Halk TV Canlı Yayın
Fatih Ertürk

Fatih Ertürk

Nefes almak gibidir özgürlük. Kalbinin her atışında, elin yüreğinde sessizce oturup dinleyebilmektir kendini. Kimiz zaman bir şarkı ya da bir şiir gibidir yaşamak. “Özgürlük kuşun kanadında” diyebilmektir gerine gerine. Ne bir eksik ne bir fazla insanca, hakça bir düzen için adamaktır aldığın her nefesi. Hala söyleyebilmektir  korkmadan, utanmadan; “Yarin yanağından gayri herşeyi paylaşabilmek yoldaşlarınla…!”.

Ajans satırlarına düşünce içimdeki hava yine ağırlaştı. Yine her tarafımı kapladı hüzün; faşizmin kirli ellerinin birinin daha yakasında olacağını hissettiğimde. Ne diyordu Erdal Öz “Gülünün solduğu akşam” adlı kitabında; o muhteşem Turgut Uyar’ın dizeleriyle; “herkes ne zaman ölür, elbet gülünün solduğu akşam...”. Yine mi içeride olacak dışarıda olması gereken halkın yüz akları. Yine mi halk düşmanlarına yenik düşecek bu kahraman ulus sevdalıları. Aydınlık yine karanlığa yenik mi düşecek, güneş yine kara deliklere mi düşürülecek.

Emin Çölaşan’lar, Necati Doğru’lar, Metin Yılmaz’lar, Uğur Dündar’lar, Yılmaz Özdil’ler, Eren Erdem’ler, Enis Berberoğlu’lar, Mustafa Balbay’lar. Yetmedi mi?

Deniz Gezmiş; mahpus damlarında ölümü beklerken kendisine; “Yalnızlık duyuyor musun”  diye sorulduğunda; “Fakir Baykurt burada. Dursun Akçam da burada. Muzaffer Erdost da. Emil Galip de. Mümtaz Soysal da” yanıtını vermişti. Hepsi yüreklerimizde yaşamaya devam ediyor peki bunlara kıyan o faşistler. Faşizmin sivil olanı postallı olanı yoktur. Faşizm faşizmdir. Faşizmin aydın ve yurtseverleri konaklatma yeri de zindanlardır.

Düşünün; biri Müjdat Gezen diğeri Metin Akpınar. Biri 1943, biri 1942 doğumlu. İkisi de yaşamının önemli bir bölümünü sanata ve halkına adamış ustalar. Yapılan yanlışları, halk düşmanlarını biraz mizah biraz da hiciv yöntemiyle eleştirerek yaşama geçirmiş o iki büyük usta. Suçlama ne biliyor musunuz; “iç savaş ve darbe çağrısı”.

Devlet düşmanlığı, iç savaş ve darbe çağrısı yaptığı ileri sürülen Metin Akpınar’ın gururla taşıdığı en büyük ödüllerden biri ne biliyor musunuz; “Devlet Sanatçılığı”.

Metin Akpınar, sanat hayatına pek çok ödül sığdırdı. O ödüllerden bazıları: En İyi Sinema Filmi Erkek Oyuncusu, Yaşam Boyu Onur Ödülü, Altın Mikrofon ve Altın Kamera Ödülü, Devlet Sanatçısı, Tiyatroya Destek Yılı Özel Ödülü.

Erdoğan’ın “terörist” ilan ettiği Müjdat Gezen Kasım 2007'den beri “UNICEF Türkiye İyi Niyet Elçisi”'dir. Gezen Sahneye 1953 yılında 10 yaşındayken Hırka-i Şerif İlköğretim Okulu'nda ilk piyesinde çıktı.1977’den 2012’ye kadar 12 ayrı tiyatro oyununda rol aldı. 25 ayrı filmde oynadı. Halen Müjdat Gezen sanat merkezinde usanmadan bıkmadan tiyatroyu halka ulaştırmaya çalışıyor. Yöneticisi olduğu sanat merkezi yakılmaya çalışıldı, kundaklandı, yıkılmak istendi. Ama o asla vaz geçmedi.

Karanlıkların prensleri çığlıklar atıyor; “katli vaciptir” diye. Tek adam, son halife de kalemini kırmış ve bağımsız!!! savcılar da bunu görev olarak anlamış. Erdoğan ;  Metin Akpınar hakkında şöyle diyor;

Şimdi de yayın organları vasıtasıyla, beni ipe götüreceklermiş. Bunu, sanatçı görünümü altında müsveddeler yapıyor. Senin her yerin sanatçı olsa ne olur ? Biz bu yola farklı çıktık. Beni ipe götürecekmiş. Yahu senin haddine mi? Biz şahadete inanmış insanlarız. Ve biz bunların bedelini rahatlıkla ödemeye hazır insanlarız. Bunlar sanatçı müsveddesi. Bunun bedelini ödeyecekler. Kalkacaksın sen, bu ülkenin Cumhurbaşkanı'nı ipte sallandıracaksın. Şimdi git ve yargıda bunun bedelini öde."

Çıktığın yol hangi yol. Ne demek bu “Biz bu yola farklı çıktık”. Siz kimsiniz; yolun neresinde ne fark var, yolunuz demokrasiden, cumhuriyetten ve çağdaş uygarlıktan başka nereye çıkıyor. Ulaşmaya çalıştığınız “menzil” neresi. Hatırlarsanız Cumhurbaşkanı Erdoğan Fetullah Gülen ile ilgili; “Biz aynı menzile doğru yürüyoruz diye düşünmüştük ama yanılmışız” dedi. Nedir ikinizin ortak hedefi?

