Enerji krizine yeni çözüm: Hidrojen bulamıyorlarsa ekmek yesinler!

Edinburgh Üniversitesi araştırmacıları, bayat ekmek kırıntıları ve E.coli bakterileri kullanarak hidrojen gazı üretti. Nature Chemistry'de yayımlanan çalışma, plastikten ilaca pek çok sektörde kullanılan hidrojenleme sürecini fosil yakıtsız gerçekleştirmenin mümkün olduğunu kanıtlarken çöpe gidecek ekmeklerin hammadde olarak kullanılması süreci "karbon negatif" kıldı.

Bilim insanları, fosil yakıtlara dayalı endüstriyel süreçlerin yerine geçebilecek yeni bir yöntem geliştirdi. Edinburgh Üniversitesi'ndeki Wallace Laboratuvarı'nda yürütülen araştırmada, bayat ekmek kırıntıları ve E.coli bakterileri kullanılarak hidrojen gazı üretildi.

Nature Chemistry dergisinde yayımlanan çalışma, plastikten ilaca, kozmetikten gıdaya kadar pek çok sektörde kullanılan hidrojenleme (hidrojenasyon) işleminin fosil yakıt bağımlılığından kurtulabileceğine işaret ediyor.

HİDROJENLEME NEDİR, NEDEN ÖNEMLİ?

Hidrojenleme, hidrojen gazının çeşitli maddelerle birleştirilerek yeni ürünler elde edilmesi sürecidir. Polimer sentezinden bitkisel yağların katı hale getirilmesine, ilaç üretiminden kozmetik sanayisine kadar geniş bir kullanım alanı bulunuyor.

Gıda ambalajlarında sıkça rastlanan "trans yağ" ifadesi de bu sürecin bir ürünü. Ancak geleneksel hidrojenleme yöntemleri fosil yakıtlara bağımlı ve ciddi bir karbon ayak izi bırakıyor.

EKMEK KIRINTILARI VE BAKTERİ YETERLİ

Biyolog Stephen Wallace ve ekibi, soruna beklenmedik bir noktadan yaklaştı. E.coli bakterilerinin oksijensiz ortamda organik maddelerle beslendiğinde doğal olarak hidrojen gazı ürettiği biliniyor.

Araştırmacılar bu mekanizmayı endüstriyel ölçekte kullanılabilir hale getirmek için genetik olarak değiştirilmemiş, doğal olarak yüksek hidrojen üretimine yatkın E.coli bakterilerini seçti.

Bakteriler önce oksijenli bir ortamda az miktarda glikozla beslendi. Büyüme fazlarının ortasında ortama ekmek kırıntıları ve biyouyumlu bir katalizör eklendi, ardından oksijensiz koşullar sağlanarak bakteriler yeniden inkübe edildi.

Sonuçlar, bu bakterilerin daha önceki deneylerde kullanılan genetik olarak değiştirilmiş bakterilerden çok daha verimli performans gösterdiğini ortaya koydu. Ekmek kırıntılarındaki glikozu metabolize eden bakteriler, ek genetik müdahaleyle belirli metabolitler üretmeye yönlendirildiğinde hidrojen üretimi daha da arttı.

DAHA ÖNCE DENENMİŞ AMA BAŞARILAMAMIŞTI

E.coli gibi anaerobik mikropların hidrojen üretme kapasitesi bilim dünyasında biliniyordu. Daha önce genetik olarak değiştirilmiş E.coli bakterileriyle benzer deneyler yapılmıştı, ancak kullanılan örnekler metabolik açıdan sorunluydu ve manipülasyona dirençliydi. Bakterilerin hidrojen üretmesi aşırı uzun sürüyor, verimlilik düşük kalıyordu. Wallace'ın ekibi ise doğal bakterilerle çalışarak bu engeli aştı.

KARBON NEGATİF SONUÇLAR

Araştırmanın en çarpıcı bulgusu, bu yöntemin yalnızca fosil yakıtlardan daha temiz olmakla kalmayıp "karbon negatif" sonuçlar verebilmesi. Zaten çöpe gidecek olan bayat ekmeklerin hammadde olarak kullanılması, üretim sürecinin toplam karbon emisyonunu sıfırın altına düşürdü. Araştırmacılar, bu düzeyde bir emisyon azalmasının küresel ısınmanın etkilerini yavaşlatma, hatta tersine çevirme potansiyeli taşıdığını öngörüyor.

Wallace, çalışmanın sonuçlarını değerlendirirken bu hibrit kimya-mikrobiyoloji sürecinin atık kaynaklı girdilerle karbon negatif sonuçlara ulaşabildiğini, biyouyumlu kimyanın canlı hücrelerde sürdürülebilir sentez için önemli bir potansiyel taşıdığını vurguladı.

ÇÖPTEN YAKITA GİDEN YOL

Buruşturulmuş plastik şişelerden vanilya aroması, kahve telvesinden biyoyakıt üretimi gibi çöpü değere dönüştüren yenilikçi çözümlerin listesi giderek uzuyor. Ekmek kırıntılarından elde edilen hidrojen yakıtı da bu listeye eklenen son halka.

Hidrojenleme sanayinin temel taşlarından biri olmaya devam ederken, fosil yakıtlara dayalı üretim modelinin sürdürülebilir alternatiflerle değiştirilebileceği artık bir olasılıktan öte bilimsel bir kanıta dönüşüyor.

Bilim ve Teknoloji Haberleri