Halk TV Canlı Yayın
Tolga Şardan (Büyüteç)

Tolga Şardan (Büyüteç)

BÜYÜTEÇ’e bir yasa hükmüne dikkat çekerek başlayalım, öncelikle.

Sözünü edeceğim yasa hükmü, halen yürürlükteki 5442 sayılı İller İdaresi Yasası.

Devletin illerdeki en tepedeki temsilcisi valilerin, sorumlu oldukları il sınırları içindeki görevleri, sorumlulukları ve yetkilerini düzenleyen yasa.

Yani, bir valinin görev yaptığı şehirdeki çalışmalarını yürütmesini sağlayan en güçlü mevzuat.

İlk kez 1949’da TBMM’de kabul edilip yürürlüğe giren bu yasa, zaman içinde değişime uğradı. Ancak bu değişim sırasında valilerin görevi, yetki ve sorumluluklarında daralma olmak bir yana genişlemeler gerçekleştirildi.

Yasanın uygulamaya konulduğu dönemdeki valilerin görev, yetki ve sorumlulukları, 16 Temmuz 2016’daki başarısız darbe girişiminden sonra daha da güçlendirildi.

Valilerin, mülki idareyi yönetmek amacıyla kendilerine rehber aldıkları yasada, sorumlu oldukları kentin kamu güvenliğinin sağlanması konusu şöyle yer alıyor:

“Madde 11:

(1) A) Vali, il sınırları içinde bulunan genel ve özel bütün kolluk kuvvet ve teşkilatının amiridir. Suç işlenmesini önlemek, kamu düzen ve güvenini korumak için gereken tedbirleri alır. Bu maksatla Devletin genel ve özel kolluk kuvvetlerini istihdam eder, bu teşkilat amir ve memurları vali tarafından verilen emirleri derhal yerine getirmekle yükümlüdür.

B) Memleketin sınır ve kıyı emniyetini ve sınır ve kıyı emniyetiyle ilgili bütün işleri, yürürlükte bulunan hükümlere göre sağlar ve yürütür.

C) İl sınırları içinde huzur ve güvenliğin, kişi dokunulmazlığının, tasarrufa müteallik emniyetin, kamu esenliğinin sağlanması ve önleyici kolluk yetkisi valinin ödev ve görevlerindendir. Bunları sağlamak için vali gereken karar ve tedbirleri alır.

Vali, kamu düzeni veya güvenliğinin olağan hayatı durduracak veya kesintiye uğratacak şekilde bozulduğu ya da bozulacağına ilişkin ciddi belirtilerin bulunduğu hâllerde on beş günü geçmemek üzere ildeki belirli yerlere girişi ve çıkışı kamu düzeni ya da kamu güvenliğini bozabileceği şüphesi bulunan kişiler için sınırlayabilir; belli yerlerde veya saatlerde kişilerin dolaşmalarını, toplanmalarını, araçların seyirlerini düzenleyebilir veya kısıtlayabilir ve ruhsatlı da olsa her çeşit silah ve merminin taşınması ve naklini yasaklayabilir.”

Görüldüğü gibi; bir valinin “sorumlu olduğu kentteki yurttaşların can ve mal güvenliğini sağlamak” için kullanacağı yetkiler böyle. Yasaya göre, kentin asayişi, huzuru ile yurttaşların can ve mal güvenliklerinden birinci derecede sorumlu olan devlet görevlisinin adı vali.

Gelelim, bu yasa hükmünü hatırlatmanın gerekçesine.

Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi, 10 Ekim 2015’te Ankara Garı önünde yaşanan ve 103 kişinin yaşamını yitirdiği Cumhuriyet tarihinin en ağır ve en kanlı terör eylemiyle ilgili gerekçeli kararını açıkladı.

Mahkeme Başkanı Selfet Giray, üyeler Ömer Ünal ve Erhan Karakaya ile Cumhuriyet savcısı Adnan Gümüş’ün imzasını taşıyan gerekçeli karar 872 sayfa.

