Şezlongda mesai var! Beni de görün, beni de görün!

Tatiller artık dinlenmek değil, şık bir performans... "Şehirdeki stresi" bırakmak yerine keten gömleğe sarıp sahile taşıyoruz. Peki, anı mı yaşıyoruz yoksa görünmeme korkusunu mu?

Halk TV sizin sesiniz! Tıklayın güvenilir kaynağınıza ekleyin
Aronya
Aronya Editör
Şezlongda mesai var! Beni de görün, beni de görün!

Yıl boyunca kurduğumuz o tatil hayallerini bir düşünün. Alarm sesine uyanmadığımız, takvimlerin ve toplantıların silindiği, sadece deniz kokusunun ve sessizliğin hakim sürdüğü o anları…

Şezlongda mesai var! Beni de görün, beni de görün! - Resim : 1

Ve o çok beklediğimiz gün gelip çatıyor ancak bu kez de üzerimizdeki şehir yorgunluğunu atmak yerine kendimizi bambaşka bir koşturmacanın ortasında buluyoruz. Bizi dinlendirmesi gereken o sahil kasabaları, bir anda zihnimizde yapılacaklar listesinin yenilendiği birer açık hava sahnesine dönüşüyor. Ofisteki projelere yetişme telaşı bitiyor belki ama şimdi de gün batımında doğru ışığı yakalama, aylar öncesinden rezerve edilmiş "doğru" restorana zamanında varma, o anı kusursuz bir kareyle belgeleme ve sosyal medyaya yükleme stresi başlıyor. Şehirde biriken zihinsel yükü bir kenara bırakmak yerine, üzerine şık bir keten gömlek geçirip deniz kenarına taşımaktan öteye geçemiyoruz. Hatta sırf o tatillere fotoğraf çektirip sosyal medyaya koymak için bile gidenler var desem inanın abartmış olmam.

Şezlongda mesai var! Beni de görün, beni de görün! - Resim : 2

Bu bitmeyen koşturmacanın ardında ise aslında görünenden çok daha derin bir toplumsal psikoloji yatıyor aslında. Sosyal medyanın hayatımızın merkezine kurulmasıyla birlikte, deneyimlediğimiz anların değeri ne kadar zevk aldığımızla değil, dışarıya ne kadar "görkemli" sunulduğuyla ölçülür oldu.

Şezlongda mesai var! Beni de görün, beni de görün! - Resim : 3

Eskiden bir anı biriktirmek için çekilen fotoğraflar, şimdilerde bir çeşit "yaşam standardı kanıtı" haline geldi. Fotoğraf karelerinin arkasındaki o uzun hazırlıklar, tekrar tekrar çekilen pozlar ve kombin arayışları, tatili bir dinlenme alanından çıkarıp disiplinli bir “tatil performansı sanatına” çevirdi adeta. İşin acı tarafı, şezlongda uzanırken bile içten içe bir "görünür olma" mesaisi yürütüyoruz. Kendimize ait olması gereken o en kişisel anları, başkalarının dijital vitrinlerine sunmak üzere harcarken asıl kaçırdığımız şey tam da aradığımız o huzurun kendisi oluyor ne yazık ki.

Peki, bizi kendi tatilimizde birer oyuncuya dönüştüren bu görünmez baskının kaynağı ne? Belki de bütün bu gösterinin altında daha büyük bir korku var: “Sınıfsal korku" Buradaki sınıfsal korku yalnızca bir cüzdan meselesi değil elbette; hayatı kaçırma korkusuyla, statü kaygısıyla ve "yeterince başarılı veya mutlu görünmeme" endişesiyle beslenen zihinsel bir yoksulluk. Kalabalıkların arasında "ben de buradayım, ben de hayatı en güzel haliyle yaşıyorum " diyebilmek adına harcadığımız bu çaba, "beni de görün, beni de görün" çığlığı aslında kırılganlığımızı gizleme çabasından başka bir şey değil. Oysa gerçekten anın içinde olan rüzgarın tenine değmesinden ve dalga sesinden keyif alan bir insan, bunu başkalarına kanıtlamak için saatlerini harcama ihtiyacı duymaz.

Şezlongda mesai var! Beni de görün, beni de görün! - Resim : 4

Belki de bu yaz, kendimize verebileceğimiz en büyük hediye bu döngüyü kırmak olacak. Telefonu odada unuttuğumuz, saçımızın rüzgardan nasıl dağıldığını hiç umursamadan denize koştuğumuz ve hiçbir karesini ölümsüzleştirmediğimiz ama hafızamıza kazınan ailemizle, dostlarımızla yenilen akşam yemekleri, komik atışmalar… O anları hangi sosyal medya resmedebilir, o duyguyu karenin dışında olan kim anlayabilir?

Çabalamayı, sergilemeyi ve bir sınıf gösterisinin parçası olmayı bıraktığımız an, o keten gömleğin altındaki gerçek yorgunluk da yerini derin bir nefese bırakacak. Çünkü en güzel tatil, kimseye hiçbir şey kanıtlamak zorunda kalmadığınız, sadece kendinizle ve doğayla baş başa kalabildiğiniz o sessiz anlarda gizlidir.

Kaynak: Halk TV Haber Merkezi
Tatil Sosyal Medya