İstanbul Barosu: Yargı krizi, 17 Nisan Rejimi'nin uzantısıdır

İstanbul Barosu'nun '5 Nisan Avukatlar Günü' dolayısıyla yaptığı açıklamada, "Avukatlar Günü'nü ülkemizde bir ‘yargı krizi’ ile karşılıyoruz. Bu ülkenin adliyelerinde yaşanan hukuka aykırılıkların bizi götürdüğü kriz ortamı, giderek otoriterleşen 17 Nisan Rejimi'nin uzantısıdır" denildi.

İstanbul Barosu Başkanlığı, 5 Nisan Avukatlar Günü dolayısıyla yazılı bir açıklama yaptı. Türkiye'de yargı alanındaki sıkıntılara dikkat çekilen açıklamada, şu değerlendirmelere yer verildi:

'Kriz giderek otoriterleşen 17 Nisan Rejimi'nin uzantısıdır'

Avukatlar Günü'nü ülkemizde bir ‘yargı krizi’ ile karşılıyoruz. Bu ülkenin adliyelerinde yaşanan hukuka aykırılıkların bizi götürdüğü kriz ortamı, giderek otoriterleşen 17 Nisan Rejimi'nin uzantısıdır. 2009, 2015 ve 2019 ‘da üç kez ‘Yargı Reformu Strateji Belgeleri’ hazırlayıp, bu belgelere koşut olarak çıkarılan paketlerin bizi hukuk devletine doğru yönlendireceği umutları verilirken, geldiğimiz nokta büsbütün derinleşen bir bunalımı ifade etti. Keza, 2014 ve 2021 ‘İnsan Hakları Eylem Planları’ da aynı umutların serpildiği, ama umutsuzlukların ırak olamadığı bir Türkiye yarattı.

'Sulh ceza mahkemelerinin otomatik tutuklama müessesesi olması önlenemedi'

Türkiye, reddedilemeyecek retoriklerin yazılı belgelerde kullanıldığı bir yargı reformunu yapamadığı gibi, sözcüklerin güzelliğini uygulamasında inatla sağlamadı. Bu kadar çok belge yayınlandı; ama sulh ceza mahkemelerinin otomatik tutuklama müessesesi olması önlenemedi. Bu kadar çok belge adliyelerde havalarda uçuştu; ama Hakimler Savcılar Kurulu'nun seçimindeki usul değişmediği gibi Adalet Bakanı ve yardımcısı orada kalmaya devam etti. Bu kadar çok belge ile göz boyandı; ama Anayasa Mahkemesi'ne üye seçiminde anlayış değişmedi. Belge yayınlanıp umutlar yeşertildikçe, umutsuzluk büyüdü.

'İktidarın yargı bağımsızlığına dair iradesinin olmadığı açığa çıkmıştır'

Belge yayınlanıp umutlar yeşertildikçe, umutsuzluk büyüdü. Bu tabloyu uzatmak, başka somut örneklerle çoğaltmak olasıdır. Yaşadıklarımızdan öğrendiklerimizin en kısa ifadesi, siyasi iktidarın yargının bağımsız kılınmasına dair bir iradesinin olmadığının; artık bütün çıplaklığı ile açığa çıkmış olmasıdır. Aslında geldiğimiz noktanın bir başka kısa özetini önceki hafta Anayasa Mahkemesi Başkanı ilan etti: Bu ülkede Anayasa Mahkemesi'ne yapılan bireysel başvuruların yüzde 77’si ‘adil yargılanma hakkının ihlali’ iddiasını taşımakta, mahkeme tarafından da bu başvuruların yüzde 72’si ihlal kararı ile sonuçlandırılmaktadır.

'Liyakatın yerini sadakate terk ettiği ortamların doğal sonuçlarını yaşıyoruz'

Liyakatin yerini sadakate terk ettiği ortamların doğal sonuçlarını yaşıyoruz. Ama daha önemlisi, sadakat aranan ortamlara doğru bilinçli bir yürüyüşün yapılmakta olmasıdır. Bile isteye geliştirilen bu süreç, yürütmenin yargıyı baskı altına aldığı, yargının bu bakışla araçsallaştırıldığı, giderek siyasal stratejilerin uygulanmasındaki bir kuvvete dönüştüğü aşamadır. O nedenledir ki bu ülkenin İçişleri Bakanı, polisine uyuşturucu satıcısının vurulması gerektiğini söyleyip, suçu kendisine yükleyebilmektedir. Ya da mahkemece yıkım kararı verilmeden yapıların hemen yıkılması gerektiğini anlatarak, ‘hukuk arkadan gelsin’ diyebilmektedir. O nedenledir ki Anayasa'nın 138. maddesine rağmen, devam eden davalarda yargılanan sanıkların tahliye olup olmayacaklarına siyasetçiler karar verebilmekte; hatta bu yöndeki beyanlara rağmen, tahliye kararı verilirse, yargıcın ‘vatan hainliğinden’ söz edilebilmektedir. O nedenledir ki ABD Başkanının ricası ile bir rahip, Alman Şansölyesi'nin ricası ile bir gazeteci ‘candaki beden’ pahasına havalimanlarına kadar tahliye edilebilmektedir.

'Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığından söz etmek mümkün değildir'

Yaşadıklarımızın bize öğrettiği en temel gerçeklik; bu anayasasız rejim sürdükçe, hepsi birer birer yitirilen demokratik, laik, sosyal, hukuk devleti ilkelerinin yitiminden kaynaklanan nedenlerle totaliter bir rejime doğru sürükleneceğimizdir. Burada bir hukuk devleti iddiası öne sürmek de o iddiayı hak etmek de olası değildir. Burada bir yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığından söz etmek de bu sözcüklere içtenlik yüklemek de olası değildir.

'Hukuk devleti olamazsak, bu mesleği yapamayacağımızı biliyoruz'

Yargının kurucu unsuru olan savunmanın temsilcileri olarak, yaşanan hukuksuzluklardan payımıza düşeni alırken gösterdiğimiz direnç bu nedenledir. Bu nedenle, her şeye, her olumsuzluğa, yaşadıklarımıza, bildiklerimize, gördüklerimize rağmen mesleğimizi inançla yapmaya devam ediyoruz. Hukuk ararken duruşma salonlarından çıkarılıyor, soruşturmalarla tehdit edilip, Adalet Bakanlığının çalakalem olurlarıyla yargılanabiliyoruz.

Planlı bir itibarsızlaştırmanın parçası olsak da itiraz mesleği olmanın direnciyle karşılık verebiliyoruz. Vuruluyoruz, darp ediliyoruz, ölüyoruz ama vazgeçmiyoruz yolumuzdan. Vazgeçmeyeceğiz. Biliyoruz ki direnenler kazanacaktır. Biz kazanacağız ve bu ülke hukuk devleti olacak."

Öte yandan, İstanbul Barosu yayınladıkları video ile tüm avukatların avukatlar gününü kutladı.

Türkiye Haberleri