını istiyoruz. 18 yaş altındaki failler için bir talebimiz var; işledikleri suçun gerçek bedeli ödenmelidir. Yani işlediği suçun cinsi neyse ve hangi suçu işlediyse onun bedelini ödemek zorundadır. Bedelini ödemediği suçun arkasına sığınıp ertesi gün veya bir sonraki yıl ne yapacak? Daha fazla suça karışacağı kanaatindeyiz. Caydırıcılığı olmayan bir sistemin arkasına sığınıyor bunlar, caydırıcı olmayan bu sistemin kökten değişmesini istiyoruz çünkü zaten bizim çocuklarımız toprak altında, evlatlarımızın hakkı ne olacak onu sormak istiyorum. Devletimizden de şunu talep ediyorum, manevi bir taleptir bu, zulmen öldürülen çocuklarımızın ‘zulüm şehidi’ olarak anılmasını ve kabirlerinde ay yıldızlı bayrağımızın dalgalanmasını istiyorum; gayet makul bir istek bu."

Bağcılar'da 18 yaşından küçük 3 kişinin darbettiği çocuğu kurtarmak için çıkan arbede de bıçaklanan Oğuzhan Çöpür ise, “Ben 27 yaşındayım ve bir kere bile karakola gitmiş değilim. Babam her zaman bize şunu öğretti, ‘Her zaman iyinin yanında olacaksın’ dedi. Şunu göstereyim isterseniz burada tek başına 10 çocuğun arasına giriyorum. Bunun sebebi şu; SSÇ mağdurlarından bir tane çocuk olmasın istedim ancak ben mağdur oldum. 18 yaş altı bu vakalara insanların duygusal olarak yaklaşması lazım, kanun olarak değil. Örnek veriyorum; siz milletvekili ve üye şeklinde değil de anne ve baba olarak yaklaşmanız lazım. Siz küçük bir toplumu kazanmaya çalışıyorsunuz. Elbette bu de mantıklı ama bir yandan çok büyük bir kesimi kaybediyorsunuz” dedi.

"KATİLİN AİLESİ DELİLLERİ YOK ETTİ, CESET 8 SAAT BETONDA BEKLEDİ"

Edirne’de lise bahçesinde 30 bıçak darbesiyle öldürülen Gülden Coni'nin ablası Nurhan Alüzrek, kayıp ilanının ciddiye alınmadığını ve katilin ailesinin delilleri kararttığını belirtti:

“Polis memurları da kolluk kuvvetleri de aynı şekilde bize söyledi, ‘O kadar cesur bir kız yetiştirmişsiniz ki almış olduğu darbelere rağmen bıçağı bir şekilde eliyle tutmuş. Eli parçalanmasına rağmen o bıçağı bırakmamış ve kendini savunmuş bir kardeşin var.’ Sonrasında kardeşimi katlettikten sonra çantasında bulunan kardeşimin telefonunu alıyor, 400 lira parasına bile muhtaç olan bir katil. 3 dakika içerisinde kanlı eşyalarıyla eve gidiyor, o an teyzesi ve kardeşi evdeymiş. Direkt aile suç delillerini yok ediyor, babası suç aletini nehre atıyor, kanlı çamaşırları yıkanıyor. 3 dakika sonra evde olmasına rağmen ailesi kardeşime bir ambulans çağırsaydı, bir müdahale etseydi belki kardeşim şu an yanımızda olacaktı. Kardeşimin cesedi tam 8 saat boyunca orada kalıyor. Okul bahçesindeki o soğuk betonda ve biz 8 saat bütün Edirne'yi sokak sokak tek başımıza aradık. Kaybolduktan tam yarım saat sonra biz kolluk kuvvetlerine başvurduk, kayıp ilanı verdik. Bize 'Ne kadardır kayıp?' dediler. Yarım saat, 40 dakikadır kayıp deyince bizi ciddiye almadılar. Arkadaşının 'Böyle bir çocuk var, peşini bırakacağım diye gitti' demesi üzerine kolluk kuvvetlerine bunu ifade etmemize rağmen sadece katili telefonla arıyorlar. Hiçbir şekilde eve gidip, evden almak ya da direkt müdahale etme gibi bir durum olmadı ve 8 saat sonra acılı haber geldi bize."

