Halk TV Canlı Yayın
Fatih Ertürk

Fatih Ertürk

Herkes CHP'yi konuşuyor, CHP'yi tartışıyor. Tabi herkes dediğim sokaktaki kendi işinde ve gücündeki vatandaş değil. Onlar zaten Cumhuriyet Halk Partisindeki değişim ve gelecekten umudu keseli epeyi bir zaman oldu. Ancak tarihe not düşmek adına bazı şeyleri konuşmak ve not düşmek gerektiğine inanıyorum. Çünkü yandaş medya yazarları iştahla CHP ve İyi Parti'den kopacak bir grupla mecliste yeni bir muhalefet partisi inşa edilebileceğinden bahsediyor. (

Aslında bu zorlama bir yazı. Bu Cumhuriyet Halk Partisini bölerek bir tarafını şoven ve mezhepsel bir yapının kontrolünde gösterme kalanını da İyi Partiden kopacak bir grupla bir araya getirip bir "siyasi kokteyl" arayışı. Ancak burada ısrarla üzerinde durmak istediğim bir konu var. Kaynağını "ulus devlet" ve "eşit yurttaşlık" bilincinden alan; din, dil,ırk ve mezhep ayrışmasına karşı "ortak cumhuriyet" anlayışını dile getiren Atatürkçü ve laik bir cumhuriyet anlayışından CHP koparıldığı gün bu film biter. Çünkü var olan ve kurulması tamamlanmaya çalışan "Sünni merkezli", "Müslüman kardeşlerin vücut bulduğu", "yüzü ortadoğuya dönük" bir "İslami Emirlik" kurulmasının önündeki en son engel Cumhuriyet Halk Partisidir. Her şeyden gerektiğinde vaz geçen ve politik olarak kendisine anlamlı gelmeyen her türlü ulusal değeri elinin tersiyle iten Erdoğan'ın "Rabia" işaretinden ısrarla ve inatla vazgeçmemesinin tek nedeni "Müslüman Kardeşler" rüyasının onun için sürmekte olmasıdır.

Bunun gerçekleşmesi için en büyük engel Atatürk'ün kurduğu kurucu güç Cumhuriyet Halk Partisinin yapısının ve niteliğinin değişmesidir. Çünkü "Kurucu gücü ortadan kaldırmadan yeni bir kurucu güç ihdas edemezsiniz". Bunun en etkili yollarından biri de CHP'yi bir mezhep kıskacına ve tahakkümüne hapsetmek, bu partiye oy veren insanları zorunlu bir tercihe sürükleyerek CHP'nin yapısını ve dokusunu sonsuza kadar bozmaktır. Bu bir tuzaktır. bu sadece CHP'ye karşı kurulmuş bir tuzak değildir. Bu var olan cumhuriyetin tüm değerlerine ve kalan son kurumlarına karşı ahlaksızca, gaddarca hazırlanmış tehlikeli bir tuzaktır. Hırsı aklının önüne geçmiş siyaset uzantılarının, sadece parti içi iktidarı elde tutmak gayesiyle partinin böyle bir tuzağa sürüklenmesine izin vereceklerini asla düşünmek bile istemiyorum.

Bakın yakın tarihte aynı HDP'nin ham "Kürt milliyetçiliği" gibi "Alevi milliyetçiliği" yapan iki parti kuruldu. biri Mustafa Timisi önderliğinde kurulan "Türkiye Birlik Partisi", diğeri biraz daha yakın zamanda Ali Haydar Veziroğlu tarafından kurulan "Barış Partisi". Peki ne oldu derseniz. En başta aydınlık yüzlü, Atatürkçü, Cumhuriyetçi, eşit yurttaşlığa ve ulus devlet anlayışına inanan Alevi yurttaşlarımız bu partiye sırtını döndü. Türkiye Birlik Partisi (1966-1973); Alevi kökenli bir grup siyaset adamınca 17 Ekim 1966'da Birlik Partisi (BP) adıyla kuruldu, genel başkanlığa Hasan Tahsin Berkman getirildi. Partinin amblemi Ali'yi simgeleyen bir aslanla, onun çevresinde 12 imamı temsil eden 12 yıldızdan oluşuyordu. Bir anlamda isyan ve inat partisiydi ancak yüzde 1,1 oy oranını hiç bir zaman aşamadı. 16 Ekim 1981 yılında askeri konsey tarafından kapatıldı. Mustafa Timisi CHP saflarında siyaset yapmaya devam etti.