Mahkeme heyeti, gerekçeli kararda, 10 Ekim 2015 günü Ankara’da düzenlenen Barış Mitingi’nin toplanma alanı olan Ankara Garı önündeki topluluğa yönelik radikal dinci terör örgütü DEAŞ’lı iki canlı bombanın gerçekleştirdiği saldırıyla bağlantı olarak yargılanan sanıklarla ilgili cezaların gerekçesini ortaya koydu.

Heyet kararında, DEAŞ’la ilgili geçmişten bugüne kadar geçen sürede yaşananlarla ilgili pek çok detaylı bilgi verdi.

Ancak, kararda değinilmeyen çok önemli bir konu vardı: İstihbarat zafiyeti.

Bu konuya değinilmeden geçmek maalesef olmaz.

Bir dönem ülkenin değişik yerlerinde farklı terör örgütlerince gerçekleştirilen bombalı saldırı, canlı bomba ve bombalı araç eylemleri sonrasında hep tartışılan konuydu, istihbarat zafiyeti.

Hatırlayalım, kamu güvenliğinin sağlanması için faaliyet yürütmekle görevli devletin istihbarat birimlerinin bu eylemlerden birçoğundan bilgisinin olmadığının ortaya çıkmıştı. Bu durum, hatırı sayılır tartışmalara neden olmuş ve bu istihbarat birimlerini eleştirilerin merkezine koymuştu.

Bu çerçevede yine hatırlayalım; saldırı sonrasında yapılan soruşturmada DEAŞ’ın bu eylem için nasıl hazırlandığı, nasıl ve kimlerle karar aldığı, kimlerin eylem için görevlendirildiği, kimlerin eylemcilere yardım edeceği tek tek ortaya çıkarılmıştı.

İnsanımızın her sabah “Acaba bugün nerede terör eylemi olacak?” diyerek gözünü açtığı günlerdi. Terör örgütlerinin devletin zafiyetini görüp, birbirlerine nazire yaparcasına yaptıkları eylemlerin yaşandığı süreçti.

Bunları alt alta koyduğumuzda, işte yazının başında yer verdiğim yasa hükmü daha önemli hale geliyor.

Madalyonun bir yüzünde istihbarat zafiyeti, diğer yanında ise valilerin kamu güvenliğindeki sorumluluğu.

Hangi tarafa bakarsanız bakın, sonuç yurttaşın zarar görmesiyle sonuçlanıyor.

Tıpkı, 10 Ekim 2015’teki terör eylemi sonrasında olduğu gibi. Saldırının akabinde “görevi ihmal ettikleri” iddiasıyla haklarında adli soruşturma başlatılan devlet görevlileri hakkında “takipsizlik kararı” verildi.

Aynı zamanda, gerekçeli kararda da yer alan bu durum, devletin yurttaşından ziyade kendi memurunu koruduğunu ortaya koyuyor.

Yüzden fazla insanımızın yaşamına mal olan bu eylem sırasında kenti yönetenlerin bugün haklarındaki takipsizlik kararıyla ellerini kollarını sallayarak gezmeleri vicdanları kanatmaktadır. Yakınlarını terör eyleminde yitirenlerin yüreklerini dağlamaktadır.

Sadece Ankara’yı yönetenler mi? Elbette değil, o dönem istihbarat faaliyetlerinin yürütmekte olan birimlerin başındaki isimler de benzer rahatlık içinde hiçbir şey olmamış gibi yaşamlarını sürdürüyorlar.

Artık, devletin geldiği durumla yüzleşip, görevini ihmal edenden hesabını sorması lazım. Aksi takdirde, işini iyi yapıp bugün bu topraklarda bombaların patlamasını önleyenlerin hakkını yemiş olacaktır.

Bu yazı toplam 582 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

Yazarın Diğer Yazıları

Tüm Yazıları »