Atlas Çağlayan’ın annesi Gülhan Ünlü faillerin kanun önündeki statüsüne dikkat çekti:

"Biz o gece Atlas'ı kaybettik ama bu grup aslında içeride Atlas'ı katletmek için planlar yapmışlar ifadelerde de var, kamera kayıtlarında da var. Katil bunu zaten açıkça dile getirmiş. Şimdi, ben ‘çocuk’ diyemiyorum bunlara yani benim çocuğumu katleden 15 yaşında da olsa eline o bıçağı alıp sokağa çıkana ‘Sen de çocuksun, senin de bir geleceğin olsun’ diyemiyorum. Benim çocuğum çocuk değil miydi? Benim çocuğum sağlıkçı olmak istiyordu. Şimdi, Atlas'ın telefonuna bakıyoruz, hep iyi şeyler, yaşının gerektirdiği şeyler var. Katilin telefonuna bakıyoruz, elinde silah, tehdit, TikTok hesaplarında ‘Öyle de yaparız, böyle de yaparız, bu hayatı biz.’ Siz şimdi buna nasıl çocuk diyebilirsiniz? Yavrum benim daha 16 yaşındaydı, 17 yaşını görmedi. Gidiyorum, bir mezar taşıyla konuşuyorum ya. 5 yıl sonra yanımızdan geçecek, diyecek ki, ‘Yattım, çıktım.’ Biz bununla nasıl yaşayabiliriz? Bence 30 yaşında var olan katil de bir can alıyor, 15 yaşında olan katil de can alıyor, birbirinden hiç farkı yok."

Ankara'nın Pursaklar ilçesinde bıçaklanarak öldürülen Fatih Alacacı'nın ablası Beyhan Alacacı:

"Mahkemede en üst sınır 24 yıl. Yalnız gerekçeli kararda gördüğümüzde 12 yıl verdiler, bu cezanın yatarı da sadece 8 yıl, bunun bir yılı denetimli serbestlik, iki, üç yılı da kapalı cezaevi. Gerekçeli kararda hakim diyor ki, '12 bıçak darbesi canavarca hisle yapılmamıştır.' Benim kardeşim bir böbreği eksik girdi mezara, böbreğini aldılar, ince bağırsağına kadar delinmişti, kaburgasını delmişlerdi, kanaması o kadar fazlaydı ki bütün hastanedeki kan kardeşime gitti. Benim kardeşim 15 yaşındaydı, siz onun yaşam hakkını aldınız. Tamam, faili koruyorsunuz, mağduru neden korumuyorsunuz ya? Eğer gerçekten güzel bir sistem kurulursa rehabilite olma ihtimalleri var mı? Olabilir ama şu anki sisteme bakıldığında ben hiçbirinin rehabilite olacağını düşünmüyorum. 15 yaşında 12 bıçak darbesini sokabiliyorsan sen rehabilite olamazsın. Bir de mesela 'sürüklenmiş çocuk', neyi sürüklemişler? Sen gittin, bıçağı aldın, planladın, 12 kere bıçak soktun. Burada sürüklenme yok, burada bile isteye öldürmek var."

Kocaeli’nin İzmit ilçesinde 2022 yılında öldürülen Kıvanç Uman’ın annesi Derya Uman:

"Bizim ailemiz yok oldu. En ağır şekilde cezaların artmasını, ailelerin de ceza almalarını istiyoruz. Biz anne-baba olarak çok güzel ebeveynlik yaptık, onlar çocuklarını dışarı bıraktılar. Yapmasalardı, çocukları gece üçte, dörtte, beşte sokaktaydı. Çok başarılı bir çocuktu. Tasarlayarak ve planlayarak yapıldı ve mahkememiz bize çok fazla şey yapmadı, bir keşif olmadı. Ben size soruyorum, tüm evlatlarımızın 2 yıl yattı, çıktı. Şu anda 12 yıla çıkarmaya uğraşıyoruz ama bu benim için yeterli değil. Bakın ben bir şehit kardeşiyim. Ağabeyimi kaybettiğimizde, 'Vatan sağ olsun' dedik, başımız dimdikti. Benim 10 oğlum olsaydı, vatanıma feda olsaydı ama bu serserilere feda olmasın."

