Halk TV Canlı Yayın
Fatih Ertürk

Fatih Ertürk

Bildiğiniz gibi Halk TV’de Türkiye Nereye programını yapmaktayım. “Çaldılar, soydular, hırsızlar” diyen konuklarıma hep sorduğum soru şuydu; “AKP’nin 16 yıllık iktidarı döneminde Türkiye’de iddia edilen yolsuzluğa konu olan para miktarını doğru bir biçimde tahmin edebiliyor musunuz?”.

Bu soruma iki konuk açık yanıt vermişti; biri eski Ulaştırma ve Bayındırlık Bakanı MHP’li Prof. Dr. Enis Öksüz, diğeri CHP Genel Başkan Yardımcısı Hazine uzmanı ve müfettişi İstanbul milletvekili Aykut Erdoğdu. Enis Öksüz’e göre; Türkiye’de çeşitli iktidarlar döneminde iddia edilen soygun yöntemi ve biçimi; “İhalelerden komisyon alma, kamu kurumlarında kritik yolsuzluklar, kur ve faizler üzerinden yapılan vurgun, kamu bankalarını kullanarak kredi, teşvik, sübvanse üzerinden yapılan yolsuzluk” biçimindeydi. Ancak Öksüz’ün önemle üzerinde durduğu bir konu vardı; o iddiaya göre eski iktidarlar yukarıda sayılan yolsuzlukların önemli biçimini “aracılık ve komisyonculuk” olarak gerçekleştirirken AKP döneminde doğrudan hazinenin soyulduğu iddiasıydı.

Aykut Erdoğdu ise son haftalarda yapılan Türkiye Nereye programında AKP iktidarı zamanında Türkiye’de yapılan soygunla ilgili şu iddiada bulunmuştu; “Çarpanlarıyla beraber Türkiye’de AKP iktidarında yapılan yolsuzluğun boyutu 1 trilyon dolardır”. Hatta bu iddiasını bir gazeteyle de paylaşmıştı.

Niye bunları anlatıyorum; öyle bir dönemden geçiyoruz ki yine konuklarımdan biri olan eski İçişleri Bakanı Sadettin Tantan Türkiye Nereye’de hangi iddiayı seslendirmişti; “Hırsızlık yapmayanı sopa ile dövüyorlar”.

AKP iktidarı döneminde (16 yılda) Türkiye’nin yatırım için ortaya konulan (kendi kaynaklarından sağlanan) toplam bütçesi 2,5 trilyon dolar (Bunu da Aykut Erdoğdu söylemişti). Buna 450 milyar dolar toplam dış borç ve 74 milyar dolarlık özelleştirmeyi de ekleyin lütfen.

Bir de etrafınıza bakın. Yapılan yatırımların Türkiye’ye YİD (Yap-İşlet-Devret) yöntemiyle 20 yılda halka geri dönüş maliyeti yaklaşık 220 milyar dolar. Buna üçüncü köprü, üçüncü havaalanı, Osmangazi ve tüp geçitler dahildir.

Ama konumuz bu değil…

Konumuz Türkiye’yi bugün bana göre felakete sürükleyen, kurumları alt üst eden, parlamentoyu bitme noktasına getiren, mevcut düzeni alaşağı eden, Yeni Akit gazetesi yazarı Abdurrahman Dilipak’ın iki gün önce köşesinde yazdığı gibi; bugünkü yönetim anlayışıyla; “Halife yetkisi mana ve mefhum olarak Tayyip Erdoğan’ın şahsında mündemiçtir” noktasına getiren anayasa değişikliğini ve başkanlık sistemini hazırlayan kişiden söz edeceğiz.

Evet; Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu üyesi eski AKP milletvekili ve AKP MKYK üyesi Burhan Kuzu’dan bahsediyoruz.

Aslında ilk işaret fişeğini Habertürk’ten Fatih Altaylı verdi. “Suç örgütü yönetmek, kasten tasarlayarak adam öldürmek suçlarından aranan, polis kayıtlarına göre 10 kişiyi öldürmekten sorumlu ve FETÖ’cü olduğu gerekçesiyle tutuklanan ABD Başkonsolosluğu Metin Topuz’la ilişkisi bulunan” İranlı uyuşturucu tüccarı Naci Şerif Zindaşti’nin tutuklanmasının ardından 5 ay içinde tekrar salıverilmesinin ve kayıplara karışmasını köşesinde yazdı.

