Halk TV Canlı Yayın
Fatih Ertürk

Fatih Ertürk

Partinin yetkili kurullar toplantısıydı. Lider olma iddiasını taşıyan genel başkan geldi ve masaya yumruğunu vurdu. Herkes ağzından çıkacak her söze dikkat kesilmişti. Sözcükleri dikkatle seçiyor ve tane tane konuşuyordu. İlk sözü parti içinden kendisine karşı direnenlere geldi; "Korku imparatorluğu vardı Türkiye'de. Partideki korku imparatorluğunu yıktık, bundan sonra Türkiye'deki korku imparatorluğunu yıkacağız. Adımız belli, biz Cumhuriyet Halk Partisiyiz, halkın partisiyiz, birilerinin partisi değiliz".

"Sakin Güç" ve "Gandi" sözcükleri salonda birbirlerinin kulağına fısıldanıyordu. "Bu sefer olacak herhalde" türünde umut dolu sözcükler yankılanıyordu salonun her tarafında. Ama durmadı genel başkan ve bir kez daha masaya yumruğunu vurarak konuşmaya devam etti;

" Koltuklar insanlara sürekli otursunlar diye verilmez. O koltuklar halka hizmet için verilir. Oralar ne benim babamın malıdır ne de birilerinin. Biz o koltuklara halka hizmet için oturduk ve o koltukların hakkını vereceğiz".

Herkes nefesini tutmuş hatibi dikkatle dinliyordu. Sözlerini ara vermeden sürdürdü;

"Parti içi çekişmelerden ne istiyoruz arkadaşlar? Beni buraya örgütüm getirdi, tek güvendiğim de örgütümdür. Onun vereceği her karara saygı gösteririm ben. Gücünü bir yerlerden alanlar bu partide artık olmak zorunda değil. Hiç kimse bir partinin içinde korku kanalları, korku koridorları yaratmamalı, buna izin vermeyeceğiz. Herkes özgürce düşüncesini söyleyecek. Buna izin verdiğimiz zaman, bu parti, demokrasiyi getiren parti, demokrasinin önündeki engel olarak ortaya çıkar. Biz demokrasiyi Türkiye'ye getireceğiz ve göreceksiniz parti içi demokrasiyi de sağlayacağız".

Sözleri zaman zaman alkışlarla kesiliyordu. Umudun sesi olarak sözlerine devam ediyordu;

"İnsanın hakkına, düşüncesine, özgürlüğüne, özgürce düşüncesini dile getirmesine, özgürce yazmasına hep olanak vereceğiz. Yok şu benim elimin altında olsun, yok benden izinsiz konuşma, yok hareket etme. Bunları kaldıracağız. Yok böyle bir şey."

Aslında bir yandan bunları söylerken bir yandan da aklından "Yeni CHP"'yi geçiriyordu. Atatürkçü, ulusalcı, Kemalist söylemlerden pek haz etmiyordu. Aklında CHP'den evrilmiş bir yeni sol hareket geçiyordu. Örneğin Tunceli yerine "Dersim" sözcüğünü kullanan, ulusalcı ve ulus anlayışındaki bir yapıdan çok; çokçu ve çok merkezli gevşek bir yapıdan bahseden, gereğinde sağ ile işbirliği yapıp bunu kazanım olarak görüp parti ideolojisinden uzak karma bir anlayış içinde siyaset etme anlayışını güden kadrolara ihtiyacı vardı (nitekim bu konudaki ilk işaret fişeğini kendisini sıkıştıran birilerinden dolayı 2014 yılında yapılan 18. Olaganüstü kurultayda fırlatmış ve "Dersimli Kemal’im ben, devrimci Kemal’im ben" diyerek kendi partisi dahil herkese meydan okumuş ancak yine de MYK'sına Mehmet Bekaroğlu Bülent Kuşoğlu, Aytun Çıray gibi isimleri daha sonra almakta bir beis görmemişti).

Aslında; ilk işi partinin asıl sahibi olan, 1 Mart 2003'teki Amerika'ya tezkere ile kafa tutan, partinin genleriyle ve kökeniyle barışık olan Deniz Baykal'ı etkisiz bir hale getirmek ardından da yavaş yavaş yumuşak bir geçişle hibrit siyasetçileri kullanarak partiyi asıl istediği noktaya taşımaktı. "Peki iktidar" diye sorduğunuzu biliyorum ama kendisi de "Dersim"'li bir genel başkan ile Türkiye'de iktidar olmasının olanaksız olduğunu çok iyi biliyordu. Böyle bir kaygısı hiç olmadı. Cumhuriyet Halk Partisi kendisine yetiyordu.

