Bir başka göç hikayesi: Ailelerinin kaçtıkları topraklara dönüş

Yankıları her gün katlanarak artan ekonomik kriz, yok sayılan insan hakları, kendi ülkemize gitgide yabancılaşmamız derken en çok konuştuğumuz konulardan biri de gençlerin ülkelerini geride bırakmaları oluyor.

Yayınlanma:
Güncelleme: 02 Ağustos 2022 11:49
Bir başka göç hikayesi: Ailelerinin kaçtıkları topraklara dönüş

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın “Giderlerse gitsinler” dediği doktorlar, bir kirayı dahi karşılayamayacak ücretler almak zorunda bırakılan mühendisler, atanamayan öğretmenler, özgürce kalem oynatamayan gazeteciler derken bu liste uzar da gider. Bir okulda okumaya hak kazanarak ya da kendi mesleklerini sürdürebilecekleri bir yol bulup bu ülkeden gidenler en çok konuştuğumuz konulardan biri ancak bu göç hikayesinin bir de ailelerinin bir zamanlar kaçtıkları topraklara geri dönenler tarafı var.

Son zamanlarda çevremde sık duymaya başladığım konulardan biri de tam olarak bu. “Ailem Yunanistan göçmeni, vatandaşlık konularını araştırıyoruz” ya da “Biz yakın tarihte Bulgaristan’dan göçmüşüz vatandaşlığa başvurabiliyorum” gibi… TÜİK’in bir sebepten ötürü (!) 2019 yılından bu yana açıklamadığı Uluslararası göç istatistikleri, Google arama motorunda “vatandaşlık alma” kelime öbeğinin trendlere girmesi derken ülkeden ailelerinin göçtüğü ülkelere geri dönmek üzere ayrılan ve ayrılma hazırlığındaki iki gence ulaştım. Biri gelecek vaadeden bir akademisyen adayı öbürü ise ülkenin önde gelen üniversitelerinden birinde yüzde yüz burslu okumuş bir hemşire adayı…

‘Liyakatin nepotizme galip geleceğine dair umudumu canlı tutuyorlar’

Ailesi zamanında Bulgaristan’dan Türkiye’ye göçen ve şimdilerde ülkenin içinde bulunduğu durum nedeniyle Bulgaristan vatandaşlığı başvurusunda bulunarak Avrupa Birliği üyesi Polonya’ya yerleştiğini ifade eden İletişim Bilimci Orhun Doğuş Yılmaz, “Gidişim, Türkiye ile bağlarımı kopardığım anlamına gelmiyor. Halen kitaplar yayınlıyorum, lisansüstü çalışmalarıma ülkemizde de devam ediyorum. Yurtdışını biraz zorunlu ancak eğitici bir tecrübe olarak görüyorum. Uygun çalışma iklimi oluştuğunda tekrar ülkemizde çalışmayı diliyorum. Çünkü her şeye rağmen ülkemizde tüm bu makro unsurların dışında kalarak üretim yapan oldukça potansiyelli bir genç akademisyen grubu var ve önünde sonunda liyakatin nepotizme galip geleceğine dair naif hayalimi canlı tutuyorlar” ifadelerini kullanıyor.

‘Entelektüel bir çöle dönüşen ülkemiz akademisi…’

