Siz ‘insan’ olun, kadından imam da olur peygamber de!

İnsanlığınızdan eksilerek “erkek” olduysanız, kadından imam olmaz size göre tabii…

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş “Kadın imam var mı” sorusuna “Kadından imam olmaz” diye cevap vermiş.

Duyunca “Erkekten ‘insan’ olur mu” diye sormak geldi içimden!..

Malûm, insanlığımızdan eksilerek “erkek” ve “kadın” oluruz.

Ataerkil ekonomi-politika ve onun ürünü olan kültürel örüntü, kadınlık-erkeklik kimliklerini, rol ve davranışlarını hayata geçirirken erkekten, aslen insana mahsus olsa da kadına “özgülenen” özellikleri bastırmasını ister. Aynı vahim durum, kadın için de söz konusudur. O yüzden erkek ağlamaz, kadın öfkelenmez; erkek şiddet, kadın şefkat üretir; hoyratlık erkeğe, yumuşaklık kadına yakıştırılır; erkekten aileye yönetici-reis olur, kadından da aileye emekçi-köle…

İşte aynı doğrultuda erkekten imam olur da kadından olmaz. “İmame”, tespih başlığıdır, o kadar…

***

Hâlbuki kazın ayağı hiç de öyle değil.

İslamiyet’te tarihten güncelliğe, kadını imam olarak da şeyh olarak da (“şeyhe”), mürşit olarak da (“mürşide”), veli olarak da (“veliyye”) gördüğümüz örnekler var.

Dahası, kadından peygamber (“nebiyye”) olur da demiş İslam alimleri, fakihleri, mutasavvıfları var.

Yani mesele Ali Erbaş’ın bir gazeteci sorusuna iki taşın arasında sıkıştırıverdiği şekilde basit bir cevapla geçiştirilemez. Diyanet reisi, böyle yapabiliyorsa gücünü İslami müktesebattan ziyade kırsal-pastoral ataerkil taassubun kökleştirdiği bir gelenekten alıyor.

Şüphesiz İslam bünyesinde onun gibi ahkam kesenler ekseriyet oluşturmakta. Fakat siz eğer Diyanet İşleri Başkanı iseniz, bu hususta hiç de yabana atılamayacak istisnaları, o “ataerkil kaide”yi bozan kanaat, yaklaşım ve savları da bildirmek durumundasınız!..

***

İslam teolojisi ile iştigal edenin yapmadığını/yapamadığını, yıllarını “İslam antropolojisi”ne vakfetmiş biri olarak naçizane biz yapalım ve bildirelim: Kadının imam olmasını mutlak surette caiz gören ve kadın imam olup erkeklere namaz kıldırabilir diyen, hiç de öyle kolayından bir kenara itilemeyecek müçtehitler var. İbn-i Rüşd’de de Ebu Sevr’de de Taberî’de de İmam Şafiî’nin talebesi Müzenî’de de ve şu tarih yüceltmesi yaptığınız “Diriliş Ertuğrul” dizisinde adeta “Ertuğrul Gazi”ye feyz saçar şekilde yalan-yanlış kurguladığınız İbn-i Arabi’de de bu yaklaşım hâkimdir.

Evet, “Vahdet-i Vücut” anlayışının piri Muhyiddin-i Arabi hazretleri diyor ki kadından imam olur.

Ali Erbaş hazretleri de diyor ki kadından imam olmaz.

İbn-i Arabi, 13’üncü yüzyıldan bu yana hâlâ ışıl ışıl, pırıl pırıl bizimle. “Şeyh-i Ekber” (şeyhlerin en büyüğü) denmiştir ona… Tabii “Vahdet-i Vücut” anlayışıyla tasavvufu hayli uç noktalara çekmesine kızıp ona “Şeyh-i Ekfer” (kafirlerin şeyhi) diyenler de çıkmıştır.

Ama o da altta kalmamış, İslam adına “o olmaz, bu olmaz”, “şu caiz değil, bu mubah değil”, “şu mekruh, bu bid’at” diye ortalıkta homur homur bir yasakçılıkla dolaşan âlimlere, “ümmetin firavunları”, “salih kişilerin deccalleri” demiştir.

Bakalım Ali Erbaş hocamız da İbn-i Arabi gibi yüzyıllara göğüs gerecek bir ilim-irfanla tefrik olunacak mı tarihin defterinde?.. Hayırlısı Allahtan!..

Devam edelim! Kadından şeyh, mürşit, veli (evliya), imam olabildiği gibi peygamber de (“nebiyye”) olur. Allah, Hz. Meryem’le konuşmuş, Hz. Musa’nın annesine vahiy gelmiştir; Kuran’da kayıtlıdır (Süleyman Uludağ, Sûfî Gözüyle Kadın, İnsan Yayınları, 1995, s. 19-20).

