Halk TV Canlı Yayın
Tolga Şardan (Büyüteç)

Tolga Şardan (Büyüteç)

Anadolu Ajansı’nın Salı günü Berlin’den servise koyduğu bir haber, uluslararası ekonomide ortaya çıkan yeni bir göstergeyi duyuruyordu.

Medyada pek yer bulamayan haberde, ülke olarak siyaset ve diplomasi çerçevesinde son dönemde sıkça karşı karşıya geldiğimiz Almanya’nın ekonomisi hakkında önemli bir bilgi yer aldı.

Haberdeki resmi bilgiye göre; Almanya, 2018’de 294 milyar dolarla “dünyada en yüksek ödemeler dengesi fazlası veren ülke” oldu.

Üstelik bu durum, sadece 2018 ile sınırlı değildi. Almanya, benzer şekilde 2016 ve 2017’de en tepede yer alıp, art arda üçüncü kez listenin ilk sırasında kendisine yer buldu.

Bu bilginin kaynağı merkezi Münih'te bulunan Alman Ekonomi Araştırma Enstitüsü (Ifo). Enstitünün tespitlerine bakıldığında, aslında Alman ekonomisi de dünyada yaşanan ekonomik çalkantıların etkisinde kaldı.

Zira Almanya'nın mal, hizmet ve yatırım akışını ölçen cari hesap fazlası, 2018’de ülkenin Gayri Safi Yurtiçi Hasılası’nın (GSYH) yüzde 7.4’üne geriledi. Buna karşın Almanya, ödemeler dengesinin birincisi oldu.

Yeri gelmişken, ekonomide en çok kullanılan terimler arasındaki “ödemeler dengesi”nin ne olduğunu kısaca hatırlamakta fayda var:

“Ödemeler dengesi, bir ülkenin bir yıl içerisinde dünyanın geri kalan kısmı ile arasındaki mal, hizmet ve gelir ile ilgili işlemleri, mülkiyet değişikliklerini ve bu ekonominin elinde bulunan altın, özel çekme hakları ile dünyanın geri kalan kısmına yönelik hak ve yükümlülüklerdeki diğer değişiklikleri ve karşılıksız transferleri gösteren bir tablodur.

Bu tablo sayesinde, söz konusu ülkenin toplam dış borç ve varlıklarındaki değişmeler gözlenerek, diğer ülkelerle olan ekonomik ilişkiler gerçekçi bir şekilde görülebilir.

Ödemeler dengesi, söz konusu ülkenin makroekonomik göstergeleri olan, enflasyon oranı, kalkınma hızı, döviz kuru ve gelir dağılımı ile de sıkı bir bağlantı içinde. Bu bakımdan, ekonomik politikaların belirlenmesinde, ödemeler dengesi temel bir araç.” (*)

Yine aynı enstitünün çalışmalarına göre, 2018 sıralamasında 173 milyar dolarla Japonya ikinci, 116 milyar dolarla Rusya üçüncü oldu.

Anadolu Ajansı’nın aynı haberindeki şu bilgi, Alman ekonomisinin fotoğrafını daha net çekiyor:

“Almanya Federal İstatistik Ofisi (Destatis) verilerine göre, ülkenin 2018 yılı mevsimsellik ve takvim etkilerinden arındırılmış ihracatı yüzde 3 artarak 1 trilyon 317 milyar avro ile rekor kırdı. Ülkenin aynı dönemdeki ithalatı ise, 1 trilyon 90 milyar avro oldu. Ülkenin dış ticaret fazlası ise 227 milyar 800 milyon avro seviyesinde gerçekleşti.”

Kötüye giden dünya ekonomisinin yanı sıra Almanya’nın lokomotifi olduğu AB’nin finans ve siyasi tablosuna bakıldığında Almanya, “iyi derecede” dış ticaret fazlası vermeyi başarmış gözüküyor.

Yine aynı haberde yer alan Rusya’yla ilgili bilgi ise şöyle:

“Rusya, ilk defa en çok cari fazlası olan ilk üç ülke arasında yer alırken, araştırmaya göre, Moskova’nın geçen yıl ödemeler dengesi fazlasında gerçekleşen alışılmadık derecedeki büyük artış mal ticaretinden kaynaklandı.

Ülkede, artan petrol ve doğal gaz fiyatlarından dolayı ihracat yükselirken, ithalat da durgunlaştı. Ifo araştırmasında, bu durum, Rus hükümetinin uzun vadede ithalat bağımlılığını azaltmayı amaçlayan çeşitli politikalarının bir sonucu olarak değerlendirildi.”

Suriye batağında 2011’den bu yana ABD ile cebelleşen Rusya’nın ödemeler dengesindeki tablosu da bu. Üretimden kaynaklanan ihracatın yükselişi ve ithalatın azalışı.

Putin, aldığı ekonomik önlemlerle ekonomisini kısmen de olsa düze çıkarmış gibi.

Madalyonun öbür yüzünde ise, dünyanın en büyük ekonomisinin sahibi olarak tanımlanan ABD, 455 milyar dolarla 2018’de dünyada cari açığı en yüksek ülke oldu. Bu rakam, ABD’nin yıllık GSYH’sının yüzde 2.3’üne karşılık geliyor.

Rakamlara bakıldığında ülke ekonomisini toparlamaya çabalayan ABD Başkanı Donald Trump’ın gayreti yeterli olmadı. Büyüyen dev Çin’e karşı “yüksek ticaret açığını düşürmek için” tarife savaşlarını başlatan Trump, maalesef kötü gidişi durduramayınca ABD’nin ödemeler dengesinin önemli kalemlerinden cari işlemler açığı geçen yıl 5 milyar dolar daha arttı.

Günümüzde küreselleşmenin armağanı olan faktörlerin başında güçlü ekonomi geliyor, kuşkusuz.

Sağlam temellere oturtulan ekonomiye sahip ülkeler, gerek diplomasi de, gerekse iç siyasette daha kazançlı konumda bulunuyorlar.

Temeli güçlü ekonomi ise, en basit şekliyle üretimin güçlenmesiyle oluşuyor. Tüketime yoğunlaşan ekonomilerin bağımsızlığı olmadığı gibi, sürekli dalgalanma içinde yer almakla birlikte dışarıdan gelecek yatırımcının de çekingen olmasına sebep oluyor, ne yazık ki.

Uzun lafın kısası; Türkiye, “Cumhuriyet’in Kuruluşu’nun 100. Yılı” olan 2023’e daha güçlü ekonomi ile girmek istiyorsa, gecikmeksizin en kısa yoldan tüketimden üretime doğru güzergâh değişikliğine girmelidir.

Aksi takdirde sallanan bir ekonomi, her dönemde iç dinamiklerin de yerinden oynamasında etkin rol oynayacaktır.

(

Bu yazı toplam 444 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

Yazarın Diğer Yazıları

Tüm Yazıları »