Kültepe'de 4 bin yıllık tabletten kan davası çıktı

Kayseri'nin Kültepe'sinde bulunan 4.000 yıllık iki kil tablet, antik Asur'da kan parasının devlet güvenceli resmi bir hukuk mekanizması olduğunu kanıtlıyor. Ankara Üniversitesi'nden Prof. Dr. Hakan Erol ve Gazi Üniversitesi'nden Doç. Dr. Koray Toptaş'ın çözdüğü tabletler, Anadolu'da öldürülen Asurlu tacirlerin tazminat sistemini gün yüzüne çıkardı.

Yaklaşık 4.000 yıl önce Anadolu'da yazılmış iki kil tablet, antik Asur dünyasının hukuk sistemine dair yeni bir pencere açtı.

Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi'nden Sümeroloji uzmanı Profesör Doktor Hakan Erol ve Gazi Üniversitesi'nden Doçent Doktor Koray Toptaş, Adalya dergisinde yayımlanan çalışmalarında daha önce hiç okunmamış bu tabletleri inceledi.

Tabletler, Asur Ticaret Kolonileri Dönemi'ne (M.Ö. 1950-1750) ait ve eski Asurca'da "dāmum" olarak bilinen kan parası uygulamasını belgeliyor.

KÜLTEPELİ TACİRLER VE GÜVENLİK SORUNU

Tabletler, günümüzde Kayseri iline bağlı Kültepe'de (antik adıyla Kaneš) bulunan 23 bin yazılı belgeden ikisi.

Kaneš, yaklaşık 4.000 yıl önce Asur'un Orta Anadolu ve Kuzey Suriye'deki kolonilerinin en önemli ticaret merkeziydi. Tabletlerin bir kısmı ticari kayıtlar ve kişisel mektuplardan oluşurken bir kısmı da cinayet davalarını konu alıyor.

Araştırmacılar, Anadolu'da faaliyet gösteren Asurlu tacirlerin en büyük kaygılarından birinin güvenlik olduğunu "Anadolulu krallar, Asurlu tacirlerin ve mallarının kendi topraklarındaki güvenliğini sağlamakla yükümlüydü" ifadesiyle vurguluyor.

KAN PARASI RESMİ BİR HUKUK ÇERÇEVESİNDE İŞLİYORDU

Bir Asurlu tacir Anadolu topraklarında öldürüldüğünde devreye resmi bir tazminat mekanizması giriyordu. Yerel kral soruşturma yürütmek, faili tespit etmek ve maktulün ailesine ya da hukuki temsilcisine ödeme yapmakla sorumluydu.

Tazminat genellikle gümüş, bakır, kalay veya kumaş biçiminde yapılıyordu; ancak ödenecek miktarı belirleyen sabit bir standart yoktu. Öldürülen kişinin toplumsal statüsü ve etnik kökeni ödemenin büyüklüğünü doğrudan etkiliyordu.

Kan parası davaları yalnızca taraflar arasında değil, resmi kurumlar aracılığıyla da yürütülüyordu. Kültepe'deki kārum ve wabartum ofisleri gerektiğinde ödeme tahsilatına bizzat el koyabiliyordu; bazı davalarda bu ofisler malların el konulmasına kadar giden icra yetkisi kullandı.

Yükümlülüklerini yerine getirmeyen krallıklar yaptırımlarla karşılaşıyordu. Asurlu tacir Ennam-Aššur'un öldürülmesinin ardından Tavniya krallığı ailenin tazminat talebini reddedince Asur, bu krallıkla tüm ticari ilişkileri kesti.

"KATİLİ BİZE TESLİM EDECEKSİN"

Yeni okunan tabletlerden biri, bir tacirin çalıştırdığı kişinin öldürülen kardeşinin kan parasını tahsil etmek için Şinahhuttum şehrine gitmeyi planladığını aktarıyor.

Tomografi yöntemiyle okunan tablette şu ifadeler yer alıyor:

"Haberimi duyar duymaz Tuhpiya'ya gel. Lā-qēpum'un firmasına ait davamın kararını alacağım ve seninle birlikte Şinahhuttum'a gidip kardeşinin kan parasını bizzat tahsil edeceğim. Burada hizmetkarlar sefere çıktı, yanımda kimse yok. Hemen gel, geç kalma."

Mektuptan, Puzur-Aššur'un kardeşinin Şinahhuttum'un yönetimindeki bir bölgede, büyük olasılıkla yerel halk tarafından, öldürüldüğü anlaşılıyor. Kuliya'nın kārum yönetimindeki üst konumunu kullanarak kan parasını bizzat tahsil etmeyi üstlendiği görülüyor.

Öte yandan Kültepe ile Asur şehri arasındaki bir antlaşma, dönemin hukuki anlayışını somut biçimde ortaya koyuyor. Antlaşmanın koşullarına göre, "Asurlu birinin şehrinde ya da topraklarında kanı dökülürse ve bir kayıp yaşanırsa, belirlenen miktarda kan parası ödeyeceksin ve katili bize teslim edeceksin. Gerçek katil yerine başka birini vermeyeceksin."

BİN YILLIK GELENEK: HİTİTLERDEN İSLAM HUKUKUNA

Kan parası geleneğinin kökleri yalnızca Asur hukukuyla sınırlı değil. Hitit Yasaları'nın 5. maddesi, yabancı bir ülkede öldürülen Hitit tüccarı için 4.000 şekel gümüş ödeneceğini açıkça hükme bağlamıştı; bu düzenleme, Asur antlaşma metinlerindeki kan parası anlayışıyla doğrudan örtüşüyor.

Hammurabi Kanunları da borç karşılığı tutulan bir kölenin ya da borçlunun çocuğunun dövülerek öldürülmesi halinde kan parası ödenmesini öngörüyordu.

Lipit-İştar Kanunları ise ceninin ölümüne yol açan saldırılar için tazminat yükümlülüğü getiriyordu.

Araştırmacılar, bu geleneğin İslam hukukundaki diyet kurumuna (diyya) dek kesintisiz sürdüğünü ve bugün dünyanın pek çok toplumunda örf ya da resmi hukukun parçası olmaya devam ettiğini vurguluyor.

Çalışmanın orijinal İngilizcesini Adalya dergisinde okuyabilirsiniz.

Türkiye Haberleri