Çanakkale Biga'da darbedilerek yaralanan Murat Duha Yıldız'ın annesi Çiğdem Yıldız:

"Oğlumun başına gelenler caniliktir. Sadece çocukla yetinilmemesi lazım cezada, çocuk ailenin aynasıdır. Diyorum ki: 2 sene sonra evladı çıkacak mı mezardan, 3 sene sonra evladı çıkacak mı mezardan, niye müebbet verilmiyor? Ben şanslıyım, istediğim zaman görüyorum, yanında yatıyorum, nefesini alıyorum."

Bolu'da parkta atılan yumruk sonucunda hayatını kaybeden Alperen Ömer Toprak'ın ablası Nisa Toprak:

"Bir komşumuz aradı beni, 'Ömer haberlere çıktı' dedi. Ben baktığım da kardeşimin ismini ilk defa 'A.Ö.T.’ olarak gördüm. Bu kısaltmalar genelde ölen kişiler için kullanılıyor. Hastaneye gittiğim dakikaya kadar, 'Yok ya, yalan haberdir' oldu. Ömer'i morgda da gördüm. Bu arada, Ömer bir yumrukla vefat etti, 'Öyle bir yumrukla adam mı ölür?' demeyin. Karşı taraf hep bunu söyleyerek adli tıp raporunu birden fazla kez üst mercilere çıkarttı, gönderdi. Çok basit bir şey değil o bir yumruk. Ben hala Ömer'in mantıken öldüğünü biliyorum ama hala gelecek diye bir psikolojide yaşıyorum."

'OĞLUM ÖLÜM KALIM SAVAŞI VERİRKEN BANA KELEPÇE TAKTILAR, POLİS 40 DAKİKADA GELDİ'

Ankara'nın Keçiören ilçesinde çıkan kavgada hayatını kaybeden Hakan Çakır'ın babası Şahin Çakır polisin geç gelişi ve sonrasındaki gözaltı sürecini anlattı:

"En az 10 sefer telefon açtık, hem kızım arıyor hem komşular arıyor. Bir de 112'yi aradığımızda fırça yemeye başladık artık. Şu anda tutuklu olan, 'Siz beş dakika içinde göreceksiniz, buraya insan yığacağım, sizin hepinizi delik deşik edeceğim' diye tehditler savuruyordu. Önce en önde babası, annesi ve tanımadığımız mahalleden 8-10 çocuk, bunların hepsi 14-16 yaşlarında çocuklar yani bir anda etrafımızı sarıp hepimizi bıçakladılar. Ondan sonra, benim içimi en çok yakan olay o gece trafik yokken polisin 40 dakikada gelmesi; sokaklarda, parklarda dolaşan bekçi vesaire onların da olmaması. Büyük oğlum hastanede ölüm kalım savaşı verirken katil zanlılarının yaşları gereği bu SSÇ'ler emniyet güçlerinin elinden hastane kontrolünden kaçıyor. Biz üç gün yattıktan sonra beni hastaneden ellerim kelepçeli bir şekilde alıyorlar. Neymiş? Karşı taraf benden davacıymış. Beni sanık olarak aldılar. Ben hastaneden çıkar çıkmaz oğlumun ölüm haberini alıyorum, onu bile görmeden ellerim kelepçeli karakola gidiyorum, bir gün nezarette kalıyorum. Bir kişiye 3-5 sene değil yaş gözetmeksizin 50 sene verin, bakın, bir daha o bıçakları ellerine alabilecekler mi?"

Küçükçekmece’de öldürülen 16 yaşındaki Yusuf Demirci'nin annesi Nazan Demirci:

"5 saniye içinde çocuğumu iç organlarını 11 yerinden, 9 da dış yerinden olmak üzere katlettiler. Hastaneye kaldırıldığında benim çocuğum yaşıyordu ve bilinci açıktı. Fakat bize 'Çok küçük bir yarası var. Korkmayın, merak etmeyin, müdahale edip göndereceğiz' denildi. İstanbul Çam ve Sakura Hastanesi bize bu bilgiyi verdi. Benim çocuğum delik deşik olmuş ve benim çocuğumu 5 saat sonra müdahale altına aldılar. İçeri bir girdim, çocuğumdan kan duvarlara fışkırıyor. Benim çocuğum orada yalvarmış ablamın kızına, 'Ben ölmek istemiyorum, beni kurtarın' diye. Çok zor dönemler geçirdim, eşim, ben ve kızım psikiyatrik tedaviler görüyoruz. Şunu da eklemek istiyorum, cezaevinden boy boy resimler paylaşıp, 'Benim anam ağlayacağına senin anan ağlasın. Aslanlar gibi.' neticede hiçbir pişmanlık duyulmamış."

