Halk TV Canlı Yayın
Fatih Ertürk

Fatih Ertürk

“Dayanılacak gibi değildi. Kesici aletlerle, sopalarla parça parça edilmiş çocuğum. Köprüde 6 askerimizi böyle şehit etmişler” diyordu 15 Temmuz gecesi hiçbir şeyden haberi olmayan hava harp okulu öğrencisinin annesi Şevkiye Tekin. “Görünce tanıyamadık, ağabeyime elllerine bakın Murat kaygılandığı zaman başparmağının ortasını kemiriyordu. Çukur kalmıştır orası, oradan tanırısınız dedim” diye 1996 doğumlu öğrenci yavrusu için gözyaşı döküyordu garip Anne.

Haber şöyleydi o gece; “Ellerinde demir çubuk, kemer, kesici aletler bulunan bir grup polis, arkasından koşarak askerlerin bulunduğu noktaya gitti. 6 asker linç edildi.

Garip bir kalabalıktı. Uzun beyaz elbiseleri olan, sarık takanlar vardı. ‘Şehadet getirin’ diye bağırıyorlardı bir otobüs dolusu korkudan içeriye sıkışıp kalan öğrencilere. 6’sını yanlarında getirdiği bıçak ve kesici aletlerle parça parça ettiler. Sonra polis geldi. Diğerlerini kurtardı” diye anlatıyor olay gecesini görgü tanığı.  Anneler birbirini arıyordu o gece. Öğrenci anneleri. En büyüğü 21 yaşında, en küçüğü 15 yaşında çocuklarının başına gelen akibeti öğrenmek için. Şevkiye Tekin Yolva’dan kalkıp gelmişti öğrenci yavrusunu görmeye. Türkiye’nin her yerinden anneler İstanbul’a hücum ediyordu; “Benim yavruma ne yaptılar acaba” diye.

Böylesine çılgın, insafsız, acımasız bir geceydi o gece. Yeni Akit yazarı Abdurrahman Dillipak'ın sosyal medya hesabından yaptığı "Darbede yeni dalga, halk sokaklarda, kırmızı alarm. Ruhsatlı silahı olan silahını yanına alsın. Dikkatli olalım inş." Mesajı elden ele dolaşıyordu. Ancak hedef halka ateş açan katil sürülerinden oluşan FETÖ’cüler değildi tek başına. Herkes kendi işini görüyordu.

Bari oğlumu şehit diye yazsınlar” diyordu yüreği yanık anne Şevkiye Tekin. “Oğlumun cenazesini yıkamadılar bile. Bize mezar yeri göstermediler. Sahipsiz kaldı ortalıkta çocuk” diyordu Şevkiye anne. “Ellerinde silah, bıçak hatta sopa yoktu çoğunun elinde kitap ve bir gün sonrası için yapılacak sınava hazırlanmak için küçük notlar vardı” diyor evladını kaybeden bir başka baba.

Önce fotoğrafı gösterdiler. Çocuğumu komple açtırdım. Tanınmayacak haldeydi. Tırnağındaki oyuktan tanıdım. Ayrıca yüzünde 3 ben vardı. Oradan çıkardım o olduğunu. Sonra saçları, ayakları tanıdık gelmeye başladı. Dayanılacak gibi değildi. Kesici aletlerle, sopalarla parça parça edilmiş çocuğum. Eli sopalı, demirli zalimler çocuklarımızı vahşice katlettiler. Niye böyle feci bir ölüm. Çocuğum neden öldüğünü bilmiyor şu anda” diyordu baba Sedat Tekin.

Milli Görüş’ün sahibi, Saadet Partisinin genel başkanı, Madımak otelinde diri diri yakılan çocukların göz şahidi Temel Karamollaoğlu bile isyan etti dayanamadı; “'Bir zamanların ‘beyaz torosların’ yerine şimdi ‘siyah minibüsler mi’ geliyor acaba' diye, bir endişe doğuyor şimdi. 'Acaba faili meçhuller dönemine yeniden mi giriyoruz' diye bir hava oluşuyor."

Korkuyordu, Temel Karamollaoğlu. Hepimiz gibi. "Son KHK'da şu ifade yer alıyor, '15 Temmuz darbe girişim ve girişimin devamı niteliğindeki eylemlere müdahale eden sivillerin cezai sorumluluğu doğmayacaktır.' Bu çok yanlış ve nereye çekilebileceği belli olmayan ucu açık bir ifadedir. Bütün siyasi partiler ve sivil toplum kuruluşları bunu tenkit ettiler. Herkes biliyor ki; bu tür kararnameler, yarın beklenmeyen ve istenmeyen sonuçlar doğurabilir. Bu ülke, geçmişte kendisini devlet yerine koyan ve devlet adına iş yapmaya çalışanlardan çok çekmiştir” diyor Karamollaoğlu.

Sihirli sözcüğü bir anda ağzından kaçırıyordu Temel Karamollaoğlu; “Bu ülke, geçmişte kendisini devlet yerine koyan ve devlet adına iş yapmaya çalışanlardan çok çekmiştir”. Deja vu. Tüyler ürperten bir geriye dönüş.

Bir yandan da başka bir haber daha geldi. 15 Temmuz gecesi devlet adına kesip biçtiğini söyleyenleri eleştirmek de yasaktı. Onlara getirildiği belirtilen affı da eleştiremezdiniz. Milletvekili olsanız bile. Çünkü öyle buyurdu Sultan. Korkmanız, tepki göstermeniz hatta infial içinde bazı sözcüklerin üzerine basmanız bile yasaktı. Dedik ya vekil olsanız bile.

CHP’nin neşter operasyonlarını yapan, devletin soyulmasına engel olup canını hiçe atarak bir savcı olarak yolsuzluklara karşı tek başına savaş açan, “Neşter 1”, “Neşter 2” operasyonlarıyla devleti bugünkü para miktarlarıyla milyarlarca liralık zarardan uzak tutan Cumhuriyetin savcısı CHP Muğla milletvekili Ömer Süha Aldan’la ilgili de soruşturma açılmış. Ne demiş Aldan; “AK Parti, ekonomideki kötüye gidiş nedeniyle oluşabilecek toplumsal muhalefetin önüne, paramiliter bir güç çıkarmak istiyor. Bundan sonra hiç kimse hukuki güvence beklemesin, herkes buna göre davransın. Bu düzenleme, benim bir sürü itim var, bunları salarım sokağa ve onlara af bile getirebilirim mantığını toplumda yayma anlayışıdır”.

Doğru mu. Yargı karar verecek. Devletin ve Cumhuriyetin savcısı yalan söyler mi peki. Söylememesi lazım ama; devletin bir başka savcısına göre vekil halkı kışkırtıyordu.

Herkes gibi ben de korkuyorum. Korkum kendimle ilgili değil. Korkum; bir sabah evimin kapısı çalındığında; “Ben devlet adına geliyorum. Senin konuşmanı, yazılarını beğenmedik. Sen teröristsin” deyip beni linç edebilecek bir kişiye devletin “Ben seni koruyorum merak etme” demesi.

Korkum bu toplumun bir delilik, bir çılgınlık, bir histeri, bir barbarlık tuzağına doğru hızla sürüklenmesi…Herşeyin çok geç olmasından korkuyorum…

Doğru, herkes gibi…Ben de…

Korkuyorum….

Bu yazı toplam 399 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

Yazarın Diğer Yazıları

Tüm Yazıları »