İlk işi kendisini siyaset sahnesine bir dizi "Siyasi ihanet" ile taşıyan "Baykal"'ın Brütüs'ü Önder Sav'dan kurtulmak oldu. Ancak acele etmedi. Fırsatı geldiği gün Önder Sav artık yoktu. "Yumuşak geçiş" gerekiyordu. nitekim öyle yaptı; ulusalcıların gönlünü kazanmış bir ismi Sav’ın yerine partinin ikinci adamı yaptı. Bu anayasa hukukçusu Prof. Süheyl Batum’du.  Partinin yeni genel sekreteri oydu. Ancak kader ağlarını örüyordu. Genel Sekreterliğin kaldırma zamanı da gelip çatmıştı. Çünkü “Tek adam” anlayışında bu makama fazlaca gerek yoktu. Batum; önce Parti Meclisi kararıyla Seçim ve Hukuk İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı oldu. Zaten partiden ihracına pek de bir şey kalmamıştı. Ardından zaten genel sekreterlik görevi fiili anlamda kaldırılmış oldu ve genel başkan "Tek adam" olmuştu. Batum için gereken de yapılmıştı. Aslında sol ve sosyal demokrat partilerde genel sekreterlik makamı parti genel başkanlığından daha önemliydi. Örgüt-parti ikileminden birinci dereceden sorumluydu ama örgüt dediğin zaten ne işe yarardı ki. Onun için bunu geçelim. Sağcılar böyle mi yapıyordu.

İlk yola çıktığı insanları bir hatırlayalım;

-Örgütlenme ve Örgüt Yönetimleri Gürsel Tekin,

-İdari ve Mali İşler Hurşit Güneş,

-Seçim ve Hukuk İşleri Mesut Değer,

- Tanıtım, Basın ve Propaganda İsa Gök

-Yerel Yönetimler Alaattin Yüksel,

-Meslek Kuruluşları, Sendikalar ve STK'lar İzzet Çetin,

-Dış İlişkiler ve Yurt Dışı Örgütlenmeler Oğuz Oyan,

-Kadın Örgütlenmesi ve Kadın Kolları Didem Engin

-Gençlik Örgütlenmesi ve Gençlik Kolları Mehmet Zeki Gündüz

-Ekonomik ve Mali Politika Umut Oran,

-Halkla İlişkiler Mehmet Ali Özpolat,

-Ar-Ge BYK Platformu Sencer Ayata,

-Parti İçi Eğitim Melda Onur oldu.

-Genel Sekreter Süheyl Batum...

Bugün aklınızda kalan bir isim var mı acaba Gürsel Tekin dışında ki o da yönetimde yok.

Zaten yavaş yavaş bıçağın keskin yanı kendini gösteriyordu. İlk olarak kendisine genel başkanlık yolunu açanlarla yolunu ayırdı. Eski Genel Sekreter Önder Sav, eski Genel Başkan Yardımcısı Hakkı Süha Okay ile Grup Başkanvekili Kemal Anadol’a 2011 yılından itibaren bir daha listelerde yer verilmedi. Her zaman kendisine destek veren ve bir yere taşıyan isimleri bir dönem sonra hatırlamadı ve unuttu. Hatta siyaset sahnesinden sildi. Örneğin Nihat Matkap. Örgütten sorumlu genel başkan yardımcısıydı. Delege yapısını sadece kendisinin istediği şekilde biçimlendirip iki kez kurultay kazanmasını sağladı. 24 Haziran 2018’deki  genel seçimlerde Matkap aday oldu ama o telefonlarına bile çıkmadı. Nihat Matkap'ı listeye koymadığı gibi tavsiyelerini de bir kenara fırlatıp attı. Matkap aslında SHP’den gelip CHP’ye değer katabilecek bir birikimde siyasetçiydi o dönemler. Ama o da “Reis”’e hizmetin bedelini ödedi.

Şimdiye kadar 149 (Evet belki rakamla yanlış anlaşılır ama yazıyla yüz kırk dokuz) değişik MYK üyesiyle ve genel başkan yardımcısıyla çalıştı. Hep onların taşıdığı bir noktaya ulaştı ama ancak "yalnız".

12 Eylül 2010 anayasa referandumu, 2011 genel seçimleri, 2014 yerel seçimleri, 2015 genel seçimleri Haziran, 2015 genel seçimleri Kasım, 2017 anayasa referandumu, 24 Haziran 2018 genel seçimleri, 24 Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kaybetti. Buna bir de 16 Nisan referandumunu eklersiniz dokuz eder.

