İmamoğlu'ndan 9 Mart mesajı: Kaybeden Türkiye olur

9 Mart'ta Silivri'de hakim karşısına çıkacak olan Ekrem İmamoğlu, dava öncesi kaleme aldığı yazıda yargı-siyaset ilişkisini eleştirdi. İmamoğlu, "Yargı siyasi rekabetin aracı haline gelirse kaybeden yalnızca muhalefet değil, Türkiye olur" dedi.

Cumhuriyet Halk Partisinin tutuklu Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, 9 Mart'ta görülecek davasına günler kala Gazete Pencere için bir yazı kaleme aldı. Makalesinde, hakkındaki yargı sürecini "Türkiye tarihinin en zorlu demokrasi sınavlarından birisi" olarak nitelendiren İmamoğlu, yaşananları halkın iradesini hukuk yoluyla bertaraf etme girişimi olarak tanımladı.

"Türkiye tarihinin en zorlu demokrasi sınavlarından birisini veriyor. Senaryosu önceden yazılmış çılgınlığın, halkın iradesinin hukuk yoluyla bertaraf edilmesi girişiminin son perdesi pazartesi günü açılıyor. Benim ve arkadaşlarımın hapsedilmesi, ailelerinden kopartılması, annelerin çocuklarıyla tehdit edilmesi, siyasi hırsla yapılmış türlü işkenceler çoktan tarihin sayfalarına bir utanç vesikası olarak geçti. Bu utancın altında koltuk kaygısı yaşayan bugünkü iktidarın ve bu kaygıyı bertaraf etmek için kullanılan sözde hukuk insanlarının imzaları var."

MADDE MADDE 'MAFYA YÖNTEMLERİ' İDDİASI

"Biraz dışarıya çıkarak bakalım." ifadelerini kullanan İmamoğlu, yaşananları madde madde sıraladı:

"1. İktidar, halkın iki kez İBB Başkanlığı’na seçtiği bir ismi, sırf ileride kendisine risk oluşturduğu için gözaltına aldı, tutukladı ve cezaevine koydu.
2. Bunu, başsavcı görünümlü bir siyasetçi üzerinden yaptı.
3. Hukuku, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde görülmemiş bir biçimde, açık, herkesin gözünün içine sokarak siyasi amaçları için kullandı.
4. Bakan yardımcılığı gibi siyasi bir pozisyondan gelen başsavcı, hukuku bir kenara koydu, mafya yöntemleriyle İBB’deki çalışma arkadaşlarımı, iş insanlarını, sivil toplum örgütlerini, sanatçıları, iş dünyasını terörize etti.
5. Kimi, konuşsun diye baskı yaptı, ailesiyle tehdit etti.
6. Kimini malına mülküne el koymakla korkuttu.
7. Kimini özgürlüğünü kısıtlamakla zorladı.

Sonra da iftiralarla dolu bir iddianame hazırlandı. İddianamenin sayfa sayısını kalın tuttular çünkü ancak böyle inandırıcı olabileceklerini düşündüler. Ama binlerce sayfanın küçülüp, küçülüp bomboş bir yazıya döndüğünü de yine kısa sürede gördüler."

25 MİLYON İNSANIN İMZA DESTEĞİ

"Millet de gördü. Sandık önünden kaçırılırken suçüstü yaptı. İtiraz etti. Sokağa çıktı. Bir demokrasi destanı yazdı." diyen İmamoğlu, kendisine verilen desteği şu sözlerle anlattı:

"Cumhurbaşkanlığı adaylığıma, beni cezaevine koymalarına rağmen tam 15,5 milyon kahraman destek verdi. O desteğin sadece bana değil, Türkiye’nin demokrasi mücadelesine olduğunu da biliyorum. Bununla da kalmadı, 25 milyon insan, 'Sandığı önümde, adayımı yanımda istiyorum' dedi, imza attı. Türkiye Cumhuriyeti 103 yıllık bir devlettir. Bu devletin temel ilkesi, 'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir' sözüdür. Bu söz, milletin iradesinin hiçbir güç tarafından gasp edilemeyeceği anlamına gelir. Sandık, bu ülkenin en güçlü meşruiyet kaynağıdır. 86 milyonluk bir toplumda seçim kültürü kökleşmiştir. Ancak son yıllarda demokrasinin örselendiği, kuvvetler ayrılığının zayıfladığı, yargının tarafsızlığına gölge düştüğü yönündeki algı da büyümüştür. İşte bu dava adalete güvenin dramatik biçimde düştüğü bir ortamda başlıyor."

PARTİ TOPLANTISINDAKİ BAŞSAVCI VE HSK VURGUSU

Soruşturmayı yürüten savcının durumuna ve yargının mevcut yapısına dikkat çeken İmamoğlu, eleştirilerini şöyle sürdürdü:

"Davanın mimarının verdiği görevi yerine getiren savcı görünümündeki siyasetçi, hukuksuzlukların altına attığı imzaların ardından ödüllendirildi, Ankara’ya yargının başına gönderildi. Zaten tarafsız değildi. Bir hukuk adamından çok daha fazlasıydı. Yapmadığı kötülük kalmadı. Biz hep anlattık bunları. Ama iktidar o kadar pervasız ki, düne kadar, 'Yargı bağımsız ve tarafsız' diyenler, soruşturmayı yapan savcı görünümlü siyasetçiyi tam da siyasetin göbeğine koydular. Daha dava başlamadan AK Parti’nin toplantılarında baş köşede görüntü vermesini sağladılar. Sırtına parti yeleğini geçirip dünya aleme, 'Bu dava siyasidir' mesajı verdiler. Hiç de utanmadılar. Bütün bunları 2017’de getirilen sistem değişikliği sağladı. Bugün yargının tarafsızlığını sağlayan HSK’nın bütün üyeleri, istisnasız tamamı iktidar ittifakı tarafından belirlenmiş durumda. Bu durumda yargıdan bağımsızlık, tarafsızlık beklenebilir mi?"

İmamoğlu, yazısını 9 Mart'taki yargılamanın önemine değinerek noktaladı:

"İşte bu yüzden 9 Mart'ta Silivri’de başlayacak yargılama, yalnızca bir ceza davası değildir. Bu dava, Türkiye demokrasisinin en çetin sınavlarından birisidir. Ve ben de arkadaşlarım da içlerimiz rahat biçimde bu sınava tek başımıza girmeyeceğimizi biliyoruz. 86 milyonu yanımızda, kalbimizde hissediyoruz. Çünkü biz de milletimiz de biliyor; eğer yargı, siyasi rekabetin aracı haline gelirse kaybeden yalnızca muhalefet olmaz. Kaybeden Türkiye olur. Bu ülkenin en büyük gücü, milletin vicdanıdır. Milletimizin azim ve kararlılığı, hukuku gerçekten hukuk yapacak iradeyi ortaya koyacaktır. Zamanı gelmiştir, yakındır ve birlikte başaracağız."

Türkiye Haberleri