Gezi Parkı eylemlerinde, Taksim’de TOMA’dan sıkılan tazyikli su nedeniyle köprücük kemiği kırılarak yaralanan kadın, polisler hakkında dava açmıştı. Mahkeme, polislerin beraatına karar vermiş, manevi tazminat istemli dava ise reddedilmişti.
Mağdur kadın, ceza davasının etkili yürütülmediği ve manevi tazminat talepli davasının reddedilmesi nedeniyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu.
İHLAL KARARI VERİLDİ
AYM Birinci Bölümü başvurucunun, Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi ve usul boyutlarının, insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağıyla bağlantılı olarak Anayasa’nın 40. maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkının ve Anayasa’nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine karar verdi.
HEM TAZMİNAT AÇILACAK HEM DE BERAAT EDEN POLİSLER YENİDEN YARGILANACAK
Yüksek Mahkeme, kararın bir örneğinin, ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için başvurucunun yaralanması olayı hakkında ceza soruşturması başlatılmak üzere İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına, insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi boyutu ile etkili başvuru hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 2. İdare Mahkemesi'ne gönderilmesine hükmetti. Başvurucuya net 150 bin lira manevi tazminat ödenmesine de karar verildi.
AYM'NİN "HAK İHLALİ" KARARININ GEREKÇESİ
Anayasa Mahkemesi’nin gerekçesinde, başvurucunun, idari ve adli soruşturmalarda görev alan polis müfettişleri ve savcıların yaralanma anına ilişkin ellerinde olduğunu söyledikleri görüntülerin sonradan yok edildiğini ve bilirkişi raporundaki belirlemelere göre kendisini yaraladıkları sabit olan sanık polis memurlarının hukuka aykırı niteleme ve taraflı gerekçeyle beraatlarına karar verildiğini ileri sürdüğü aktarıldı.
Gerekçede, şunlar kaydedildi:
"Polislerin yargılandığı Asliye Ceza Mahkemesinin kabulüne göre, sanıkların başvurucuyu bilerek ve hedef alarak yaralamadıkları kabul edilse bile suyun basıncı, sıkıldığı mesafe ve açısı gibi faktörlerin değerlendirilmesine bağlı olarak taksirli sorumluluklarının doğması da elbette mümkündür. Mahkeme başvurucunun yaralanmasına neden olan eylemin bu vechini değerlendirmemiştir. Gerekçeli kararın içeriğinden Asliye Ceza Mahkemesinin yaralanma neticesinin TOMA’dan tazyikli su sıkılması eylemine bağlı olarak ortaya çıktığını kabul ettiği anlaşılmaktadır. Bununla birlikte su sıkılan TOMA’nın, sanıkların kontrolündeki TOMA olduğunun tespit edilemediği gerekçesiyle beraat kararı verilmesine rağmen meçhul şüpheliler hakkında suç duyurusunda bulunulmamış ve başvurucunun yaralanmasına neden olan faillerin tespiti ve gerekli ise cezalandırılması için soruşturma yürütülmesi sağlanmamıştır. Açıklanan gerekçelerle kolluk görevlilerinin müdahalesinden dolayı Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir."
TAZMİNAT DAVASININ REDDİ DE İHLAL SAYILDI
Gerekçede, başvurucunun, tam yargı sürecinin tamamlanmasından sonra yaptığı başvuruda, şikayetlerini tekrarladığı ve kolluk görevlilerinin fiziksel şiddetine bağlı olarak yaralandığının somut delillerle sabit olmasına rağmen idare mahkemesince tazminat talebinin reddedilmesi nedeniyle kötü muamele yasağının ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia ettiği de belirtildi.
"Kamu görevlilerinin kasti fiilleriyle gerçekleştirdikleri kötü muamele iddiaları yönünden asıl yolun ceza soruşturması olması tamamlayıcı bir giderim yolu olarak tazminat davasının da öngörülmesine engel değildir" denilen gerekçede, Anayasa’nın 40. maddesinin, kötü muamele yasağı ihlalleri sebebiyle oluşan maddi ve manevi zararların tazmin edilmesini sağlayacak yargısal mekanizmalar ihdas edilmesini zorunlu kıldığı vurgulandı.
Somut olayda AYM'nin, insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiği sonucuna vardığı kaydedildi.
"DEĞERLENDİRMEDEN DAVANIN REDDİNE KARAR VERİLDİ"
Ceza yargılamasında başvurucunun kolluk müdahalesi sonucunda yaralandığının kabul edildiği aktarılan gerekçede, şu tespitlere yer verildi:
"Bununla birlikte gerek ceza yargılamasında kitlesel bir kargaşayı bastırmak için güce başvurulmasının kaçınılmaz olduğunun ya da başvurucuya karşı kolluğun müdahalesini gerektirecek eylemlerinin somutlaştırılmadığı, dolayısıyla güç kullanımının gerekliliğinin ve orantılığının kolluk birimlerince ortaya konulamadığı, insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi boyutunun ihlal edildiği tespit edilmiştir. Bununla birlikte İdare Mahkemesinin ceza yargılamasında yapılacak değerlendirmeyi beklemeden başvurucunun idarenin eyleminden dolayı yaralandığına dair bir bilgi ve belge bulunmadığını kabul ettiği, Danıştay'ın ise ceza davasında ulaşılan sonucu değerlendirmeden davanın reddine dair kararı onadığı anlaşılmıştır.
Başvuruya konu olayda, Asliye Ceza Mahkemesi başvurucunun sanıkların eylemine bağlı olarak yaralandığının tespit edilemediğini belirtmiş ancak yaralanmanın kolluk görevlilerinin müdahalesi sonucunda meydana geldiğini kabul etmiştir. Buna rağmen İdare Mahkemesinin ceza soruşturmasında/kovuşturmasında yapılan değerlendirmeyi ve ulaşılan sonucu dikkate almadan '... zarara sebep olan olayın idarenin bir eyleminden kaynaklandığına dair bilgi ve belgenin bulunmadığı...' gerekçesine dayanarak davanın reddine karar vermesinin, zararın giderilmesi talebi bakımından başvurucuya başarı şansı sunmadığı ifade edilebilir. Açıklanan gerekçelerle insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağı ile bağlantılı olarak Anayasa’nın 40. maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir."
"KULLANILAN KAMUSAL GÜÇ ORANTILI DEĞİL" TESPİTİ
Başvurucunun ceza yargılaması sürecinin tamamlanmasından sonra yaptığı başvuruda, silahsız ve barışçıl bir gösteriye katılmasına ve herhangi bir şiddet eyleminin bulunmamasına rağmen kolluk görevlilerinin ağır fiziksel şiddetine uğraması nedeniyle toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğini iddia ettiği belirtilen gerekçede, şunlar kaydedildi:
"Asliye Ceza Mahkemesi kararında genel olarak hukuk dışı eylemlerde bulunan göstericilere kanuna uygun şekilde müdahale edildiği ifade edilmişse de başvurucunun kanuna aykırı bir eylemi tanımlanmamıştır. Ayrıca başvurucunun neden kolluk görevlilerinin güç kullanımına maruz kaldığına ilişkin bir açıklamada da bulunulmamıştır. Başvurucunun yaralanmasına neden olan muamele, insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir muamele olarak kabul edilmiştir. Bu durumun başvurucunun toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı üzerinde caydırıcı bir etkisi vardır. Kaldı ki toplantıya kolluk kuvvetince yapılan müdahale sonucu başvurucunun köprücük kemiği kırılacak şekilde yaralanması kullanılan kamusal gücün orantılı olmadığını göstermektedir. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir."
(ANKA)