Ege Denizi'nin kuzey kesimlerinde onlarca yıldır süregelen tatlı-tuzlu su dengesi bozulmaya başladı.
Karadeniz'den gelerek boğazlar üzerinden Kuzey Ege'ye ulaşan tatlı su akışı son yıllarda belirgin biçimde geriledi.
Yunanistan'daki Ege Üniversitesi bünyesindeki araştırmacıların yürüttüğü çalışma, bu değişimin denizin tuz dengesi, biyolojik verimliliği ve derin su oluşumu üzerindeki yansımalarını gözler önüne serdi. Bulgular Earth and Space Science dergisinde yayımlandı.
STANDARTTAN SAPAN ÖLÇÜMLER "ŞÜPHELİ" SAYILDI
Çanakkale Boğazı'nın hemen güneyindeki sularda 2023 boyunca alışılmışın dışında yüksek tuzluluk değerleri kaydedildi.
ARGO şamandıraları ve uydu verileriyle yürütülen ölçümlerde, bölgeyi normalde örten Karadeniz kökenli düşük tuzlu su yüzeyi tabakasının neredeyse tamamen ortadan kalktığı görüldü.
Değerler standarttan o denli saptı ki otomatik kalite kontrol sistemleri ölçümleri ilk aşamada "şüpheli" olarak işaretledi.
Ancak birbirinden bağımsız birden fazla veri kaynağının aynı sonuca işaret etmesi, bulguların güvenilirliğini doğruladı.
DENİZ SEVİYELERİ VE YAĞIŞ ORANLARI AKINTIYI ZAYIFLATTI
Tuna ve Dinyeper gibi büyük akarsulardan beslenen Karadeniz; bu beslenme sayesinde oluşan tatlı su fazlasını boğazlar aracılığıyla güneye iterek Ege Denizi'ne akıtır.
Bu akışın gücünü belirleyen iki temel etken iki bölge arasındaki deniz seviyesi farkı ve Karadeniz bölgesinin yağış-buharlaşma dengesidir.
Son ölçümler bu iki etkenin de aynı anda gerilediğini gösteriyor.
Karadeniz ile Kuzey Ege arasındaki deniz seviyesi farkı 1990'lardan bu yana aralıksız daralıyor; 2005'ten itibaren bu gerileme ivme kazanmış durumda.
İklim koşullarının değişmesiyle birlikte Karadeniz havzasında biriken tatlı su miktarı da giderek azalıyor. Sonuç olarak Ege'ye yönelen akış giderek zayıflıyor.
AKINTI YENİDEN ŞEKİLLENDİRİYOR
Karadeniz suyunun oluşturduğu hafif, düşük tuzlu yüzey tabakası inceldiğinde ya da tamamen ortadan kalktığında bölgedeki dinamikler köklü biçimde değişiyor.
Daha tuzlu, dolayısıyla daha ağır olan yüzey suları rüzgar ve kış soğuğunun etkisiyle derinlere çok daha kolay çekiliyor.
Bu dikey karışıma hareketi bir yandan oksijeni derin sulara taşırken öte yandan besin tuzlarını yüzeye çıkarıyor; bölgedeki canlı dağılımını ve besin zincirini yeniden biçimlendiriyor.
Araştırmacılar 2023'te ayrıca bitkisel planktonların fotosentez için kullandığı, deniz verimliliğinin temel göstergesi olan yeşil bir pigment olan Klorofil miktarlarının da yüzeyde düşüş gösterdiğini saptadı.
Karadenizden gelen akıntının beraberinde getirdiği besin maddeleri azaldıkça yüzey sularındaki biyolojik etkinlik de yavaşlıyor.
Uydu görüntüleri, Ege'nin en kuzey kısmı olan Trakya Denizi'nin Eylül'den Aralık 2023'e uzanan dönemde biyolojik aktivite mevsim normallerinin belirgin biçimde altında kaldığını ortaya koydu.
KARADENİZ, EGE DENİZİ, VE AKDENİZ ARASINDAKİ DENGE BOZULUYOR
Karadeniz suyunun oluşturduğu hafif tabaka normalde Kuzey Ege'de derin su oluşumunu frenliyor.
Bu tabaka incelip etkisini yitirince bölge, Akdeniz'in derin su döngüsünde çok daha etkin bir konuma geçiyor.
Nitekim araştırmanın işaret ettiği tabloya koşut biçimde, Ege'nin özellikle 2017 sonrasında daha yoğun derin su ürettiği ilgili çalışmalarda belgelendi.
Ege, ilerleyen dönemde Doğu Akdeniz'e daha fazla derin su besleyen başlıca havza haline gelebilir.
DEĞİŞİM RADARLARLA ANLIK TAKİP EDİLİYOR
Bu tür değişimleri fark etmek, onlarca yıllık karşılaştırma verisine sahip sabit istasyonlar, şamandıra ölçümleri ve uydu gözlemleri olmadan mümkün değil.
Çalışma, Midilli adasının doğusunda kurulu yüksek frekanslı bir radar sistemine de dikkat çekiyor. Her 30 dakikada bir yüzey akıntılarını haritalayan bu sistem, Karadeniz suyunun günlük hareketini gerçek zamanlı olarak izleyebiliyor.
Kirlilik olaylarında yüzen maddelerin yüzey akıntılarını takip ettiği göz önüne alındığında, böyle bir sistemin deniz kirliliği yönetiminde de belirleyici bir araç olabileceği vurgulanıyor.
ADALAR DA ETKİLENECEK
Kuzey Ege'deki Türkiye ve Yunanistan için önemli balıkçılık alanlarına ev sahipliği yapıyor.
Besin zincirinin tabanındaki yavaşlama küçük balıklardan başlayarak yukarı doğru yayılabilir.
Üstelik aynı akıntılar hem besin maddesi hem de kirletici taşıdığından konu, ada ve kıyılarda yaşayan topluluklarının geçim kaynakları, kamu yönetimi ve ekolojik istikrarla doğrudan bağlantılı hale geliyor.
Araştırmacılar, bu tablonun nereye evrileceğini belirleyecek iki etkenin önümüzdeki kış koşulları ve uzun vadeli gözlem çalışmalarının kesintisiz sürdürülmesi olduğunu vurguluyor.