ABD Başkanı Donald Trump'ın Hürmüz Boğazı'nı ticari deniz trafiğine yeniden açmak için NATO müttefiklerinden ve dünya güçlerinden yardım çağrısında bulunmasının ardından Avrupa'nın üç büyük ekonomisi sahaya çıktı, ama önce şart koştular.
İtalya, Almanya ve Fransa, i ateşkes sağlanması şartıyla boğazın yeniden açılmasına katkı sağlamaya hazır olduklarını açıkladı.
AVRUPA'NIN ŞARTI: ÖNCE DİPLOMASİ
Üç ülkenin ortak tutumu net bir mesaj taşıyor. Askeri ya da lojistik destek, ancak bölgede gerilimin düşürülmesi ve diplomatik ilerleme sağlanması halinde masaya gelecek.
Bu yaklaşım, Washington'ın hızlı ve çok uluslu bir operasyon kurma planlarını doğrudan zorlaştırma potansiyeli taşıyor.
Trump'ın çağrısının arka planında ise savaşın yükünün paylaşılması isteği var.
ABD, dünyanın en kritik deniz geçiş noktalarından birinde seyir serbestisini tek başına garanti altına almak istemiyor. Avrupa'yı da masaya çekmek istiyor, ancak Avrupa kendi kurallarıyla geliyor.
DÜNYA ENERJİ PİYASALARININ KİLİT NOKTASI
İran ile Arap Yarımadası arasındaki dar su yolu olan Hürmüz Boğazı, küresel petrol arzının önemli bir bölümünün her gün geçtiği stratejik bir koridor.
Boğazda savaş nedeniyle yaşanan aksamaların, uluslararası petrol piyasalarında sert dalgalanmalara ve enerji fiyatlarında küresel çapta artışa yol açtığını canlı olarak deneyimliyoruz.
Bu gerçek, boğaz meselesini salt bir bölgesel güvenlik sorunu olmaktan çıkarıp doğrudan herkesin cebiniı ilgilendiren bir meseleye dönüştürüyor.
Enerji fiyatlarındaki her sarsıntı, üretimden ulaşıma, gıdadan ısınmaya kadar geniş bir yelpazede maliyetleri yukarı çekiyor.
KOALİSYON KURMAK KOLAY DEĞİL
Avrupa'nın büyük üçlüsünün şartlı tutumu, bölgede uluslararası bir deniz güvenliği koalisyonu oluşturmanın ne kadar karmaşık bir süreç olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.
Trump geniş katılımlı bir operasyon istiyor, ancak Avrupalı müttefikler temkinli adım atıyor. Avrupa'nın mesajı apaçık, önce diplomasi yürüsün, operasyonel taahhüt sonra konuşulsun.
Washington'ın Avrupa'nın koyduğu ön koşullara nasıl yanıt vereceği ve NATO içinde ortak bir iradenin oluşup oluşamayacağı ise önümüzdeki günlerin kritik sorusu olarak masada duruyor.