Atilla Köprülüoğlu

Atilla Köprülüoğlu

Gönlümüz hep seni arıyor Neşet Ertaş...

"Aşk biterse yorulur insan

Ben ne zaman ölürsem

Neşet yoruldu desinler..."

"Yalan Dünya",

"Tatlı Dillim",

"Zahidem",

"Kendim Ettim Kendim Buldum",

"Yazımı Kışa Çevirdin",

"Evvelim Sen Oldun",

"Gönül Dağı",

"Doyulur mu?",

"Niye çattın kaşlarını?",

"Köprüden Geçti Gelin",

"Ayaş Yollarında",

"Yolcu''

en bilinen türküleriydi.

Bu toprakların sesiydi

sesi ve sazı ile...

Kendisinden -daha büyük- ozan babası Muharrem Ertaş'ın yolunu sürdürendi Neşet Ertaş!..

Küçük yaşlarda keman ve saz çalmasını öğrendi.

Ankara'da TRT Radyoevi'ne girdi.

Güçlü derlemeleri, çok sayıda güfte ve besteleri vardı.

Usta; "aynı ruhun insanıyız" diye söz ettiği babası ile Anadolu'daki en olgun seviyesine erişen Türkmen/Abdal müzik birikiminin yeni bir yorumcusuydu.

Çağın Dadaloğlu'su,

Pir Sultan'ı, Köroğlu'suydu!.m

Yoğun yöresel özellikleri ve baskın mahallilik unsurları ile donanmış bu müziği yöresinin dışına çıkarmış, ülke genelinde ve hatta yurt dışında bilinmesini ve tanınmasını sağlamıştır...

Kendisine verilmek istenen "Devlet Sanatçısı" ünvanını

"Ben Halkın Sanatçısı'yım" diyerek reddedendir de...

Ayrıca da UNESCO Neşet Ertaş’ı, "Yaşayan İnsan Hazinesi" ilan etmişti!..

Her türküsünün bir öyküsü vardır; yaşanmış...

Dilek Öğüden, "Cahildim dünyanın rengine kandım"ı şöyle aktarır bize;

"Neşet Ertaş, Leyla’ya gönül verir ama babası Muharrem Ertaş bu ilişkiye şiddetle karşı çıkar.

Ve oğluna ‘evladım’ redifli bir türkü söyler:

“Aslı bozuk alma dedim evladım”

Temiz ruhlu, saf kalplisin şöhretsin

Hakkın vardır evlenmeye evladım

Mevlam sana yapanları kahretsin

Aslı bozuk alma dedim evladım

Dokunsalar nazif tene kir gelir

Bizden önce ceddimize ar gelir

Köle olmak şanımıza zor gelir

Aslı bozuk alma dedim evladım

Babasının, Leyla’sına ‘aslı bozuk’ demesi, Ertaş’ı inanılmaz yaralar…

O da babasına ‘ana’ ile cevap verir:

“Analar insandır, biz insanoğlu”

Ulu arıyorsan analar ulu

Sevmişiz biz onu olmuşuz kulu

Analar insandır biz insanoğlu

Aslı bozuk deme gel şu insana

Aşkı kimden aldın sevgiyi kimden

Aslı bozuk deme gel şu insana

Soracak olursan eğer ki benden

Aslı bozuk deme gel şu insana

Yazımızı felek yazdı Mevlâdan değil

Senin dediklerin evladan değil

Her hata suç bende Leylâ’dan değil

Aslı bozuk deme gel şu insana

Muharrem Ertaş, oğlunun bu ‘ulu ana’ göndermesine boyun eğer ve şöyle der:

“Küsmedim Neşedim kahrettim sana”

Küsmedim Neşedim kahrettim sana

Baban değil miydim sormadın bana

Olan olmuş yavrum ne deyim sana

Sen aklını yitirmişin evladım"

Neşet Ertaş, babasının isteksizliğine rağmen Leylâ ile evlenir.

Ancak bir süre sonra ayrılırlar.

Bu iki büyük sanatçı arasındaki şiirsel atışma, bu ayrılıktan sonra da sürer…

Ve Neşet, Leylâ’ya hatanın kendisinde olduğunu söyler:

“Körümüş gözlerim görmedim seni, boşa mecnun eylemişim ben beni”

Bilemedim kıymetini kadrini

Hata benim günah benim suç benim

Eliminen içtim derdin zehrini

Hata benim günah benim suç benim

Bir günden bir güne sormadım seni

Körümüş gözlerim görmedim seni

Boşa mecnun eylemişim ben beni

Hata benim günah benim suç benim"

Sonra da Neşet Ertaş, babası ve Leylâ arasındaki bu hikayenin sonucunu anlatan türkü çıkar ortaya:

“Cahildim dünyanın rengine kandım!”

Zeki Müren'li bir anı.

Kendi ağzından;

"Zeki Müren, halk müziğimizi nakış nakış işlemişti, telifini ödeyip, Aşık Ali İzzet’in 'mühür gözlüm' şiirini satın almış, aranjman olarak okumuştu.

Şarkıyı Zeki Müren’in filminde seyrettim, sazı alıp, köylü yüreğimle ezgiledim, köy düğünlerinde söyledim.