Bir deneme daha vardı siyaset sahnesinde; Barış Partisi. Barış Partisi, 1996-1999 yılları arasında Türkiye'de etkinlik göstermiş siyasi parti.1995'te kurulan ve ertesi yıl partileşen Demokratik Barış Hareketi'nin, programında Diyanet İşleri Başkanlığı'nı devlet kurumu olmaktan çıkarmayı savunduğu için hakkında kapatılma talebiyle dava açılması üzerine, 10 Aralık 1996'da gene DBP'nin lideri olan CHP eski milletvekili ve iş adamı Ali Haydar Veziroğlu öncülüğünde kuruldu. Veziroğlu da genel başkanlığa getirildi. 2 Kasım 1997'de yapılan ilk kongrede ise Yeni Demokrasi Hareketi, Barış Partisi'ne katıldı. Katıldığı 1999 genel seçimleri'nde yüzde % 0,25 oy oranıyla başarılı olamadı. 9 Mayıs 1999'da yapılan son kongresinde fesih kararı aldı.

Yani; Türkiye'de bir araya gelinmeden, birlik olunmadan iri ve diri olunamaz. Bunun dışındaki her türlü arayışlar Türkiye'yi Lübnanlaştırır (Lübnan'da 4 ana siyasi hareket vardır. Sünnü El Müstakbel partisi ki genellikle iktidar onlardadır. Şii Emel Partisi, Velid Canbolat'ın liderliğini yaptığı Dürzilerin partisi ve Hristiyanların milis gücü olarak da geliştirdiği Falanjist Parti. Yıllardan beri bu 4 partinin milisleri Lübnan'ı ve Beyrut'u kan gölüne çevirmiştir). Şimdi CHP'ye aklı evvel bazı siyasetçiler tarafından sırf siyasi hırs üzerinden büyük bir tuzak kuruluyor. Aslında bu tuzak daha yeni kurulmadı. İsetrseniz biraz önceye gidelim.

Erken seçim kararı alındıktan hemen sonra CHP'de "uyanık" geçinen genel merkezdeki bir grup listeler üzerinden partiye hakim olmak için harekete geçti. İlk adım; belediye başkanlarıyla organize hareket etmekti. Çünkü genel seçimlerin hemen ardından belediye seçimleri vardı ve belediye başkanlarına eğer seçim sonrası toplanması muhtemel kurultay kendi lehlerine sona ererse "tekrar seçilme" garantisi verildi. Hatta bazı belediye başkanlarına "Merak etmeyin vekil listelerini de siz yapacaksınız" garantisi bile verildi. Belediye Başkanlarının yüreğine su serpen açıklama ise sonradan geldi.  CHP genel başkanı Kılıçdaroğlu "Mevcut belediye başkanları görevlerine devam edecek. Belediye başkanlıklarında ön seçim yapmayacağız" biçiminde bir demeçle belediye başkanlarının yanmış! yüreklerine su serpildi. Ancak gücü eline alan belediye başkanları milletvekili listesini de kontrol etmek istediler. Genel merkezdeki "uyanık" grupla belediye başkanları orasında ortak bir sözlü anlaşma gerçekleştirildi. "Muhalif" olarak istenilen isimler partiden tasfiye edilecek ve parti "dikensiz gül bahçesi" haline getirilecekti. İlk itiraf genel başkan yardımcısı Seyit Torun'dan geldi. Torun listelerin belli olmasından sonra Halk TV'deki bir açıklamasında "Şöhretli isimlere yer vermedik" dedi. Bunun açıklaması şuydu; CHP'de dik duran, mücadele eden, biat etmeyen, Atatarkçü ve Cumhuriyetçi gelenekleri sürdüren isimler artık CHP'de olmayacaktı. Örneğin "47"'ler diye bir grup milletvekilinden oluşan seçim öncesi genel merkeze yol göstermek isteyen, "kişiye biat" yerine "partiye sadakat"'i savunan grup tamamen biçildi. Haluk Pekşen, Mustafa Balbay, Barış Yarkadaş,Necati Yılmaz, Eren Erdem, Hüsnü Bozkurt, Umut Oran gibi isimler parti dışına itildi. MYK üyelerinin hepsi (Tekin Bingöl Ankara 1. bölge 1. sıradan aday yapıldı. Burası Çankaya idi ve partinin kalbiydi. Seçmen buna tapki gösterdi seçmen sayısı 2 milyon 500 binin üzerinde artmasına arğmen CHP kalbinde yüzde 6,06 oy kaybetti ve bu partiye iki millet vekilliğine mal oldu. O da geçen seçimlere göre. Partinin toplam milletvekili kaybı sadece bu bölgede en az 4 milletvekili oldu)  kendilerini birinci ya da ikinci sıraya yazarak canlarını kurtardılar. O zamanlar yazılıp ve çizildi ancak bir yöneticinini de bana söylediği gibi; "Bu liste CHP'nin iktidar değil kurultay listesiydi". Yani CHP yönetimi iktidara geleceğine tam olarak inanmadığı için "parti küçük olsun ama bizim olsun" gibi bir histeriye kapılmıştı. Muharrem İnce'yi de zaten Cumhurbaşkanlığına aday göstererek bir biçimde tasfiye etmişlerdi.

