SON DAKİKA
Özcan Yeniçeri

Özcan Yeniçeri

Yazarın Diğer Yazıları

Beşinci Özgürlük ve Zarrab Davası

Hukuk devleti, demokrasi, insan hakları ve özgürlük bayrağını hegemonyasının aracı olarak kullanan ABD, milli devletin egemenlik alanlarına gittikçe daha fazla müdahale etmektedir.

Küresel güç özgürlük düşmanı olarak gördüğü milli egemenliğin karşısına “hümanist” değerleri koymuştur. Sözde insanlık değerleriyle donatılmış supranasyonel (uluslar üstü) kurumlar vasıtasıyla milli egemenlik mahkum edilmektedir.

Merkezsiz ve topraksız egemenlik aygıtı!

Milli devletlerin yönetimi birer birer tek bir yönetim mantığına göre işleyen Amerikan güdümlü ulus-üstü organların denetimine girmektedir. Birleşik Devletler, uluslararası örgütleri milli devletlerin üzerinde merkezsiz ve topraksız baskı yaratan bir egemenlik aygıtı biçimine dönüştürmüştür.  Bu aygıtlar ya ABD’nin etkinliği altında ya da doğrudan ABD ve müttefikleri tarafından yönlendirilmektedir.

Bütün yönlendirme ve gayretlerin amacı Amerika için iyi olanın bütün dünya için iyi olduğunu kabul ettirmeye yöneliktir. Bu yaklaşık yüzyılı aşkın bir süredir böyle devam etmektedir. Birinci Dünya savaşı boyunca Wilson’a hizmet veren Amerikalı tarihçiler “Sahne, savaşı bizim kazanmamızın herkes için iyi olacağına tüm dünyayı inandıracak bir tarzda düzenlenmektedir”, demekteydi. O günden bugüne sahnenin dekorları değişmekte ancak amacı sabit kalmaktadır.

ABD’nin güce başvurma hakkı!

Amerikan yönetimleri öteden beri kamu oyu, hukuk, demokrasi ya da insan hakları gibi kavramları amaçlarının araçları olarak kullanma hakkını kendilerinde görmekteydiler. Amerika’yı yönetenler bu uğurda kendi halklarını dahi aldatmaktan çekinmemişlerdir.

Halkı aldatmayı bir çeşit zorunluluk (!) olarak gördüklerini bir zamanların ünlü tarihçisi Thomas Bailey şu şekilde ifade etmişti: “halk son derce kısa görüşlüdür. Tehlikeler gırtlağına dayanana kadar çoğu kez işin farkında olmaz. Devlet adamları halkın çıkarlarını korumak için halkı aldatmaya mecbur kalmaktadırlar”.

Milli menfaatler, Jeopolitik ve jeostratejik faktörler hemen hemen bütün devletlerin dış politikalarını yönlendirmektedir. Ancak büyük güçler insan hakları ve ahlakı; hegemonik politikalarını meşru  göstermede ya da düşmanlara yapılan propaganda saldırılarının temeli olarak kullanmayı bir görev olarak kabul etmektedirler. Küresel gücü elinde bulunduran devletler kendilerine güce başvurma hakkı tanımaktadırlar.

Beşinci özgürlük!

Başkan Roosevelt “serbest konuşma, ibadet etme, korkusuzca yapma özgürlüğü ile asgari ihtiyaçların baskısından kurtulmuş olarak yaşama özgürlüğü”nü dört temel özgürlük olarak tüm dünyaya ilan etmişti. Chomsky, ABD’nin gerek güvenlik ve gerekse uluslararası politikasının esasının “Beşinci Özgürlük” olarak ifade ettiği temel stratejik hedefler tarafından tayin edildiğini iddia etmektedir.  

“Beşinci Özgürlüğü” de; soyma, sömürme, hüküm altına alma ve sonuç alabilmek için her türlü güce başvurma özgürlüğü olarak tarif etmektedir.

Bugün dünyada ABD’nin bencil, acımasız, hukuk tanımaz tutum ve tavırlarını sorgulayacak bir güç yoktur.

Amerikan askerinin öldürme hakkı, siyasetçilerinin hata yapma özgürlüğü, şirketlerinin dünyanın her yerindeki kaynakları sömürme yetkisi sorgulanamaz mutlak bir hak halini almıştır.

ABD askeri gücüne dayanarak kendi şirketlerinin iradesini dünya iradesi haline getirme gayreti içindedir. AB ve Rusya ise pastadan kendilerinin de pay almaları çerçevesinde Amerikan güdümünde sürdürülebilir  bir küresel düzene dünden razıdır.

Hem ABD’nin hem de ABD karşıtı gibi görünen itirazların meşruiyet ya da ahlaki kaygılarla bir ilgisi yoktur. ABD’nin eski dışişleri bakanı Shultz “Eğer kudretin gölgesi pazarlık masasına düşmemişse, müzakereler teslim olmanın nazikçe adlandırılmasından başka bir şey değildir” demişti.

ABD’nin terör örgütü PKK/PYD ile ilişkilerini yargılamak bir yana sorgulamak bile kimsenin haddi değildir. ABD ise Zarrab üzerinden ambargo delme bahanesiyle Türkiye’yi yargılamak hakkını kendinde görüyor. Ne de olsa ABD için beşinci özgürlük var!

 

Yazarın Diğer Yazıları