Halk TV Canlı Yayın
Fatih Ertürk

Fatih Ertürk

Uzun yıllar parlamentoda görev yaptım. Hala da onurlu ve gururla haftanın 5 günü parlamentoda görevimi yapmak için erkenden büromuza gidiyorum. Çok şey söylemek istemiyorum ama okuyucularımız sadece şunu bilsin; ulusal kurtuluş savaşını veren, Cumhuriyetin kurucusu “kurucu meclis” statüsünü taşıyan, “Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü, Adnan Menderes, Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, Turgut Özal” gibi tarihi kişilikler tarafından 96 yıldan bu yana bir ülkenin onuru ve gururu olan Türkiye Büyük Millet Meclisi artık yok.

Cumhuriyeti kendine rakip görüp her fırsatta hesaplaşma adı altında taş taş söktüğü ve burçlarını yerle bir ettiği “Siyasal İslamcılar”, herşeyin kendisiyle başladığını ve kendisiyle sona ereceğine inanan ve kendine “aydın” diyen görgüsüz, bilgisiz, eğitimsiz, halkın bütün değerlerinden uzak ve kopuk  “iki yüzlü jakoben cahiller” ve herşeyden önemlisi mide yerine işkembe taşıyan, ne kadar yerse yesin doymayan, kendisinden önce var olan yeryüzünün kaydettiği tüm değerleri bağırsak gürültüsü zanneden fırsatçı, yalaka, iki yüzlü ve kişiliksiz kalemşör hainler.

Hepinizin gözü aydın; “Türkiye Büyük Millet Meclisi artık bitti…!”

Bir bilim insanı ya da profesör olduğunu iddia eden sözde bir zat vardı. 16 Nisan referandumu öncesinde Türkiye’nin başkanlık sistemine geçtiğinde sırıkla atlama rekorunu bile egale edeceğini ve hatta geçeceğini iddia eden, ancak düş dünyasında kendisini bakan ya da meclis başkanı yapacak bir zata yaranmaktan başka hiçbir arzu beslemeyen, hayalleri yıkılınca da “Ben senin için bir ülkeyi yok ettim, sen beni vekil bile yapmadın” diye ağlaşan bir zat. Türkiye’de parlamentonun sonunu getiren ve tek adamlığa yönelik sistemle açık faşizmi ülkeye sadece ve sadece kendi beklentileri ve çıkarları uğruna davet eden bilim insanı olduğunu söyleyen bir zat.

Hatırlar mısınız bilmem; meclisin fişinin çekilmesi, Türkiye’yi var eden bütün değerlerin ortadan kaldırılması, bir sabah kalktığınızda “Ben sizin ülkenizi dün iyi fiyat veren birine sattım” diyebilecek kadar yetkiye sahip bir tek adama ülkenin tapusunun devredilmesi görüşmelerinde milletvekilleri birbirini bile ısırmıştı. Genel kurul salonunu boşluğuna itilip neredeyse öldürülmek istenen vekiller, kafasına vazo atılanlar, “Köpek giremez” pankartı açıp hemen yanı başında oturan değerli milletvekili arkadaşına iltifat eden değerli AKP’li vekiller.

O salonda canla başla Recep Tayyip Erdoğan’ın tek adam olması için mücadele eden, vekil arkadaşının kafasını kolunu kıran o AKP’li vekillerin hiçbir bu dönem mecliste yok biliyormusunuz. Şamil Tayyar bile. Hatta ülkenin gazi meclisini kapatmayı göze alıp sadece kendi beklentileri ve çıkarı için başkanlık sistemini hazırlayıp; “Bu sefer kesin ya bakan ya da meclis başkanı olurum” diyen Burhan Kuzu da yok.

Gerçi üzülmesinler; ortada 600 milletvekili var ama meclis yok…!

Yeni dönem de meclis açıldığında daha ne olduğunu almayanlar mazbatasını kapıp koşa koşa geldiler.

Herkes mutlu gibi görünüyordu; ancak meclisin pek işi gücü yoktu. Haftanın iki günü toplanıyor, bir gün liderler bağırıp çağırıyor ertesi gün çoğunluk olmadığından (Evet yanlış duymadınız 600 milletvekilinin olduğu mecliste genel kurulu açmak için yüz küsur milletvekili bulunamıyordu) genel kurul kapanıyordu. Çok sıkıştığında;  içine elma şekerinden, nükleer atığa; poşetten, imar affına kadar ne varsa doldurulmuş olan “torba yasa” ile iş hallediliyordu. Ne kriz, ne Suriye’deki ordunun durumu, ne terör, ne Amerika, ne de FETÖ ile ilgili bir tek satır bir şey meclise gelmiyordu.

Onu Başkan zaten hallediyordu…!

Yeni meclisin halinin ilk farkına varan eski motokrosçu AKP Sakarya milletvekili Kenan Sofuoğlu oldu. Bir iki gün düzgün gelip gittiği meclisin haline bakınca dalgasını geçmeye başladı. Önce kendine; hem de Meclis matbaasında “Senatör” yazılı bir kartvizit bastırdı. Ardından önce beyaz Lamborghini ve ardından sürat motoruyla meclise geldi.

Sofuoğlu baktı yapacak iş güç yok; “Emir erlerim” diyerek meclisteki makam odasında el pençe duran iki danışmanıyla ayakları masanın üstünde bir de fotoğraf çektirdi.

Baktı ki canı çok sıkılıyor son alarak son model o lüks arabasının getirip meclisin camisine giden normalde saygı için bank bile konmayan o incecik yola park etti ki herkes görsün ve merak etsin diye. Ne demişti rahmetli Uğur Mumcu; “tarikat, ticaret siyaset”. Hepsinin tek karelik fotoğrafı buydu.

Herkesin gözü aydın. Bir millet kendi meclisini kapadı. Hem öyle bir meclisti ki ülkeyi düşman işgalinden kurtaran büyük kahramanların adım adım savaşı sürüklediği, işgale karşı direndiği, tartıştığı, halkla birlikte karar verdiği gazi meclis.

Peki bu milletin belli bir çoğunluğu 16 Nisan referandumunda vereceği oyla bu meclisin kapanacağını bilmiyor muydu; bence bal gibi biliyordu.

Umurunda olmadı, “bana ne avanta verecekler” umuduyla kendi meclisinin kapasına kilit vurdu. Kimse kimseyi kandırmasın…

Son sözü; yine bir AKP’li bilim insanı söyledi…

AKP eski milletvekili ve partinin Merkez Karar Yürütme Kurulu (MKYK) Üyesi Anayasa Hukukçusu Prof. Osman Can, gazeteci Yıldıray Oğur'un TV5’te hazırlayıp sunduğu "Medya Analiz" programında konuştu;

2010-2017 anayasal değişikliği ciddi bir geri dönüş oldu. Ciddi bir gerileme ve ‘anayasal çöküş’ olarak da ifade edebileceğimiz bir talihsizlik oldu. Bir anayasal çöküş olduğunu kabul etmek gerekiyor. TBMM'de olmanın anlam ifade etmediği bir dönem. İlçe belediye başkanlığı için uğraşıyor insanlar şimdi. Milletvekilleri, ilçe başkanı olmak için uğraşıyor ve krizler buradan doğuyor”.

Geçmiş olsun…!

96 yıllık gazi meclisin ruhuna;

“El Fatiha…!”

Bu yazı toplam 814 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

Yazarın Diğer Yazıları

Tüm Yazıları »