Fatih Ertürk

Fatih Ertürk

Yazarın Diğer Yazıları

“Türkiye İslami Kurtuluş Cephesi…!”

2002 yılında AKP iktidara geldiğinde ana hedefleri tam demokrasi ve eksiksiz AB üyeliğiydi. nitekim 2004 yılında gündüz havai fişeklerle AB’ye giridğimiz ilan ediliyordu ki bugünkü tabloda ne yazık ik AB bize girdi ve “Türkiye ile AB üyeliği faslını artık kapatmalıyız. bu dönem bunu gerçekleştireceğiz” noktasına geldi. Kim dedi bunu;  önümüzdeki dönem AB komisyon başkanlığı yapacak isim. Başka kim dedi; şimdiki AB başkanı olan ülke Avusturya Dışişleri Bakanı Karin Kneissl, “Viyana Türkiye’yi AB’ye üye olabilecek bir aday olarak görmüyor” ifadelerini kullanmıştı. “Reis” ne dedi; “alsalar da olur almasalar da“.

Aslında AKP 2002 yılından bu yana adım adım AB yolculuğunu sonlandırmanın çareleriin arıyordu. Milleti bıktıra bıktıra sonunda buldu. Türkiye’yi adı konmamış bir tarikat ve cemaat toplumuna dönüştürdükten sonra tek adamlığını ilan etti ve Cumhuriyetin sonunun geldiğini ülkenin tahtasına bir çivi gibi çaktı. Milli Görüş’ün lideri Erdoğan’ın hocası  rahmetli Necmettin Erbakan ne demişti; “AB hristiyan kulübüdür ne işimiz var orada“. Türkiye bugün bu noktaya getirildi. Tabi bunda Avrupanın faşist ve ırkçı liderlerinin andavallığının da büyük önemi var….

Peki bizi niye AB’ye almaktan birden bire vaz geçtiler. Neydi bizimle ilgili endişe ve tereddütleri. Bakın size bir örnek; 16 Ekim Salı günü her zamanki gibi AKP grup toplantısını basın locasındaki yerime giderek izlemeye çalıştım (çalıştım diyorum çünkü her Salı AKP yetkilileri aslında hem yasak hem de iç tüzüge aykırı olmasına rağmen basın locasına özel bindirilmiş kıtalar yolluyor. Türkiye’nin her ilinden gelen Ak bilmem ne grupları burada gazetecilerin kulaklarına kulaklarına “Reiiizzzzzz” diye bağırıp Türkiye’nin nasıl büyük bir yolculuk yapan büyük bir ülke olduğunu bağıra çağıra sloganlarla anlatıyorlar. Arada ayıp olmasın diye otobüslerinin parasını ve harçlıklarını veren AKP’li vekilin adını da ‘Çorum Bayat bilmem ne ile gurur duyuyor’ slogan atmayı da ihmal etmiyorlar. Bazı gözlerine kestirdikleri basın mensuplarına da açık bir biçimde laf atmaya da çekinmiyorlar. Bıraksanız boğazınıza sarılıp orada çöktürecekler. Buna izin veren yüce iradenin!  son yaptığı ise parlamento muhabirlerinin ana binadaki lokantada vekillerle birlikte yemek yemelerini yasaklamak. Aslında basın bürolarına o kadar uzak bir yer ki zaten kimse yemek yemeye pek istekli değil. Koruma,polis, bahçe görevlileri ve personelle birlikte başka bir binada alt katta yemek  üzere marş marş sürgün yedik).

Hemen oturduğum yerin altında yabancılar vardı. Uzak doğulu kimselere benziyorlardı ama çok önemsemedim: Ama biraz sonra AKP grubunun onur konuğu oldukları ilan edilince kim olduklarını araştırınca şaşırdım. Çünkü bu arkadaşlar; Filipiinler’de 120 bin kişinin ölümünden sorumlu olan, 1981 yılından bu yana ülkeyi iç savaş ortamına sürükleyen, katliam üzerine katliam gerçekleştiren,  El Kaide’nin Afganistan’daki kamplarına 600 savaşçı gönderip kendisi de bu terör örgütüyle yan yana duran, Filipinler hükümet ordusuyla çarpışan ayrılıkçı Moro İslami Halk Cephesi yöneticileriydi. ABD, Avrupa Birliği ve tüm uygar ülkelerce (Çin dahil) terörist olarak nitelendirilen eli kanlı bir örgütün önde gelen isimleriydi. AKP’nin de onur konuklarıydı. Filipin hükümeti bu işe ne der diye düşünürken gelenlerin Ebu Seyyaf grubundan olduğu söylendi. Hani 14 Filipin’li deniz askerinin pala ile boyunlarından kesen terör örgütünün lideri.

Fotoğrafı aşağıda göreceksiniz. Yakışır mı böyle NATO üyesi, AB sözde adayı, 100 yıllık demokratik bir cumhuriyet modeli olan bir ülkenin siyasi iktidarı üstlenen en büyük partisine, yakışır mı böyle bir ülkeye diyecekisiniz ama ne yakışmıyor ki…

Bakın şu an diplomatik ilişkilerimizin bir türlü yerli yerine oturmadığı ve kimisine büyükelçi bile gönderemdiğimiz ülkeleri size sayayım; Mısır, Suriye, Libya, Irak, İsrail. Kriz üstüne kriz yaşadığımız ülkeler ise; Hollanda, Avusturya, Belçika, Almanya, Fransa, Yunanistan, düne kadar ABD, düne kadar Rusya, Ermenistan.

