İç Anadolu Platosu milyonlarca yıldır yükseliyor. Ancak bu yükselen platonun tam göbeğinde Konya Havzası tam tersine çöküyor. Nature Communications'ta yayımlanan araştırma, bu tuhaf çelişkinin nedenini ortaya koydu. Julia Andersen liderliğindeki ekibe İstanbul Teknik Üniversitesi'nden Prof. Dr. Oğuz Hakan Göğüş, ve Çanakkale 18 Mart Üniversitesi'nden Dr. Öğr. Üyesi Ebru Şengül Uluocak eşlik etti.
YÜZEY YÜKSELİRKEN KONYA NEDEN ÇÖKÜYOR?
Toronto Üniversitesi'nden Julia Andersen liderliğindeki ekip, uydu ölçümleri ve sismik verileri bir araya getirerek Konya Havzası'nın altındaki yapıyı haritalandırdı.
Uydu araçları yeryüzündeki milimetrik çökme ve yükselmeleri yakalayabiliyor. Deprem dalgaları ise yerin derinliklerindeki farklı yoğunluktaki tabakaları görünür kılıyor.
İki veri kaynağı birleştirildiğinde ortaya çarpıcı bir sonuç çıktı. Andersen bulguları şöyle özetledi:
"Uydu verilerinde Konya Havzası'nda dairesel bir çökme deseni gözlemledik. Yüzey altındaki jeofizik verilerde ise üst mantoda sismik bir anomali ve kalınlaşmış bir kabuk bulduk. Bu, orada yoğun malzeme olduğuna ve litosferik bir damlamanın gerçekleştiğine işaret ediyor."
YER KABUĞU NASIL "DAMLIYOR"?
Litosferin alt kısmındaki kaya malzemesi olağandışı biçimde yoğunlaşıyor. Ağırlaşan bu kütle yerçekiminin etkisiyle aşağı doğru sarkıyor ve mantoya doğru "damlıyor." Sarkan malzemenin üzerindeki yüzey bu ağırlığı taşıyamayıp çöküyor, böylece çanak biçiminde bir havza oluşuyor.
Yoğun kütle tamamen kopup derinlere battığında yüzey bu yükten kurtuluyor ve geri tepiyor, yani yükselmeye başlıyor. İç Anadolu Platosu'nun son 10 milyon yılda yaklaşık 1 kilometre yükselmesi tam da bu mekanizmayla açıklanıyor.
Araştırmanın ortak yazarı Russell Pysklywec, sürecin sanıldığından çok daha karmaşık olduğunu vurguladı:
"Bu, tek seferlik bir tektonik olay değil. İlk damlama, bölgede ardışık yavru olayları tetiklemiş görünüyor. Konya Havzası'nın sürekli yükselen bir platonun içinde hızla çökmesinin nedeni bu zincirleme sürece dayanıyor."
LABORATUVARDA MANTOYA YOLCULUK
Ekip teorilerini sadece verilerle değil, laboratuvar deneyleriyle de sınadı. Pleksicam bir tank içinde Dünya'nın iç yapısını taklit eden analog modeller kuruldu. Alt manto yerine silikon polimer sıvı, üst manto yerine kil karışımı, kabuk yerine seramik ve silika küreler kullanıldı.
Modelde yoğun kısımların gerçekten sarkıp koptuğu gözlemlendi. Bu da litosferik damlamanın fiziksel olarak tutarlı bir süreç olduğunu doğruladı.
SADECE BİZE ÖZGÜ DEĞİL
Benzer bir süreç Güney Amerika'da And Dağları'ndaki Arizaro Havzası'nda da tespit edildi. Kalın kabuklu ve derin ısılı dağ platoları bu tür damlamalar için elverişli bir zemin oluşturuyor.
Andersen, bulguların tekil bir bölgenin ötesinde anlam taşıdığını belirtti:
"Bulgular, bu büyük tektonik olayların birbirine bağlı olduğunu gösteriyor. Tek bir litosferik damlama, gezegen iç yapısında zincirleme tektonik aktiviteyi tetikleyebilir."
Araştırma yalnızca Dünya için değil, başka gezegenler için de kapı aralıyor. Mars ve Venüs'te levha tektoniği bulunmuyor ancak iç yapılarında ısı hareketi ve malzeme dolaşımı devam ediyor. Litosferik damlama levha sınırı olmadan da gerçekleşebildiğinden, bu gezegenlerdeki büyük yüzey şekillerini açıklamak için bilim insanlarına yeni bir araç sunuyor.