Soramayacak mıyız bunları…?

Peki başka ne demişti Metin Akpınar, bir de ona bakalım;

Bu kutuplaşma ve karmaşadan kurtulmamızın tek çaresi demokrasidir. O noktaya ulaşabilirsek kavga gürültü olmadan bu işin içinden çıkarız. Ulaşamazsak ise belki lideri ayağından asarlar, belki mahzenlerde zehirlenerek ölür, belki de başka liderlerin yaşadığı kötü sonları yaşayabilirler."

İyi niyetle uyarma çabasından başka ne var bunda. Neresi yanlış ya da hatalı. Başka ne demiş büyük usta Akpınar;

Ülkemizdeki gergedanlar yalnızca faşizmin ayak sesleri anlatan postallı gergedanlar değil; kökten dincilik gergedanları, etnik/kimlik ayrımcı gergedanlar ve onların bazı kollarıyla müthiş bir gergedan nesli büyüdü".

Burada komik bir şey var. Borazan, yandaş, cahil, kötü niyetli medya "Metin Akpınar AKP seçmenlerini gergedana benzetti" diye kıyamet kopardı. Aslında bu benzetmeyi yapan Romen yazar Eugéne Ionesco. İonesco  Gergedanlar oyununda ikinci dünya savaşı öncesinde başlayan,  daha sonra Avrupa'yı kasıp kavuran totaliter rejimlerin insanlığı nasıl yavaş yavaş ele geçirdiğini anlatır.  Yazar söz konusu dönüşümden duyduğu kaygı için şunları söyler: “... Birden bire ortaya çıkan bir düşüncenin bulaşıcı bir hastalık gibi yayılması. Yeni bir din, bir öğreti, bir fanatizm sürükleyiveriyor insanları... Bilmem hiç dikkatinizi çekti mi, insanlar sizin düşüncelerinizi artık paylaşmıyorsa, sanki canavarlarla karşı karşıyaymışsınız duygusu uyanıyor insanda. Örneğin gergedanlarla. Gergedanların saflığı, aynı zamanda acımasızlığı var onlarda. Onlar gibi düşünmüyorsanız göz kırpmadan öldürebilirler sizleri...".

Şimdi burada seni rahatsız eden ne? Burada seni korkutan, ürküten ne? Nedir seni bu kadar telaşa götüren? Faşist, kökten dinci, etnik ayrımcı gergedan olanlar üzerine alınsın. Asker sevici, 12 Eylül’ün mimarı militaristlere aşkı olan üzerine alınsın.

Yandaş, borazan değil düpedüz alçak medya tarafından kim ki savcıların önüne, aslanın önüne atılan et parçası gibi atılmış bu büyük ustalar.  “Başı kesile, katli vaciptir” sloganları atılıyor. Ne demişti çamur medyasının baş aktörlerinden a haber tv’deki spiker Erkan Tan Gezi parkı direnişine katılan milyonlarca yurttaş için; “Silah sıktılar. Taş attılar. Molotof kokteyli attılar. Sadece kamu mallarına değil binlerce sivil vatandaşın malına mülküne zarar verdiler. Bu nedenle başları kesilmelidir". Anlayış aynı anlayış.

Peki başka ne demiş Metin Akpınar; Halk TV’de bu ülkenin onurlu ve yiğit insanlarından Uğur Dündar’ın Halk Arenası programında;

“Bu kutuplaşma ve karmaşadan kurtulmamızın tek çaresi demokrasidir. O noktaya ulaşabilirsek kavga gürültü olmadan bu işin içinden çıkarız. Ulaşamazsak ise belki lideri ayağından asarlar, belki mahzenlerde zehirlenerek ölür, belki de başka liderlerin yaşadığı kötü sonları yaşayabilirler”.

Allah aşkına bunda nasıl bir art niyet ararsınız. Nedir sizin derdiniz, tasanız. Kim bu infazcılar, kafa kesiciler, sanat ve aydınlanma düşmanları. Bakın Metin Akpınar bunlara karşı yapılması gerekenleri nasıl anlatıyor;

“Bunların karşısında ancak insan olarak, insanlığımıza sahip çıkarak saf dışı etmek zorundayız. Başka çaremiz yok. Aksi halde bırakın sokakta hak aramayı, iç savaşa kadar gideriz".

Senin demokrasine senden fazla sahip çıkan bu sözlerde ne var. Elinin öpülmesi gereken insanları zindanlarla tehdit etmek sandıkla, demokrasiyle, milli irade ile gelmiş insanlara yakışır mı?

Erdal Öz’ün sözlerini size anlatmıştım. Kitabında Denizler için bir şey daha söylemiş;

“Bir avuçtular ama bir başına değillerdi…!”

Sizin asıp kesmeye çalıştığınız bu insanların bir avucunu zindanla tehdit edebilirsiniz. Ama inanın bana bunlar bir avuç görünse de yalnız değiller. Hesabınızı doğru yapın.

Ne demişti Turgut Uyar; “Herkes ne zaman ölür elbet gülünün solduğu akşam...!”.

Bu sefer; bu ülkenin yurtsever, aydınlık yüzlü, alın teri ve göz nuruyla, emeğiyle geçinen, ilerici ve çağdaş insanları asla güllerini soldurmayacak…

İnanın bana…!

Bu yazı toplam 358 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

Yazarın Diğer Yazıları

Tüm Yazıları »