"İstifa et" diyen babadan ve atadan Cumhuriyet Halk Partili, hemşerisi, 41 yıl sonra partisine ilk kez o kentten milletvekilliğini getiren partinin gençlik kollarından yetişmiş ismi CHP Elazığ milletvekili Gürsel Erol'u "kesin ihraç istemiyle" disiplin kuruluna sevk etti. İnandıkları yüzünden şu an hapishanede bulunan PM üyesi Eren Erdem, Erdal Aksünger gibi birçok ismi de sözlü olarak disipline gidecekleri konusunda uyardı. Ne de olsa "Korku İmparatorluğunu yıkmıştı".

O ilk geldiğinde güzel şeyler söylemişti hiç unutmak mümkün mü;

"Halkımıza şu vaatte bulunuyoruz, CHP yeni yönetimi tek ses, tek yürek olacaktır. Başarısız olduğumuz zaman hiç endişe etmesinler, koltuklarımıza saplanıp kalmayacağız. Alnımızın akıyla gidip yeni arkadaşlarımızı getireceğiz. Onların da hizmetinde olacağız.  Koltuklar bize sürekli oturalım diye verilmedi. Yeni bir yönetim olarak yeni bir anlayışla halka gideceğiz. Hiç kimseyi ötekileştirmeyeceğiz. Örgütlerime de sesleniyorum. Yeni yönetimin desteklenip desteklenmediğini komşularına, esnafa, emekliye, işçiye sorsunlar. Ömür boyu koltuklarda oturanların CHP'ye ne verip vermediklerini sorsunlar."

Aslında bütün bunların muhatabı olan kişi yani Kemal Kılıçdaroğlu'nun ben kişi olarak çok fazla yadırgamam. 1993 yılından beri tanırım. Yakın çalışma arkadaşları (Allah rahmet eylesin) Dr. Doğan İstanbullu, onun da benim de yakın dostumuz Ferman Yerli, Kemal Oktar. Örneğin 2010'da hem de Mayıs ayında Kemal Kılıçdaroğlu'nun kurultayla genel başkan olduğu gün kurultay salonuna gidip sayın Kılıçdaroğlu’nun özel kalem müdürü Şükran hanımla görüştükten hemen sonra  kalp krizi geçiren ve 45 gün hastanede kaldıktan sonra vefat eden Kemal beyin 30 yıllık oda arkadaşı SSK eski genel müdür yardımcılarından Ferman Yerli için ne hastaneye ne de cenazesine gelmiştir sayın Kılıçdaroğlu. Bu içimde ukdedir ama yine de kötü biri değildir Kemal bey. Öyle vefa ile ilgili çok fazla kaygısı yoktur yalnız. O bir hesap adamıdır. Kimin düğününe, kimin cenazesine gidileceğini en iyi bilenlerden biridir.

Diyeceğimiz özeti şu; eğer bir partinin, bir ilkenin, bir ülkünün peşindeyseniz ve bu hareketin hasbel kader öncüsü siz olmuşsanız aynı sizin söylediğiniz gibi; "Başarısız olduğumuz zaman hiç endişe etmesinler, koltuklarımıza saplanıp kalmayacağız.Koltuklar bize sürekli oturalım diye verilmedi. . O koltuklar halka hizmet için verilir. Oralar ne benim babamın malıdır ne de birilerinin" demeyi bilip partinin önünü açmanız lazım.

Ha...!..Şu gelmiş, bu gelmiş önemli değil. Ama umutsuzluğu sona erdirmek çok önemli. Çünkü parti hala iktidar olamadı Kemal bey. Olmadı ve en kötüsü böyle giderse olmayacak da. Halkla aranızdaki güven bağı artık eskisi gibi değil. Hatta kopuk ve bir daha onarılmayacak şekilde bozulmuş durumda da diyebilirsiniz. Siz "Hırsı aklının önüne geçmiş" siyaset derebeylerinin dolduruşuna gelmeyin, sözlerine kanmayın. Unutmayın ki herkesin yaşamı kendine özgü bir öyküdür aynı zamanda. Sizinki de öyle. Böyle; güzel başlayan bir öykünün sonunda fedakar kahramanın ne yapması gerekiyorsa onu düşünün ve doğru buluyorsanız öyle davranın. Kimsenin size zorla “git” deme gibi bir lüksü ya da arzusu bulunmuyor. Ama;

"Gandi gibi geldiniz, lütfen buna gölge düşürmeyiniz...!"

Sevgi ve saygılarımı sunuyorum...

Allah sizlere uzun ömürler versin...

Bu yazı toplam 365 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

Yazarın Diğer Yazıları

Tüm Yazıları »