Bi zaman geçti, son model bi araba geldi, 'Zeki Müren seni İzmir Fuarı’na çağırıyor' dedi.

Gittim, bir ay çaldım, 'telif hakları bana ait olan şarkıyı nasıl çalarsın' diye tek kelime etmedi, bi gün gine biri geldi, 'Zeki Müren seni çağırıyor' dedi, gittim, gazino patronuyla aynı masada oturuyor, ayağa kalkıp, 'ağabey hoş geldin' dedi, önünde viski var, 'ne içersin' dedi, 'rakı' dedim, türküye başladı, tarif etmem imkânsız, ikinci dörtlüğü yakaladım, devam ettim, gene ayağa kalktı, 'olamaz böyle ses' diyerek, başını duvarlara vurdu, rahmetliye çok şey borçluyum çok…”

Bir türkü öyküsü daha...

Yine Neşet Ertaş'tan;

"Mahpushanelere Güneş Doğmuyor’u hapishanenin iyi olmadığını anlatmak için yazdım.

Ben hapishanede yattım.

İnsanlar sabretsin hapse düşmesin anlamında ifadelerdi onlar 'Eşim dostum hiç yanıma geliyor' derken misal orası çok kötü anlamında.

Herkes sabrına hakim olsun.

Hapishaneye düşmesi hapishane iyi bir yer değil anlamında.

Ben Yugoslavya’da yattım. Kazaydı. Efendim geçmiş gündür, bir trafik kazası sebebiyle 3 ay yattım. Hatta Türkiye ’deki gazeteler “ Neşet Ertaş esrarengiz bir şekilde Yugoslavya’da hapse düştü” dedi. Bunu yanlış anlayıp 'Neşet Ertaş esrardan hapse düştü' şeklinde yazan bile oldu..."

Yaşar Kemâl'den başkası aramamıştı onu zindanda.

"Koca Çınar", Bozkırın Tezenesi'ne geçmis olsun..." diye imzaladığı bir "İnce Memed" romanı göndermişti hapishaneye...

Kısacası; "Bozkırın Tezenesi"nin de patenti Yaşar Kemâl'indir...

Altı yıl önce bugün İzmir'de yitirdik Neşet Baba'yı...

Türküleri ile yaşam biçimi ve davranışları ile ölümsüzlüğü yakalayandır o!..

Kendi ağzından yaşam öyküsüdür bu dizeler de;

"bin dokuzyüz otuzsekiz cihana

kırtıllar köyünde geldin dediler

babama muharrem, anama döne

dediysen atayı bildin dediler

dizinde sızıydı anamın derdi

tokacı saz yaptı elime verdi

yeni bitirmiştim üç ile dördü

baban gibi sazcı oldun dediler

o zaman babamdan öğrendim sazı

engin gönül ile hakk’a niyazı

o yaşımda yaktı bir ahu gözü

mecnun gibi çölde kaldın dediler

zalım kader devranını dönderdi

tuttu bizi ibikli’ye gönderdi

babam saz çalarken bana zil verdi

oynadım meydanda köçek dediler

anam döne ibikli’de ölünce

tam beş tane öksüz yetim kalınca

beşimiz de perişan olunca

babamgile burdan göçek dediler

yürüdü göçümüz tefleğe doğru

bu hali görenin yanıyor bağrı

üç aylık çoçuğun çekilmez kahrı

bunlara bir ana bulun dediler

yozgat’ın kırıksoku köyü’ne vardık

bize ana yok mu diyerek sorduk

adı arzu dediler bir ana bulduk

işte bu anadır buldun dediler

en küçük kardaşı kayıp eyledik

onun için gizli gizli ağladık

üstelik babamı asker eyledik

yine öksüz yetim kaldın dediler

zalım kader tebdilimi şaşırttı

heybe verdi dalımıza devşirtti

yardım etti yerköy’üne göçürttü

biraz da burada kalın dediler

yerköy’den kırıkkale’ye geldik

babam saz çalarken biz çümbüş aldık

kırşehir’e varınca kemanı çaldık

aferin arkadaş çaldın dediler

yarin aşkı ile arttı hep derdim

babamı bir yere dünür gönderdim

başlık çok istemişler haberin aldım

istemiyor yarin seni dediler

kırşehir’de yedi sene kalınca

düğün düzgün hepsi bize gelince

burada herkese yer daralınca

ankara’ya gider yolun dediler

ankara’da (sünnetçi) veysel usta’yı buldum

epeyce eğleştim, evinde kaldım

yüz lirayı verip bir yatak aldım

etti isen böyle buldun dediler

bir ev kiraladım münasip yerde

kaldı kavim kardaş hep kırşehir’de

bu aşk hançerini vurdu derinde

çaresini bulmazsan öldün dediler

yarin aşkı ile döndüm şaşkına

arada içerdim yarin aşkına

canan acımaz mı garip dostuna

bunu da içeriye alın dediler"

Sazına...

Sözüne...

Yüreğine...

Bin selâm Usta!

Gönlüm(üz) hep seni arıyor!

Saygı ve özlemle;

#NeşetErtaş

#BozkırınTezenesi

#25Eylül2012

Önceki ve Sonraki Yazılar