İbn-i Arabi gibi Endülüslü olan fakih ve muhaddis İbn-i Hazm, kadından nebi(yye) olacağı konusunda Kuran, yani “Allah beyanı”nın hiçbir tereddüde yer bırakmadığını ileri sürer. Yine Prof. Süleyman Uludağ hocamızdan aktaralım:

“Yüce Allah, ‘İshak’ın annesine oğlu olacağını müjdeledik’ (Hûd: 71) diyor; ‘Musa’nın annesine vahyettik’ (Tâhâ: 38, Kasas:7) diyor. Ona ne yapması lazım geldiğini söylüyor. Hak Teâla, Hz. Meryem’e melek gönderiyor, melek onunla konuşuyor (Meryem: 17-21). Melek ancak nebîlere gelir. Ümm-i İshak, Ümm-i Musa ve Hz. Meryem peygamberdirler.”

***

Kadının peygamber olabileceğini ileri sürmenin mümkün olduğu bir inanç atmosferinde imam olacağını düşünmenin de hayata geçirmenin de önünde dinen ve "diyaneten" hiçbir engel yoktur. Kadından imam olur ve oluyor da… Arkaik bir kırsal-pastoral (feodal) ataerkillik cenderesinde ne yazık ki takılıp kalmış bu garibim toprakların ötesinde, ataerkil taassup erbabının “caiz değil” nidalarının şen kadın kahkahaları arasında buharlaştığı diyarlarda İslam’ı yaşıyorsanız, bu bal gibi de mümkün…

Söz gelimi Afrika asıllı Amerikalı Müslüman-feminist kadın yazar Amina Wadud “Kuran ve Kadın” adlı kitabında kadından imam olabileceğini savunduğu gibi, ilk olarak 2005 yılında ABD’de erkekli-kadınlı bir cemaat önünde, bir diğer kadın tarafından (“müezzine”) okunan ezanın ardından cuma namazı kıldırmıştır. Bunu Kanada’da yaşayan Pakistanlı Müslüman gazeteci ve kadın hakları savunucusu, İslam’da kadınlı-erkekli birlikte ibadet anlayışının da öncülerinden Raheel Raza’nın 2008’de İngiltere-Oxford’da yine kadınlı-erkekli bir cemaat önünde Cuma namazını kıldırması izledi.

O gün bugündür kadınların erkeklere imam olarak namazda liderlik edebileceğine ilişkin bol miktarda fetva da çıktı, akademik makaleler de yayımlandı (bunlar arasında hayli karakteristik ve doyucu olanlardan birini referans olarak da verelim: Ahmed Elewa - Laury Silvers, “I am One of the People: A Survey and Analysis of Legal Arguments on Woman-Led Prayer in Islam”, Journal of Law and Religion, Cilt: 26, No: 1, 2010-11).

Ve nihayet, erkek egemenliği, öncelikliliği, “aslî”liği karşısında artık yeter diyen Batılı Müslüman kadınlar, 2016’da Danimarka’da kendi camilerini, yukarıda kaydettiğimiz üzere peygamber sayılan Hz. Meryem’in adıyla (“Mariam Mosque”) açtılar.

Yanlış anlaşılmasın! Bu caminin kapısı erkeklere kapalı değil. Ama bu camiye giden erkekler, kadınlı-erkekli birlikte çıkıyor Allah’ın huzuruna; bir kadının okuduğu ezanın ardından, yine bir kadının imamlığında kılınan namaz eşliğinde…

Camiyi hayata geçiren, feminizmle barışık iki Müslüman kadın, Sherin Khankan ve Saliha Marie Fettah, hareket noktalarının “İslam” adı altında sergilenen ataerkil yapılanma ve tahakküme meydan okumak olduğunu söylemişler (T. Atay, Çin İşi Japon İşi – Cinsiyet ve Cinsellik Üzerine Antropolojik Değiniler, İletişim Yayınları, 2017 [2 baskı], s. 148).

Artık yazının sonuna gelirken dönelim tekrar “Şeyh-i Ekber”, Endülüslü Muhyiddin-i Arabi’ye ve bakalım başta sözünü ettiğimiz şu “İnsanlığımızdan eksilerek erkek ya da kadın oluyoruz” iddiası bağlamında o ne söylemiş?.. Yine Süleyman Uludağ hocadan aktarıyoruz:

“İbn Arabi her erkekte bir dişilik, her dişide bir erkeklik görür. Havva Âdem’den yaratıldı. O halde aslı itibariyle erkektir; zira erkektendir. Havva Âdemden dünyaya gelmiştir. O halde Âdem’de bir tür müenneslik [dişilik] vardır” (Uludağ, aynı eser, s. 75).

İşte, İslam dairesi içinden böyle bakarsanız, yani her erkekte kadınlık, her kadında erkeklik var diye “içtihat ederseniz”, kadından imam, sûfi, peygamber olur, neden olmasın diye düşünürsünüz.

Amma velakin, insanlığınızdan eksilerek “erkek” olduysanız, kadından imam olmaz size göre tabii…

O yüzden siz “insan” olun, bakın göreceksiniz, kadından nasıl da güzel mi güzel, muhterem mi muhterem ve mübarek mi mübarek imam oluyor!..

Önceki ve Sonraki Yazılar