Yılmaz, uluslararası çapta yayın yapan idealist akademisyenleri ve kurumları söyleyeceklerinin dışında tuttuğunu vurgulayarak sözlerine şöyle devam ediyor, “Nepotizm ve favoritizm ekseninde entelektüel bir çöle dönüşmekte olan ülkemiz akademisi bana ve benim benzerim gibi bilim yapmayı temel alan ideallere kucak açamayacak kadar zümreleşmiştir. Ve bu zümreler, mevcudiyetlerini akademik ehliyete değil, bilimdışı bazı saiklere dayandırdığından, ülkemiz akademiyası meşru zeminde tartışılması zor bir olgu haline gelmiştir. Kişisel öyküm de bu durumun bir örneği niteliğinde. Ben ülkemizde kişilerarası iletişim alanında ilk kuram denemesini gerçekleştirmiş, çeviriler yapmış, kitaplar çıkarmış, makaleler yayınlamıştım. Bu süreç içerisinde akademide gerçekleşen atamalar ile ilgili bazı hoş olmayan şeyler duyuyor ancak bunun bir şekilde bilim üreterek aşılabileceğini düşünüyordum. Bu benim idealizmimi de kamçılıyordu. Nitekim bizden önceki nesillerde de mutlaka insan kayırma, nepotizm ve çok türlü liyakatsizlikler olmuştu. Ancak yine de çalışkan insanlar devlet kademelerinde veya idealleri neticesinde istedikleri yerlere gelebiliyordu. Zaman geçtikçe bu durumun daha zorlu bir hal aldığını ve pastanın daraldığını biliyordum. Artık çalışkan olmak değil çok çalışkan olmak gerekiyordu. Ben de buna uygun olarak çok çalıştım ve üretmeye, düşünmeye devam ettim. Sonunda artık kapıların bana açılacağını düşünüyordum. Ancak yaptıklarım bir sonuç vermedi çoğu yerde başarının değil referansin esas ve tek etken olduğunu görünce ve emeğin ve üretimin öneminin olmadığını kabullenince, artık benim için yurtdışı vaktinin geldiğini anladım. Yurtdışına yerleşme nedenim temel olarak buna dayanıyor.”

Türkiye’den Polonya’ya giden ve orada kendisine yeni bir hayat kuran Yılmaz’a ırkçılığa maruz kalıp kalmadığını, gözlemlerini ve Rusya’nın 24 şubatta Ukrayna’ya karşı başlattığı savaştan en çok etkilenen ülkeler arasında yer alan Polonya’nın Türkiye ekonomisine göre nasıl yorumlanabileceğini soruyorum. Yılmaz şöyle cevaplıyor: “Ben şu an Krakow'da yaşıyor ve alanında global lider olan çok uluslu bir şirkette reklam uzmanı olarak çalışıyorum. Polonya Avrupa Birliğinin en muhafazakar ülkelerinden biri olarak bilinmesine rağmen yaşadığım süreçte herhangi bir ırkçılığa maruz kalmadım. Ekonomik açıdan ise ülkemiz kadar olmasa da Polonya da enflasyon ile yüzleşmekte. Hissedilir derecede gıda ve barınma fiyatlarında artış var. Polonya kuralları içselleştirmiş bir toplum yapısına sahip. Kamusal alanda her türlü kurala titizlikle uyuluyor. Çalışma hayatında da aynısı geçerli. Mobbing ya da ücretsiz mesai mümkün değil. Sosyolojik açıdan ise her ne kadar muhafazakar bir toplum olarak görülse de bir mahalle baskısı yok. Bu da daha eşitlikçi ve özgür bir sosyal yapı meydana getiriyor.”

‘Ailem Bulgaristan’dan kaçmıştı ben de Türkiye’den kaçıyorum’

Başarılı bir öğrenci olarak ülkenin önde gelen üniversitelerinden birinde yüzde yüz burslu okumuş ve şimdilerde Avrupa Birliği vatandaşı olarak başka bir ülkeye gitme hazırlığında olan, isminin yayınlanmasını istemeyen hemşire adayı da (ki ben ona röportajın devamında H.A. diyeceğim) kendi deneyimlerini paylaştı. Ailesinin bir zamanlar Bulgaristan’dan kaçtığını şimdi ise kendisinin aynı durumda olduğunu ifade eden H.A, “Ben ailem üzerinden aldım vatandaşlığı, anne tarafım da baba tarafım da vakti zamanında yaşadıkları topraklardan kaçmış ve Türkiye’ye gelmiş insanlar. Bir nokta da gidecek olmamın hikayesi biraz hüzünlü çünkü onlar oradan kaçıp buraya gelip bir hayat kurdular şimdi ise ben bir şekilde buradan kaçma yolundayım. Hikayem bu aslında” diyor.

‘Yaşama hakkı için bile mücadele vermek zorunda kalıyoruz’

Ülkeden gitme isteğinin en önemli faktörünün ekonomi olduğunu ifade eden H.A şöyle konuşuyor, “Ekonomi en önde gelen faktörlerden biri çünkü en temel ihtiyaçlarım artık lükse dönmüş durumda. Onun haricinde herhangi bir anayasal ya da insan hakları konusunda da bir umut göremiyorum. Artık en ufak şey için bile mücadele vermek zorunda kalıyoruz. En basiti yaşama hakkı için bile bazen mücadele vermek zorunda kalıyoruz.”

