Atilla Köprülüoğlu

Atilla Köprülüoğlu

İzmirli Yılmaz'ın "Mustafa Kemâl"i

"Sonsöz değil, dünya durdukça önsözdür.

Mustafa Kemâl ilelebet payidardır."

Meslektaşımız

Aylin Engin 8 yıl önce

Yılmaz Özdil’le yaptığı röportajına

şöyle başlamıştı;

‘’Onu hepiniz tanıyorsunuz,

çoğunuz ona

hayransınız,

kiminiz yazdıklarını okurken

gülümsüyorsunuz, kiminizse ‘aklınızdan

geçenleri kâğıda döktüğü’ için seviniyorsunuz.

Bir avuç sözcükle her şeyi anlatan başarılı

bir gazeteci ve kesinlikle çok zeki biri!’’

Sonra da onun ‘’Tesadüfen gazeteciliğe başladığını’’,

‘’Duygusallığa yer vermediğini ama duygulu

olduğunu söylediğini’’, ‘’İzmir ve Göztepe aşkını’’,

‘’İş dışı yaşamını’’,

‘’Aldığı tehditler karşısındaki tavrını ‘’ anlatmış,

sonra da sormuştu,

‘’Kitap yazmayı ya da şimdiye dek yazdığınız

köşe yazılarından bir derleme yayınlamayı düşünüyor musunuz?’’

Yanıtı şöyleydi Yılmaz’ın;

‘’Bu konuda çok talep var.

Doğrusunu isterseniz, ben her gün yazı yazmaya

dahi üşenen biriyim. Kitap yazmaya da çok üşeniyorum.

Ama bunca talepten kaçamayacağız sonuçta...’’

Evet, üşengeç Yılmaz Özdil(!) peşpeşe;

‘’İsim Şehir Hayvan’’, ‘’İsim Şehir Bitki’’, ‘’Beraber Yürüdük Biz Bu Yollarda’’, ‘

’'İsim şehir Artist’’, ‘’Beraber Yürüttük Biz Bu Yollarda’’,

‘’Kadın’’,

‘’Adam’’ ve

‘’Sen Kimsin?’’i yazdı.

Hepsi de ‘’En Çok Satılanlar’’a aboneydi.

Yılmaz Özdil,

yaklaşık 10 yılda 2 bin civarında kitap,

dergi, belgesel, akademik tez, makale ve haberi taradı,

yedi bin sayfa özet çıkardı.

İki yılda yazdı 520 sayfalık son kitabı ‘’Mustafa Kemâl’’i...

Çarpıtmadan, eğmeden, bükmeden, saklamadan, gizlemeden...

Otosansürsüz...

Olduğu gibi!..

Kırmızı Kedi Yayınevi de 10. yılını 1000. kitabı "Mustafa Kemal"i basarak kutladı.

Kitap hafta başı raflarda yerini aldı.

''Mustafa Kemâl’i’’ neden yazdığını da

şöyle anlattı;

‘’Bu proje, Mustafa Kemâl'e olan borcumuzun...

Boynumuzun borcudur. 35 senelik gazetecilik

kariyerimi ortaya koyarak iddia

ediyorum ki,

Mustafa Kemâl'i

hiç böyle okumadınız.

İstedikleri kadar unutturmaya, silmeye çalışsınlar...

Bu toprakları vatan olarak benimsemiş

her yurtsever ailenin kütüphanesine,

okuma yazmayı söken her öğrencimizin

çantasına,

umudumuz olarak dünyaya gelen

her bebeğimizin kundağına

Mustafa Kemâl’in

kitabını bırakacağız. Buna kararlıyız!’’

‘’Mustafa Kemâl’’den etkileyici bir bölümü paylaşalım;

‘’Matem halindeki Dolmabahçe Sarayı tek el silah sesiyle irkildi.

Sedef kabzalı Smith Wesson’un namlusundan çıkan mermi,

adeta çığlık gibi koridorları dolaştı. Hemen alt kata koştular.

Salih Bozok kanlar içinde yerde yatıyordu.

Kalbine dayamış tetiği çekmişti!

Selânik’ten mahalleden arkadaştılar, akrandılar,

tee başından beri, Bandırma Vapuru’ndan

beri yaveriydi.

Ateşten gömleği gönüllü giymişti.

Birbirlerine öyle yakındılar ki, Mustafa Kemâl

evlendiğinde

Latife’nin şahidiydi, Zübeyde

Hanım rahmetli olduğunda,

Paşa

yetişememiş,

Salih toprağa vermişti(…)

Saat 9’u beş geçe Mustafa Kemâl’in başucundaydı.

Elini öpmüş hiç konuşmadan odadan çıkmış, soğuk

namluyu iman tahtasına dayayıp tetiğe basmıştı.

Ölmedi Salih!

Mermi sıyırmıştı, ameliyat edildi.

Canlı cenaze gibi yaşamaya devam etti,

çok sevdiği Mustafa Kemâl’iyle gidememişti(…)

Mermiyle delemediği kalbi, kahrından kendi kendine durdu!’’

Bu bölümü okurken kendime sormadan edemedim.

‘’Edebiyatın Kaptanı’’ Attilâ İlhan,

‘’Mustafa Kemal’’ şiirinin dizelerini

hadiseden etkilenip yazmış olamaz mıydı?;

‘’ankara'nın taşına bak/tut ki baktım uzar gider efkârım

çayır ağlar çimen ağlar ben ağlarım/

gözlerimin yaşına bak

ankara kalesi'nde rasattepe'de/

bir akça şahan gezer dolanır

yaşın yaşın mezarını aranır/

şu dünyanın işine bak

mustafa'm mustafa kemal'im’’

Kafka’nın güzel bir sözü vardır.

Şöyle der;

‘’İnsanı ısıran ve sokan kitaplar okumalıyız.

Okuduğumuz kitap bir yumruk indirerek

bizi uyandırmıyorsa ne işe yarar?’’

İzmirli Yılmaz’ın ‘’Mustafa Kemal’’i;

bizi uyandıran, farklı duygularla umutlandıran,

içimize güven dolduran adeta bir ‘’başyapıt’’...

‘’Türk tarihinin tacının verildiği’’ Mustafa Kemâl’i bu kadar ‘’şık’’

anlatmak,

‘’Adı Yılmaz, kendi yılmaz, İzmirli Yılmaz’’a yakışırdı!.?

Önceki ve Sonraki Yazılar