Gaziantep’te hayatını kaybeden Eyüp Arıcı'nın annesi Meltem Arıcı, "Eyüp eve dönerken karşı taraf laf atıyor çocuğuma, küfrediyor. Eyüp da 'Sen ne diyorsun, biz ne yaptık ki?' diyor. Eyüp'a bir tane yumruk atıyorlar, sonra sarsılıyor ve 7 kişi de üstüne çullanıyor” derken; baba Ömer Arıcı şu ifadeleri kullandı:

"SSÇ başımıza bela, bela. 'SSÇ' diye bir kavram yok. Bir insan 10 yaşında da olsa, 100 yaşında da olsa adam öldürüyorsa o katildir. Sabah dokuzda ben okula götürüyorum çocuğumu, saat onda öğretmeni telefon açıyor 'Oğlunuz çıkmak istiyor' diyor. 'Oğlum niye çıkıyorsun?' diyorum, hüngür hüngür ağlıyor çocuk psikolojik baskıdan. Bu SSÇ'yi çözün; yeter, yeter. Şu insanlar niye mağdur olsun ya, hepsinin çocukları toprağın altında."

AVUKATLARDAN ÇAĞRI: 'SUÇA SÜRÜKLENEN ÇOCUK' TANIMI BIRAKILMALI

Mağdur ailelerin açıklamalarının ardından söz alan avukat Şeyda Karayazgan, kolluk birimlerine üst arama yetkisi verilmesi ve TCK 31'inci maddenin değiştirilmesi gerektiğini ifade etti:

"Burada suçun ağırlığına göre yaşa göre değil, ceza verilmesi temel talebimizdir çünkü adam öldürenin yaşı değil fiilinin ağırlığı önemlidir. Ayrıca, burada hakime indirim uygulamama yönünde takdir yetkisi tanınmalıdır. Özellikle 15-18 yaş grubundaki ağır suçlar bakımından indirim zorunluluğu kaldırılmalıdır. Sistem yaş merkezli yapıdan çıkarılmalı, fiilin niteliği, kastın yoğunluğu, işleniş biçimine odaklanmalıdır. Mağdur vekillerinin talepleri gerekçesiz olarak reddediliyor. Söz gelimi, keşif isteniyor, reddediliyor. Savcının veya hakimin kapısına gittiğinde talepleri gerekçesiz olarak reddedildiğinde bu sefer insanlarda yargıda taraflılık algısı başlıyor."

İnfaz rejiminin ağır suçlar bakımından ele alınması gerektiğini söyleyen Karayazgan; "Tasarlayarak kasten öldürme başta olmak üzere ağır suçlarda cezanın tamamının yetişkinler gibi kapalı, yüksek güvenlikli kurumlarda infaz edilmesi ve denetimli serbestlikten yararlanamamasını talep etmekteyiz. Tahliye sonrası dönem için de izleme ve denetim sistemi kurulmalıdır. Biz kanuna eklenecek bir maddeyle ailelere sorumluluk yüklenmesi gerekirse ceza verilmesini talep ediyoruz. Hepimizin nefretle karşıladığı 'SSÇ, suça sürüklenen çocuk' terminolojisinin bir an evvel bırakılması gerekiyor" diye konuştu.

Avukat Mehtap Yılmaz ise cezaevi izinlerine değindi:

"Bunların ne kadar kısa süre cezaevinde kalacaklarını bildikleri zaman mağdur aileleri üzülüyor. Bir de ödül olarak verilen izinlerimiz var. 'Ceza Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 51'inci maddesi, 'Çocuk eğitimevinde kalan hükümlünün hafta sonunda bir gün, kurum dışına çıkmasına izin verilebilir' hükmü. Bu ödülü alan, bu şekilde canice bir suç işleyen bir kişinin bu ödülü alarak dışarı çıktığı zaman maktulün ailesinin yaşayacağı korkuyu ve yaşayacağı o duyguyu ben hissedebiliyorum ve bu duyguyu yaşatmayın lütfen diyorum. Kanunda yapılacak değişiklikler sadece mağdur çocukları ve mağdur aileleri korumuyor. Ayrıca mutlaka bu cezaların da artırılması gerektiği kanaatindeyim."

(DHA)

Türkiye Haberleri