Kimlerle aramız iyi; Filipinler’deki Moro İslami Halk Kurtuluş Cephesi, Mısır’daki Müslüman Kardeşler Örgütü (Katar’dan sürgün edilen 7 İhvan-ı Müslimin örgütünün lideri İstanbul’un en lüks otellerinde konaklıyor. Bugün Ortadoğuda kime sorarsanız sorun Müslüman Kardeşlerin yeni merkezi neresi diye cevap hazır; İstanbul), HAMAS, Özgür Suriye Ordusu adı altında Ceyşül İslam’dan başlamak üzere 10’a yakın cihatçı örgüt, Somali ve Sudan’daki cihatçı gruplar, Tunus’taki EnNahda adlı (Müslüman Kardeşler çizgisinde) cihatçı ve selefi parti (lideri AKP kongresine çağrılmıştı), bir dönem El Nusra (hatırlarsanız bir El Nusra komutanına Türkiye’de makam arabası tahsis edilmişti ve korumalar  verilmişti. Bu komutanın arabası kim olduğu bilinmeyen istihbarat örgütlerince Antakya’da havaya uçuruldu).

Hiç düşündünüz mü bizi acaba Kapıkuleden sonra yani sınırlarımızın dışına çıkıtğımızda diğer ülkeler nasıl görüyor. Örneğin bir küs bir barışık olduğumuz İsrail…

Adı; Moshe Ya’alon . İsrail Silahlı Kuvvetleri eski Genel Sekreteri ve 2013-2016 yılları arasında İsrail Savunma Bakanı olarak görev yapmış. 20 Mart 2017’de ile bir brifing düzenleniyor İsrail’in bu önemli ismi. BİTCOM adı verilen bir panel sonrası gazetecilerin sorularını yanıtlıyor. Önce bu konuda konuşmak istemiyor ama ısrarlı sorular üzerine şunları söylüyor;

Bugün gördüğümüz, Orta Doğu ve ötesinde hegemonya isteyen üç farklı radikal İslamcı hareket arasındaki çatışmadır.Birincisi, “İslam devrimini” ihraç etmeye çalışan İran ideolojisi var. Bölgede hegemonya arayışına giren ikinci radikal İslamcı hareket, Sünni cihatçılardır; ister ISIS (İŞID), isterse de El-Kaide olsun, amaçları Ortadoğu ve ötesinde bir İslami hilafet dayatmaktır. ISIS(İŞID) , Irak, Suriye, Sina ve Libya’da İslam Devleti kurmayı başardı. Sünni cihatçılar – özellikle de ISIS(İŞID) – bölgede çok fazla düşman var. Bununla birlikte, ISIS(İŞID) ile mücadele devam ediyor.Üçüncü unsur Türkiye‘dir. Cumhurbaşkanı Recep Erdoğan, bölgedeki Müslüman Kardeşlerin lideridir ve Müslüman Kardeşler ideolojisine dayanan yeni bir Osmanlı imparatorluğu kurmayı hedeflemektedir. Bu amaçla uzun bir süre akılda kaldı. ISIS’i (IŞİD) ekonomik olarak  satın alarak destekledi.”

Hadi diyelim bunu İsrail söylüyor. Peki Müslüman Kardeşler’in kendisi ne diyor. Örneğin;  AKP’nin pek çok sevdiği ve Türkiye’de İslamcı mağazaların da ortaklığını ve yöneticiliğini yapan Kemal el-Hilbavi. Müslüman Kardeşlerin lider kadrosundan biri ve bir dönem sözcüsü. Ne diyor Hilbavi; “Türkiye ümmetin kurtarıcısı. Liderimiz Erdoğan“. Peki Mısır’da Müslüman Kardeşler (İhvan) Teşkilatı eski  Uluslararası İlişkiler Komiseri Yusuf Neda. O ne diyor hareketin lideri Erdoğan’a; “Türk halkı, Osmanlı İmparatorluğu’nun devamı olduğunu unutmamalıdır. Eğer tekrar eski günlerine dönmek istiyorlarsa düşmanlarının asla uyumadığını dikkate almak zorundalar“. Kim uyumayan düşman. Ülke içinde Hilbavi’nin hedef gösterdiği kimler.

Tavsiyem kimse oturduğu yerden ahkam kesmesin; öyle demokrasi, seçimler, cumhuriyet, parlamenter sistem falan diye. Demokrasiyle gelenlerin, Milli İrade ile ayakta duranların artık her ikisine de zerre kadar saygıları görünmüyor. Türkiye şimdi bir makasa girdi ve geçmişle yollarını ayırdı. Eğer demokrasi ve demokratik kurallar içinde seçimlerde durdurulamazsa akılda kalan sadece hatıralar olacak.

Nasıl ironi yapıyor, ne diyor bir Mısır yayın organı Türkiye için:

“Türkiye İslami Kurtuluş Cephesi…!”

Yazarın Diğer Yazıları