Demirel'den Erdoğan'a uçak gazetecileri

1970’lerin ikinci yarısı. MİLLİYETÇİ CEPHE adıyla sağ ittifak iktidara hazırlanıyor. Seçim yaklaşırken alanlar giderek ısınıyor, kalabalıklaşıyor.

O günlerin birinde, Demirel’in Samsun mitingini izlemekle görevlendiriliyorum. O günlerde TRT tek kanal. Dolayısıyla meydana kurulan büyük sahnede Demirel ve birkaç partili dışında sadece kameramanla sesi almak durumunda olan ben varım.

Demirel her zamanki gibi üçüncü viteste konuşuyor ve her zamanki gibi -çok ilgi çektiğini bildiği- TRT konusuna dalıyor.

İsmail Cem henüz TRT’nin başında. MC’nin de hedefinde.
Demirel kendini kaptırmış konuşurken bir ara eliyle beni işaret edip “bu TRT var ya bu TRT” diye saydırmaya başlıyor.

Ve bir anda onbinlerce Samsunlu beni yuhalamaya başlıyor.
Ben sahnede küçülmeye, hatta yok olmaya çalışırken Demirel kalabalığı yatıştırıyor: “Canım bu kızın ne günahı var! O da işini yapıyor..”


Ankara’ya dönüş yolunda, uçak düşse de memleket kurtulsa diye düşündüğümü hatırlıyorum.
Elbette daha başımıza nelerin geleceğini.. Bugünün uçak gazetecilerinin mesleğimizi nerelere düşüreceğini o günlerde hayal bile edemiyorum.


*. *. *

İletişim Başkanlığı resmen duyurmasa tevatür deyip geçeceğim. Hayır, Kazakistan dönüşü Erdoğan’ın uçağında bir “gazeteci” sahiden o soruyu sormuş:


“Muhalefet, gurbetçilerle ilgili çirkin bir dil kullanıyor. Bazen sokakta onların morallerini bozacak, Türkiye'ye geldiklerine pişman edecek pozisyona sokuyor onları. Bu konu hakkındaki değerlendirmelerinizi rica ediyorum."


Anladığım kadarıyla, Almanya ile Türkiye’yi kıyaslayıp “burada her şey çok ucuz, Almanya’da insanlar neredeyse açlık çekiyor” diyenlerden söz ediliyor. Sokak röportajlarında karşımıza çıkan bu tabloda muhalefet adına kimler kastediliyor, bilmiyorum.

Uçak gazetecisi belli ki, sokaktaki Reisçinin karşısındaki herkesi “muhalefet” kümesine toplamış. Erdoğan’a gol atsın diye asist yapmış:


"Bunu edep dışı bir şekilde yapıyorlar. Muhalefetin yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızı hedef alan küçümseyici ifadeleri asla kabul edilemez..”

Uçak gazetecilerinden ve genel olarak medyadan bahsedeceğim.
Ama önce, küresel güç kapışmasında Almanya’nın durumunu hatırlatayım:


“• Almanya, yüksek cari fazlası ve güçlü ihracatı sayesinde Japonya'yı geride bırakarak 34 yıl sonra dünyanın net dış varlıklar açısından en ön sıradaki ülke unvanını ele geçirdi.
“• Gayrı safi yurt içi hasılada da ABD ve Çin’in ardından dünyanın üçüncü büyük ekonomisi oldu.”
“• Kişi başına milli gelirin 65 bin dolar olduğunu da not edip, devam edelim.”


*. *. *

Uçak gazetecisinin onca sorun, skandal arasında “muhalefetin gurbetçilerin moralini bozması” meselesini merak etmesi ilginç elbette.

Ama onu ve aynı uçağın yolcusu arkadaşlarını anlıyorum. Casusluk gibi absürt ve hatta ayıp bir iddiayla tutuklanan Merdan Yanardağ’ı.. Bu hafta ilk kez duruşması yapılacak ama hakim karşısına çıkamayacak Alican Uludağ’ı.. Gazeteci denilince adı ilk sıraya yazılacak evlatlarımdan İsmail Arı’yı soracak halleri yok ya!

Hele lafı, Merdan’la birlikte casusluktan yargılanan İmamoğlu ve Necati Özkan’ın davasına getirip,


“Davada casusluk ağını kuran isim olarak geçen Hüseyin Gün’ün, sizin Başbakanlık döneminizdeki Müsteşarınız Fuat Oktay imzalı yetki belgesiyle yurtdışında görevlendirildiği ortaya çıkmış. Değerlendirmenizi rica ediyorum.” diyecek halleri hiç yok.


* . *. *

Gazetecilik bu ülkede hiçbir dönemde itibar edilen bir meslek olmadı.
Siyaset sertleştiğinde cezaevlerine ilk gönderilenler hep gazeteciler oldu.
Mehmet Barlas gibi, villalarında başbakan ağırlayanlar da vardı. Yine de bu dönemde tanık olduğumuz üzere mafya liderleriyle içli dışlı ve akçeli işlere dalıp “kullanılanlar” pek azdı.
Bugünlerde ROK ya da Cem Küçük üzerinden yürüyen kapışmalar, dudak uçuklatıyor.
Uçak gazetecileri aslında onların yanında masum bile kalıyor.

Çok daha küçük bedel karşılığında iki üç saçma soru ile görevlerini yerine getirip bir sonraki yolcu listesi için dua ediyorlar.

ROK, Cem Küçük yıllardır gazetelerinde, TV programlarında solu aşağıladı.. Saray patentli gündemle yazdı, konuştu.
Ya şimdi?

“GÜNAH KEÇİSİ” oldular.

Günah keçisinin bir deyimden ibaret olmadığını biliyorsunuzdur herhalde.
Yahudi inanışına göre insanlar bir keçi -bazen kuzu- seçip belirli bir ritüelle “günahlarını onlara yükleyip” Kudüs yakınındaki “gehenna” (yani CEHENNEM) adı verilen uçuruma atardı!

Her devirde toplumlar kendilerine günah keçisi seçerler.
ROK ve Cem Küçük bugünün günah keçisi.
İkisi hakkındaki duygu ve düşüncemi bilmeyen yoktur herhalde.
Yine de “asıl günah işleyenler nerede” diye sormadan edemeyeceğim.
Ülkeyi hukukun can çekiştiği, ekonominin dibe vurduğu, şeriat sevdalılarının fütursuzca sokaklara döküldüğü bir yere getirmenin günahı mesela..
Kime sorup kimlere yükleyeceğiz!!

Recep Tayyip Erdoğan Uçak