Kimse orada aramıyordu: 180 milyon yıldır gizlenen yaşam bulundu!

Güneş ışığının hiç ulaşamadığı 180 metre derinlikte, 180 milyon yıllık bir yaşam izi. Fas'ın Atlas Dağları'ndaki kayalık yamaçlarda yalnızca sığ sularda oluşabileceği sanılan mikrobiyal mat izlerine rastlandı. Kimyasal analizler fotosentez değil, karanlıkta kimyasal enerji üreten bakterilere işaret ediyor.

Fas'ın Yüksek Atlas Dağları'nda sıradan bir saha gezisi, beklenmedik bir keşfe dönüştü. Texas Üniversitesi'nden paleoekoloji uzmanı Dr. Rowan Martindale, Dadès Vadisi'nin kayalık katmanlarını incelerken duraksadı. Kaya yüzeyindeki küçük kıvrımlar ve sırtlar dikkatini çekti. Bir bakışta ne olduğunu anlamıştı, ama tam da bu yüzden şaşırmıştı: Bu yapılar burada olmamalıydı.

YALNIZCA SIĞ SULARDA GÖRÜLÜYOR

Kıvrım yapıları, mikrobiyal toplulukların kumlu deniz tabanlarında mat oluşturmasıyla ortaya çıkar. Milimetreden santimetreye uzanan bu ince desenler, fotosentez yapan organizmaların ürünüdür; yani varlıkları için güneş ışığına ihtiyaç duyarlar. Bu nedenle bilim insanları onlara yalnızca sığ, aydınlık kıyı ortamlarında rastlamayı bekler.

FAS DAĞLARINDA 180 MİLYON YILLIK İZ: GÜNEŞSİZ DENİZDE YAŞAM

Günümüzden 540 milyon yıl önce hayvansal yaşam örneklerinin patlamasıyla birlikte deniz tabanı sürekli hayvanlar tarafından manipüle edilmeye başladı.

Canlıların bu faaliyeti, halihazırda oluşmuş mikrobiyal matların izlerini sildi. Bu yüzden kıvrım yapıları 540 milyon yıldan sonra oluşmuş kayaçlarda nadiren gözlemleniyor.

Martindale'in bulduğu örnekler yaklaşık 180 milyon yıllık; hayvanların deniz tabanını altüst ettiği bir dönemden, türünün beklenmedik derecede genç ve nadir bir örneği.

Ama bu kıvrımları akıl almaz yapan bir özellik daha var: bu kıvrımlar sığ kıyılarda değil, en az 180 metre derinlikte oluşmuş türbidit (sualtı çığlarının deniz tabanına bıraktığı yoğun tortu katmanlar) çökeltileriydi.

Peki, 180 metre derinlikte fotosentez ile beslenen bakteriler güneş görmeden nasıl çoğaldı?

Ekip bu sıra dışı bulguyu doğrulamak için önce tortul katmanların gerçekten türbidit olduğu teyit etti.

Ardından kıvrımların hemen altındaki çökellerden kimyasal analiz yapıldı; karbon oranının normalin belirgin biçimde üzerinde olduğu görüldü. Bu, biyolojik bir faaliyetin işaretiydi.

Son adımda modern derin deniz görüntüleri incelendi. Işığın hiç ulaşmadığı derinliklerde görev yapan sualtı araçlarının kayıtları, deniz tabanında mikrobiyal mat oluşumlarını zaten belgeliyordu. Ancak bunlar güneşten değil, kimyasal reaksiyonlardan enerji üretiyordu: buradaki bakteriler kemosenterikti.

Derin denize ulaşan türbidit akıntıları hem besin hem organik madde taşır, hem de çevredeki oksijen seviyesini düşürür. Bu koşullar, kemosenterik bakterilerin tutunması için beklenmedik bir ortam yaratır.

Akıntılar arasındaki sakin dönemlerde bakteriler tabana yayılır, mat oluşturur ve zamanla yüzeyde o karakteristik kıvrımlı desenler belirginleşir. Bir sonraki akıntı genellikle her şeyi siler; ama zaman zaman mat gömülür, taşlaşır ve milyonlarca yıl sonra gün yüzüne çıkar.

DÜNYADA EVRİM VE YAŞAM TARİHİNİN BİR PARÇASINI KAÇIRIYOR OLABİLİRİZ

Martindale, araştırmasını ilerletmeyi planlıyor. Türbidit ortamlarında kıvrım yapılarının nasıl oluştuğunu anlamak için laboratuvar deneyleri hazırlıyor. Daha büyük hedef ise şu: Eğer kemosenterik matlar da kıvrım yapısı bırakabiliyorsa, jeologların antik yaşam izlerini ararken görmezden geldiği ortamlar var demektir.

Bilim ve Teknoloji Haberleri