Altaylı şöyle dedi; “Hani her kabine değişikliği öncesi bu kez bakan olur denilip bir türlü milletvekili olamayan bir milletvekili var ya…Telefon açıp serbet bıraktıran o işte…Anayasa işlerinden bu işlere geçmiş olmalı”…

Altaylı bu sözleri kime söyledi; Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu üyesi eski AKP milletvekili ve AKP MKYK üyesi Burhan Kuzu’ya. Peki ne yapmıştı Kuzu; İstanbul 5. Sulh Ceza Mahkemesi Hakimini telefonla aramıştı. Peki ne demişti Kuzu hakime. HSK soruşturması sırasında bire bir tutanaklara geçen ve Altaylı’nın köşesine konu olan hakimin ididasına göre; “İktidar partisinden eski bir milletvekili sürekli beni arayarak bu şahsın mutlaka tahliye edilmesi yönünde telkinde ve baskıda bulundu. Devletin bu konuda duyarlılığı olduğunu belirtti”. Hakim ne yapmıştı; FETÖ ile doğrudan ilişkisi bulunduğundan şüphelenilen, 2010’da Ergenekon soruşturmalarında kaçak FETÖ’cü savcı Zekeriya Öz tarafından “Terazi” kod adıyla Ergenekon davalarında gizli tanıklık yapan, 10 kişiyi kurşuna dizmekle suçlanan, İran ve Türkiye arasında taşınan uyuşturucunun yüzde 90’ınını kontrol ettiği iddia edilen, kızı uluslararası mafya baronları hesaplaşmasında öldürülen Naci Şerif Zindaşti’yi serbest bırakmıştı (hakkında soruşturma açıldı, başına gelmedik kalmadı. Serbest bıraktığı için kendisini arayanını ismini verdiği için).

Peki kimin talimatıyla; “Devletin bu konuda duyarlılığı var bu arkadaşı serbest bırakın” dediği iddia edilen Burhan Kuzu’nun talimatıyla.

Peki o dönemde Burhan Kuzu Fatih Altaylı’nın köşesinde yazdığı bu iddialara ne yanıt vermişti; “FETÖ kumpası olabilir. Ben ne o İranlıyı tanırım. Ne de o hakimle görüştüm”. Hatta hatta; “Benim duygusallık denen parayla hiçbir işim olmaz” diye de Altaylı’ya saydırmıştı. Peki Fatih Altaylı’ya dava açmış mıydı; “Hayır…!”

Gelelim işin bam teline…

Zindaşti’nin tutuklanması hangi tarihte; 6 Nisan 2018. Salıverilmesi ve ardından kıyamet kopması hangi tarihte; 20 Ekim 2018. Peki başkanlık sisteminin mimarı Burhan Kuzu’nun Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu üyesi olduğu tarih ne; 9 Ekim 2018.

Peki;  Burhan Kuzu “Devletin bu konuda duyarlılığı var bu arkadaşı serbest bırakın” dediği zamanki görevi ne; “Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Üyesi”.

Peki; Burhan Kuzu’yu bu göreve kim getirdi; “Recep Tayyip Erdoğan”…

Peki Altaylı’nın 1 Kasım 2018’de köşesinde yazdığı bu yazıya itiraz eden, suç duyurusu kabul eden, ya da soruşturma açan tek bir savcı oldu mu; “Hayır…!”..

Peki Sayın Erdoğan Kuzu’yu görevinden aldı mı; “Hayır…!”

Peki ben bunları niye yazıyorum;

Çünkü; “FETÖ kumpası olabilir. Ben ne o İranlıyı tanırım. Ne de o hakimle görüştüm” diyerek kendini işadamı diye tanıtan mafya babası Zindaşti ile bir araya asla gelmediğini söyleyen Burhan Kuzu’nun İranlı kaçakçı ve katille fotoğrafı çıktı. Haberi Cumhuriyet gazetesi dün yaptı.

Peki Kuzu ne dedi; “2011 veya 2014 yılıydı vatandaşlık için benden yardım istedi. Ben de genel müdürü aradım yardımcı olmalarını istedim. Genel müdür beni aradı ‘Bu işler sıkıntılı hocam’ dedi ben de vazgeçtim”…

Yani; iddia şu; “Burhan Kuzu İran’lı uyuşturucu kaçakçısını 2011 yılından beri tanıyordu. Ve içeri düşünce Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu üyesi olarak 5. Sulh Ceza Mahkemesi Başkanını aradı ve devletin bu konuda duyarlılığı var bu arkadaşı serbest bırakın” dedi.

Hakimin HSK soruşturma raporlarına geçen iddiası böyle…

Yani Burhan Kuzu bu iddialara göre yalan söylemiş gibi görünüyor…

Peki neden…?

Bu konuyla doğrudan ilgisi olmasa da AKP Gaziantep eski milletvekili Şamil Tayyar Beyaz TV’de Latif Şimşek’in Dinamit programında 18 Mart 2018 tarihinde şunları söylemişti; “Çok ciddi bir FETÖ borsası var. Milyon dolarlar dönüyor. Ben bunu söylüyorum. İşadamlarını serbest bırakıyorlar. Türkiye’nin bir çok yerinde bu var. Ben bunu sayın Cumhurbaşkanına da ilettim”.

Şamil Tayyar hala milletvekili mi; “Hayır…!”

Ama siz bunları boş verin;

“Belediyecilik işi gönül işi…!”

Bu size yeter; hadi sandıklara….!

Bu yazı toplam 1744 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

Yazarın Diğer Yazıları

Tüm Yazıları »