Yeni Şafak yazarı kendi mahallesine kızdı: Beyaz oligarşi yerini esmer oligarşiye bıraktı

Ergün Yıldırım bugünkü yazısında taşra sosyolojisinin merkez ile ilişkisini eleştirdi. 'Bugüne kadar Beyaz Türklerin sosyolojik eleştirisini çok yaptık' diyen Yıldırım, "Şimdi de merkeze yürüyen ve çevreden gelen taşra sosyolojisine bakmakta yarar var. Buna da eleştirel yaklaşmalıyız. Kendi üzerimize düşünmek ve kendimizi yenileyebilmek için bu elzemdir" dedi.

Yayınlanma:
Güncelleme: 14 Temmuz 2021 11:24
Yeni Şafak yazarı kendi mahallesine kızdı: Beyaz oligarşi yerini esmer oligarşiye bıraktı

Yeni Şafak yazarı Ergün Yıldırım bugünkü köşe yazsında taşra sosyolojisinin merkez ile ilişkisi üzerine "Beyaz Türkler karşısında taşranın hiç mi mesuliyeti yok?" yok sorusunu yönelten bir yazı kaleme aldı. 

'Merkez taşrayı etnik sorunlar ve tarikat tehditleri ile algılar'

Yıldırım'ın kendi mahallesini eleştirdiği yazısından ilgili kısım şöyle: 

"Taşra, küçüktür. Yolları küçük, köprüleri küçük evleri küçük, yerleşim yerleri küçük. Ufkuyla da küçüktür. Zekalarını her zaman büyük şehirlere kaptırır ve bu nedenle kalan 'vasatlarla' varlığını sürdürür. Taşrada siyaset, ticaret ve tarikat ilişkileri mahalle havasıyla hareket eder. Merkezin gözünde ise taşra ayaklanmaların, dinciliğin, iflah olmaz şikayetlerin ve çatışmaların yuvası. Bu nedenle demokrasi Türkiye’ye gelince, 'onların ayağına mı gideceğiz' der merkez. Merkez taşrayı etnik sorunlar ve tarikat tehditleri ile algılar. O nedenle zapt-ı rapt altına almak esastır. Özel kanunlar çıkarılır, özel görevliler atanır. Sık sık iskan politikaları uygulanır.

'Kültürel hoyratlıklar yeni tarzlarla ortaya çıktı'

1990 tarihlerinde dünya ile beraber büyük dönüşüm yaşama umuduna yöneldik. Taşra yeni bir hareket, yeni bir düşünce ve yeni bir çevre ile boy gösterdi: Milli Görüş, İslamcılar ve muhafazakarlar. Bu defa merkezi dönüştürecek orta sınıf teorileri ve merkez-çevre teorileri de buna eşlik etti. Üniversiteler açıldı, yeni medya kanalları doğdu, liberal değerler ve serbest piyasa oluştu. Ama taşra sosyolojisi aslında büyük ölçüde varlığını derinden derine sürdürdü. Rafine benlikler oluşmadı. Etik ve estetik bilinçler çoğalmadı. Taşranın sert, yoksunluk ve dar bilinci devam etti. Bu bilinç görünmez kudretiyle hâkim hale geldi. Muhafazakârlık, İslamcılık ve dini aktörler egemen hale gelince bu sosyolojinin ruhuyla hareket ettiler. Beyaz oligarşi yerini esmer oligarşiye bıraktı. Kültürel hoyratlıklar yeni tarzlarla ortaya çıktı. Türkiye, bu kuşağın dinamik İslami bilincini de tüketti. Erken büyüme ve siyaseten katl ile hayatlarına son verdiler."