Ülkede son zamanlarda meydana gelen uyuşturucu operasyonları, çeşitli sosyal camialara kadar uzandı. Operasyonların etkisiyle, işverenler, işe giriş başvurusu yapan kişilerden uyuşturucu testi de talep etmeye başladı. Uyuşturucu testlerinin maliyeti ise 2 bin 200 TL’den başlayarak 7 bin 500 TL’ye kadar çıkabiliyor.
Uyuşturucu testi talebi, tartışmalara yol açarken söz konusu talebin hukuki olup olmadığı da sıkça tartışılıyor.
“BU GÜVENLİK ARAYIŞI NEREDE DURMALI?”
BirGün’den Hüseyin İrfan Fırat’ın yazısında, konuya ilişkin “Ülkemizde son dönemde, magazin figürlerinden çeşitli sosyal camialara kadar uzanan uyuşturucu operasyonları, adliye koridorlarından gazete manşetlerine taşınmaya devam ediyor. Bu sarsıcı operasyonlar sadece asayiş bültenlerinde kalmadı; sessiz sedasız iş dünyasının kapılarına, insan kaynakları departmanlarının masalarına kadar dayandı” ifadelerine yer verilirken “Peki, bu "güvenlik" arayışı nerede durmalı? Adaylardan istenilen testler işverenin yönetim hakkı mıdır, yoksa adayın kişilik haklarını ihlal mi?” denildi.
Yazının devamında, Anayasa’nın 17. maddesi hatırlatılarak “Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir... Tıbbî zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmaksızın üzerinde tıbbî deneyler yapılamaz." Bir iş başvurusunda adaydan kan, idrar veya saç örneği talep etmek, bu maddeyle korunan vücut bütünlüğüne doğrudan bir müdahaledir.” ifadeleri aktarıldı.
Anayasa’nın 20. maddesine de atıf yapılarak "Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz" diyerek mahremiyeti güvence altına alır. İşverenin sadece "merakı" veya "genel işyeri politikası", bu anayasal kaleyi yıkmaya yetmez” ifadeleri kullanıldı.
“ONAY BELGESİ ANAYASAL İHLAL SORUMLULUĞUNDAN KURTARMAYA YETMEZ”
İşverenin en büyük dayanağının, adayın önüne konulan onay formları olduğu belirtilen yazıda, “Ancak 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) Madde 6, bu konuda çok katı sınırlar çizer. Kanun; kişilerin sağlığına dair verileri "özel nitelikli kişisel veri" olarak tanımlar ve ilgilinin açık rızası olmaksızın işlenmesini yasaklar.” sözleri sarf edildi.
Yazının devamında, “Ancak burada kritik bir toplumsal yaraya parmak basmak zorundayız: İş bulma mücadelesi veren bir aday ne kadar özgürdür? İşsizlik oranlarının bu denli yüksek olduğu bir ortamda, aday işe alınmama korkusuyla o formu imzalarken rızası gerçekten "özgür" müdür?” denilirken “İş hukukunun ruhu, işçinin ekonomik bağımlılığı nedeniyle verdiği rızanın her zaman sakatlanmış olabileceğini kabul eder.” ifadelerine yer verildi.
Söz konusu durumun, aday için çok ciddi bir maliyeti olduğuna da dikkat çekilirken uyuşturucu testinin maliyetinin, laboratuvarına göre 2 bin 200 TL’den başlayıp 7 bin 500 TL’ye kadar çıkabildiği ifade edildi.
“Zaten işsiz olan ve ekonomik olarak en savunmasız dönemini geçiren bir adayın, işe girip girmeyeceği bile belli değilken bu denli yüksek bir maliyete katlanmak zorunda bırakılması, rızanın özgürlüğünü iyice tartışmalı hale getirmektedir” denilen yazıda, “Dolayısıyla, sadece imzalı bir onay belgesi, işvereni anayasal ihlal sorumluluğundan kurtarmaya yetmeyecektir.” ifadeleri kullanıldı.
“HANGİ OBJEKTİF KRİTERLE AÇIKLANABİLİR?”
Yazıda, iş hukukunun temel direklerinden birinin "Ölçülülük" ilkesi olduğun işaret edilerek "İşveren, amacına ulaşmak için elindeki en az müdahaleci yöntemi seçmelidir. Burada İş Kanunu’nun 5. maddesinde düzenlenen "Eşit Davranma İlkesi" ve dürüstlük kuralı devreye girer.” ifadelerine yer verildi.
“Bir pilotun veya tehlikeli madde taşıyan bir şoförün uyuşturucu testinden geçmesi, kamu sağlığı gereği bir "zorunluluktur." denilirken “Ancak bir ofis çalışanından veya bir yazılımcıdan "biyolojik veri" talep etmek hangi objektif kriterle açıklanabilir? İşveren, adayın özel yaşamına yönelik "dedektiflik" yapma yetkisine sahip değildir.” sözleri sarf edildi.
“YAŞAM TARZI DENETÇİLİĞİ Mİ?”
“Kuşkusuz uyuşturucu kullanımı, toplumsal ve bireysel açıdan bir yıkım ve hukuk sistemimizin yasakladığı bir suçtur ve madde bağımlılığı toplumsal bir sorun olduğu kadar, hukuk sistemimizin de mücadele ettiği bir alandır. Ancak iş hukukunda yönetim hakkı, işverene bir kamusal denetim makamı gibi davranma veya çalışanın özel yaşamı üzerinde bir gözetleme kulesi inşa etme yetkisi vermez” ifadelerinin kullanıldığı yazıda, ”İşverenlerin "güvenlik" gerekçesine sığınarak başlattığı bu süreç, aslında işçinin liyakatinden ziyade, mesai dışındaki özel hayatına ve alışkanlıklarına dair tehlikeli bir merakın ürünüdür” denildi.
Yazının devamında ise, “Eğer bir alışkanlık veya yaşam tarzı tercihi, işin icrasını ve güvenliğini doğrudan, ölçülebilir şekilde tehdit etmiyorsa; o alan işverenin değil, bireyin kendi mahremiyetidir.” ifadelerine yer verildi.