Ortalık kızışıyordu ancak partililere yeni listeyle ilgili olarak sır verilmemesi gerekirdi çünkü öğrenilirse büyük bir isyan çıkabilirdi. Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu ve genel başkan yardımcısı parti sözcüsü Bülent Tezcan aday belirlenmesinden 1 ay önce cep telefonlarını kapatıp ortadan kaybolmuş  ve tek bir partiliyle bile görüşmeme kararı almıştı. Çünkü listeler hazırdı. Bu listeler parti içi iktidarı seçim sonrası kurultayı sağlama alacak liste olacaktı. İktidara gelmek mi? Şaka yapıyorsunuz herhalde...!

Seçimlerden sonra parti yüzde 4 oy kaybetti, yüzde 22'de çakılıp kaldı ancak parti grubundaki milletvekilleri hemen hemen eksiksiz kazanılmıştı. 144 milletvekilinden 129'u geldi ve sayın Kılıçdaroğlu'na destek imzasını atıp gitti. Şaşırttı mı; Hayır. Süpriz oldu mu; Hayır. Düşünebiliyor musunuz partinin milletvekilleri listesini YSK'ya teslim etmeden bir gün önce MYK'nin kabul ettiği Parti Meclisinin onayladığı listenin Hatay milletvekilleri adayları liste YSK'ya götürülürken yolda değişmişti. Öyle 1,2 isim değil liste yolda Parti Meclisinin bilgisi dışında tümüyle yeniden yazılmıştı. Çünkü Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı listeyi beğenmemişti; "Bu liste böyle geçerse istifa ederim" resti çekmiş parti yönetimi de bu resti görüp listeyi değiştirmişti. Peki bu doğru muydu. Bilinmiyor. Ancak Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş yerel medyaya verdiği demeçte; "Evet listeleri ben değiştirdim iyi de etmişim çünkü bunların tabanı yok" dedi. Peki listede tabanı olmayan birinci sıradaki isim kimdi;  Hatay CHP il başkanı Servet Mullaoğlu. Yani tam bir komedi.

Aslında asıl komedi seçim gecesi değil liste yapılırken başlamıştı. Parti için bir dram ancak dışarıdan bakan CHP düşmanları için bir komediydi.

Yani; boşuna çırpınmaya, bağırıp çağırmaya gerek yok;

"Perşembenin gelişi Çarşamba'dan belliydi...!"

Bu yazı toplam 479 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

Yazarın Diğer Yazıları

Tüm Yazıları »