Tolga Şardan (Büyüteç)

Tolga Şardan (Büyüteç)

Yazarın Diğer Yazıları

Belediye başkan adayları seçimi

Yerel seçimlerle ilgili siyaset süreci farklı zeminde yürümeye başladı, bir süredir.

Geçmiş seçim dönemlerindeki siyasi mücadeleden yerel seçim rekabeti daha çok bir ölüm – kalım meselesine dönüşmüş vaziyette.

Suriye’de yaşanan gelişmelerin yanında özellikle yurttaşı ilgilendiren ekonomik göstergelerin sürekli dalgalanması, pazarda alışveriş yapan yurttaşın boş file ile evine dönmesi, kısacası hayat pahalılığı yerel seçimler öncesinde iktidarı en çok zorlayan durum.

31 Mart’taki yerel seçimlerin hem iktidar, hem de muhalefet açısından büyük önemi var.

Seçim sonucunda, siyasi yelpazedeki oy oranlarının değişme olasılığının yanında halkın gündelik yaşam biçimini doğrudan etkileyecek yerel yönetimler seçilecek.

Belediyelerin elindeki imkânlar

Bu yüzden, belediyelerin iş başına gelme hakkını elde ettiği yerel seçimler, milletvekillerinin seçildiği genel seçimlerden daha önemli kanımca.

Çünkü günümüzde yerel yönetim demek; yetki demek, parasal güç demek, oluşabilecek rantın ilk basamağı demek, genel siyasetin başlangıcı demek, halka dokunmak demek, bu dokunuşlara halktan yanıt aramak demek, gündelik hayatı biçimlendirmek demek.

Yeni yasama düzeni çerçevesinde yerel yönetimlerin başı olan belediye başkanları ve yönetimlerinin, genel seçimlerle TBMM’ye gönderilen milletvekillerinden daha etkin olduğunu görüyoruz. Hele sorumlu oldukları parayı yönetmekte sınır tanımıyorlar.

Tablo gösteriyor ki, seçime girecek partilerin mevcut siyasi zeminde yerel yönetimlere göstereceği adayları, milletvekili seçimlerine göre daha ince eleyip sık dokuması gerekiyor.

Tercih edilecek adaylar

Bu durum iktidar için de aynı, muhalefet içinde aynı…

Milletvekilliği seçiminde olduğu gibi farklı kesimlerden isim yapmış kişilerden ziyade belediyeyi yönetebilme becerisini gösterecek isimlerin aday gösterilmesinde fayda var. Aday belirlemede tribüne oynamaktan kaçınmak şart. Popülarite yerine halka dokunuşu sağlayacak isimlere yönelmenin hem siyaset sistemini, hem de belediyelerin çalıştırılmasını kolaylaştıracağını düşünüyorum.

Kaldı ki yerel seçimleri kazanarak belediye başkanlığı koltuğuna oturacak isimlerin, görev süreleri boyunca çok dikkatli hareket etmelerini gerektiren bir döneme gireceklerini söylemek yanlış olmayacaktır. Özellikle muhalefetten seçilen isimler için.

Muhalefet partilerinden seçilen isimler, görevleri sırasında kılavuzlarını iyi seçmek zorundadır.

Bu seçimlerde Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki belediyeler kadar batıdaki bazı büyükşehir ve ilçe belediye başkanlıkları da iktidar ile muhalefet için önemli.

Özellikle Ankara, İstanbul, İzmir, Bursa, Adana, Mersin, Antalya, Aydın gibi büyükşehirlerin yanında Çankaya, Yenimahalle, Keçiören, Kadıköy, Şişli, Beşiktaş, Bakırköy, Konak, Konyaaltı gibi ilçeler oy yarışında öne çıkan seçim çevreleri.

Bu ve benzer seçim çevrelerinde özellikle muhalefet partileri, yarışı kazanmaları halinde çok daha dikkatli olmak zorunda.

Seçim sonrasında oluşacak siyasi tablo çerçevesinde belediyelere yönelik gerçekleşmesi muhtemel bir kaç senaryo Ankara’da konuşuluyor. Ancak, siyasi polemik konusu olmaması için şimdilik açmıyorum bu konuyu.

Dosyalar raflardan inecek

Belediye seçimleri yaklaşırken; seçimler sonrasında iş başına geçen belediye yönetimlerinin, idare yani devletçe ciddi biçimde takip edilmesi ve mercek altında alınması durumunu göz ardı etmemek gerekir.

Türkiye’de yerel yönetimleri denetlemek İçişleri Bakanlığı’nın sorumluluğunda.

Seçim arifesi olması nedeniyle şu anda gerek iktidar, gerekse muhalefet belediyelerine yönelik “zorunlu olmadıkça” herhangi bir denetleme yapılmıyor, bakanlık tarafından.

Bu durumla ilgili müfettişlere yazılı bir talimat olmasa da bir süreç yürüyor.

Ama bu durum, seçimden sonra devam edecek değil. Şu anda olan biten her şey bir yerlerde not ediliyor, kayıt altına alınıyor.

Seçimler sonrasında oluşacak siyasi tabloya göre raflardan inecek dosyalarla belediye yönetimleri karşı karşıya kalacak.

NAZİRE DEDEMAN ÇAĞATAY’IN SİLAHA KARŞI MÜCADELESİ UNUTULMAMALI

Henüz 17 yaşında ve delikanlılığa yeni adım atıyordu Umut Önal, arkadaşı Melih Turgut’un tabancasından çıkan kurşunla yaşamını yitirdiğinde.

Tabancayı elinde tutan ise, Ankara’nın yeraltı dünyasının önde gelen isimlerinden Kürt Ahmet lakabıyla tanınan Ahmet Turgut’un oğluydu.

Cinayetin ardından epey şeyler yazıldı, çizildi. Ama kanımca tam olarak aydınlatılamayan bir dosya olarak tozlu raflardaki yerini alan bu olay, gündeme her gelişinde vicdanları kanattı hep.

Zanlının babası Ahmet Turgut’un “hatırlı dostları”nı devreye soktuğu, tanıdığı polis şeflerinden destek aldığı iddiaları hep gündemde kaldı.

Daha önce iki evladını çok küçük yaşlarda kaybeden Nazire Dedeman Çağatay, katlanamadığı evlat acısını Umut’u yitirmekle bir kez daha yaşadı.

Evladını bir tabancadan çıkan kurşunla kaybeden Nazire Hanım, bundan sonra hayatını “bireysel silahsızlanmaya” adadı.

Bu amaçla UMUT VAKFI’nı kurdu.

Vakıf aracılığıyla bireylerin silah taşıma ve kullanmasını sınırlama için var gücüyle çalıştı. Devlet yönetimleriyle her dönem bu konu çerçevesinde temas kurup silah kullanılarak işlenen suçların önlenmesi için çabaladı.

Bu çabalarında çoğunlukla karşılık buldu.

Ne ki, eski bir organize suç örgütü liderinin sokakları silahlandırma çağrısı yapması nedeniyle hakkında adli soruşturma başlatıldığı gün yaşamını yitirdi Nazire Hanım.

Sanki bu çağrıyı protesto edercesine…

Nazire Hanım’ın mirasını devralan yakınlarının artık yeni bir görevi var, vakfın misyonuna sahip çıkmak. Nazire Hanım’ın vasiyeti yerini bulmalı, başlattığı iş yarım bırakılmamalı.

Bu dünyada Nazire Hanım’la helalleşemeyenler, bakalım öbür dünyada nasıl helalleşecekler?

 

Yazarın Diğer Yazıları