Burada okuduğu ve edindiği bir mesleği olduğunu ve bunun üzerinden hayatını ilerletmek istediğini kaydeden H.A, “Sıfırdan bir hayat kurmak zorunda kalmamak için çok çalıştım. Oraya bilgi ve birikim sahibi olarak gitmek için elimden geleni yaptım. Çünkü o ülkeye gittiğimde kimse önüme fırsatlar sermeyecek. Benim yine bir mücadele vermem gerekecek” diyor.

‘Beni savunacak insanlar da öteki’

Hemşirelik bölümünden H.A’ya ülkede artan sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin de ülkeden ayrılmak istemesinde bir etkisi olup olmadığını soruyorum, şöyle cevap veriyor: “Bu kararı alırken sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin bir noktada etkisi oldu. Çünkü şiddet arttıkça insanın motivasyonu da olumsuz etkileniyor. Yoksa ben de çok isterdim kendi ülkemde kendi anadilimde insanlara yardımcı olabilmek ama bir noktada sürekli ‘öteki’ olarak gösterilmek rahat hissettirmiyor. Çünkü ‘Başıma bir şey gelse beni savunacak kim var?’ düşüncesi sürekli aklımda. Zaten savunacak insanlar da ‘öteki’ olarak görülüyor. Ne yazık ki bu gibi durumlar beni bu noktaya getirdi. "

BALGÖÇ Başkanı: Son yıllarda başvurular arttı

Balkan Göçmenleri Kültür ve Dayanışma Derneği (BALGÖÇ) Başkanı Prof. Dr. Emin Balkan, son zamanlarda aileleri üzerinden vatandaşlık almanın mümkün olup olmadığını soranlarda büyük bir artış olduğunu anlatıyor. Balkan, “Önceleri insanlar, Bulgaristan’dan eziyet görüp buraya geldikten sonra tekrar oraya bir vatandaş olarak gitmenin ayıp olduğunu düşünüyorlardı. O dönem Türk Lirası daha değerliydi, ekonomi daha iyiydi. Ayrıca insanlar Avrupa Birliği’nin (AB) avantajlarını bilmiyorlardı. Zaman içerisinde Türkiye’nin parasal değerinin gerilediğini, leva ve euronun çok değerli olduğunu gördüler. Hal böyleyken son birkaç yıldır bu yönde yoğun bir talep var. Mesela son 5 yıl içerisinde vatandaş olmak için bize başvuranların sayısı çok arttı ve son 2 yıl içerisinde de büyük bir ivme kazandı. Bulgaristan vatandaşlığı alanlar genellikle Türkiye’den Batı Avrupa’ya çalışmaya gidiyor. Bulgaristan dışında vatandaşlık için Makedonya ve Kosova vatandaşlığı almak isteyenler var. Bu ülkeler de süreci yasal olarak kolaylaştırıyorlar. Bunlar AB’ye aday ülkeler” diyor.

TÜİK göç verilerini açıklamadı


Türkiye İstatistik Kurumu geçen yıl açıklamadığı ve yayımlanması planlanan 2021 yılına ait Uluslararası Göç İstatistikleri’nin bu yıl da ertelendiğini duyurmuştu. TÜİK’ten yapılan açıklamada “Ulusal Veri Yayımlama Takvimine göre 22 Temmuz 2022 tarihinde yayımlanması planlanan ‘Uluslararası Göç İstatistikleri, 2021’ haber bülteni, istatistiklerin elde edildiği Kurumların idari kayıtlarındaki çalışmaların devam etmesi nedeniyle ertelenmiştir” ifadeleri kullanılmıştı.

TÜİK tarafından 2019 yılında açıklanan son göç verilerinde Türkiye'den yurtdışına göç eden kişi sayısının bir önceki yıla göre yüzde 2 artarak 330 bin 289 olduğu ifade edilmişti.

Google trendlerde ‘vatandaşlık’

Öte yandan Google arama motoru trendlerinde de “vatandaşlık alma” yönündeki kelime öbeklerinde data artışı var. Haberimizin genel çerçevesi Bulgaristan olduğu için sözkonusu ülkeye yönelik vatandaşlık aramalarının grafiğini inceledik. Grafikte ise özellikle Temmuz ayının 10’undan sonra aramalarda artış olduğu görülüyor.